.

Bilen bilir:
Biz Doğulular acı yemeyi çok severiz.

Diyeceksiniz ki:
‘Meksikalılar da acı yemeyi çok sever’
Haklısınız.
Zira Meksika da bir yerin doğusu.

Derler ki:
‘Bizde doğuştan böyle. Genimizde var’
Haklılar.
Genetik miras.
Evrim mekanizmasını fazla kurcalamaya gerek yok:
Bazı mirasları istesen de reddedemezsin.
Yine de kafamı kurcalayan şeyler var.

Çocukken bir pazar kahvaltısı esnasında babama,
‘Arkadaş anlamıyorum bir insan tatlı tatlı tatlı yemek varken neden sapıkca acıyı sever’ deyince,
anamla bir ağızdan çıkışmışlardı;
‘Aaaa, oğlum ayıp, denmez öyle, bizim genimizde var’
‘Bende niye yok amına koyum’
‘E ge men!!!’
‘Fıkra fıkra, aklıma bi fıkra geldi de’

Sonra çözmeye başladım.
O miras durduk yerde birikmemişti.
Biz Doğulular acıyı yaşadıkça seviyorduk:

Öğrendiğime göre her şey bir şaplakla başlamış.

Benim ilk hatırladığım komşu kızının kafamı sol lobtan yaran gazoz kapağı mermeri.

Sonra Fener Kadıköy’de penaltı kaçırdı,
ben de maçı uzatmaya götürecek serbest atışı.
İşin kötüsü,
hiç de söylendiği gibi değildi,
asla kıyaslanamıyordu;
elinden gelenlerle gelmeyenler yani,
o an hangisini yaşıyorsan,
o daha acıydı.
Som acı.
Beş faulle kenara gelirken ne düşündüğümü net hatırlıyorum:
‘Kantinciyle konuş Egemen, lahmacunlar çok az acılı.’

Sonra bir sınav esnasında yan sıradaki kızdan kalem istedik.
10 taneden birini dahi vermedi.
Saygı duyduk,
bi bok diyemedik.

Sonra kazağının kokusu yüzünden servisine yazıldığım kız haftasında İstanbul’a taşındı iyi mi?
Her gün servisten inip eve birkaç kilometre yürürken biraz daha sevdim acıyı.
Hiç itiraz etmedim.
Birkaç sene sonra duydum ki nişanlanmış, lavuk başını kapamış kızın.
Çok merak ettim:
Hiç itiraz etti mi?

Sonra Rıdvan düştü, kalkmak bilmedi arkadaş.
Sonra Dolar şaha kalktı, daha da düşmez zaten.
Bir de okul çıkışı kız arkadaşımın yanında 6 kişi küstürünce beni:
O ay pul bibere dadandık.

Meğer aşk acısından acısı; acı aşkıymış.
Hem de daha yeni alevleniyormuş.
Düşünsene,
şu şey,
ne denir ki ona?
Hani şu,
o işte;
Ankara Belediye Başkanı oldu.
Ne dicez canım.
‘Kabus bu, bitince geçer’ dedik.
Ben bir ara belki rüyaya döner mi diye sevmeye bile çalıştım.
Ne gülüyon la!

Sonra tavşan balkondan atladı.

Sonra da o allahın belası trafik kazası.

‘Anne neden eve cin biber almıyoruz?’
‘Alırım oğluma ben neden almıcakmışım?’

Ardından aklımıza geldi:
‘Biz hiç aldatıldık mı acaba?’
E o kafayla aldattık tabii.
Üstelik hepsi gerçekmiş,
öylece çıkınca ortaya,
başladık gece acıkınca pullu cinli tost yapmalara.

Sonra üniversite;
romanlar ve filmler, aşklar ve savaşlar, gerçekler ve yalanlar.
Biliyorsun:
120 milyar kişilik bir çetenin milyonlarca yıllık serüveni.
Suç ortaklığımızın kısa tarihi.

‘Ona ekmek arası pul biber deme bence foo,
daha çok pul biber arası ekmek o’

‘O diil de, biber gazı faranjite iyi geliyo’

‘Saçmalama!’

‘Habanero diye bir Meksika biberi varmış, yedin mi?’

‘Ah foo!’

Ve bir Cuma sabahı o kaçınılmaz sürprizle uyandım:
Mikroplar, bakteriler, virüsler midemi ablukaya almıştı.
Akyuvarların, alyuvarların tüm ulaşım yolları kapatılmıştı.
Bağırsaklarım pasif direniyordu.
Orantısız güç kullanıldığı namelerimden belliydi.

Acıyı unutmak için başka bir şey düşünmeye çalıştım:
Devrim?
Yoksa sırası gelmiş miydi?
Yoksa sırası gelir miydi?
İnsan kendi vücudunda devrim yapabilir miydi?
Orta parmağımı dilliğe atasam,
kalbimi beyin olmak için adaylığını koymaya ikna edebilir miydim?
Vah vah vah!
Şu zavallı hafızam!

‘Aaaah!’

İş başa düşmüştü.
Bir an önce hastaneye gidip kendimi kurtarmalıydım.
Evden bağıra çağıra çıktım.
Nasıl vardım hatırlamıyorum.
O gücü nerden bulmuştum?
Yolu nerden biliyordum?
Bu özgüven de neyin nesiydi şimdi?

Doktoru gördüğüm an bayıldım.
Ayıldığımda oda kalabalıktı.
Herkes arasında fısır fısır bir şeyler konuşuyordu.
Gözlerim annemi babamı arıyor,
bulamıyordu.

‘Uyandım’ dedim.

Birden sustular.
Cehennem yolunda cennet manzarası görmüş bir ifadeyle beni izlemeye koyuldular.

Doktor aksak ritimle konuşmaya başladı, sesini bir açıyor bir kısıyordu:

‘Egemen, dünyanın önde gelen uzmanları aramızda. Karar verdik ki; bu bir mucize. 200 milyarda bir görülen bir hastalık’
‘Ben bugüne kadar toplam 120 milyar insan doğdu diye biliyorum’
‘Haklısın, zaten biz de hiç beklemiyorduk’
‘Allah Allaah’
‘Vallahi bak’
‘Peki ne yapacağız?’
‘Neyi ne yapacagız?’
‘Mucizeyi, yani hastalığı işte, var mı bir çözümü doktor?’
‘Haaaa, ooo, oo, geçti canım o’
‘Nasıl geçti, ilaç mı verdiniz?’
‘Yook, yok, yk, sen fark ettiğin an geçti, bu hastalığın ilacı fark etmek zaten, anlaşılınca hemen geçiyor’
‘Anlıyorum’
‘Şükürler olsun!’
‘Amin’
‘Ancak ne olur ne olmaz, siz yine de fırsat buldukça geziye çıkmayı ihmal etmeyin Egemen Bey’

, 24 Kasım
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi