.

Berlin – Hamburg

İnsan havada olunca beyni daha bir farklı mı çalışıyor acaba? Oksijen daha az olduğu için mesela? Belki de aşırı rahatlıktandır. Yolcu olmak sizi bazı sorumluluklardan da kurtarıyor olabilir. Örneğin düşünme ve değerlendirme sorumluluğundan, “Parasını verdim, tahammül edin bana.” 

Çocuklar zor, uçan çocuklar daha zor. Annesinin yanında oturuyordu. En fazla sekiz yaşında. Saçı uzun, kız mı erkek mi anlayamadım.

“Pilotu görmek istiyorum” dedi. Annesinde hiç tepki yok.

“Neden istiyorsun bakalım küçük prens… es?” diye şirinlik yapmaya çalıştım.

“Kral” dedi çocuk.

“Ne emredersiniz kralım?” diyerek gülümsedim.

“Pilotun bıyığı var mı yok mu diye iddiaya girdik” diyerek annesine baktı.

“Pilotun bıyığı yok ama kucağında kocaman siyah bir yılan var” dedim.

Çocuk yol boyunca ağladı.

Hamburg – Münih

Adam çift kaşarlı tost istedi. Götürdüm. İçini açıp baktı:  

“Bu bana çift kaşar gibi gelmedi” dedi.

“Tabii ki çift kaşar, kendi ellerimle saydım da koydum” dedim, “Bir, iki”

İçindeki erimiş kaşarı çıkardı. Bir kâğıda sardı. Bana geri verdi.

“Lütfen bunu değiştirin. Ben çift kaşarlı istemiştim.”

“Beyefendi eğer kaşarı eksikse üzerine bir tane daha koyarız, neden çıkarıp geri veriyorsunuz? Bu görüntü hiç hoş değil” dedim.

“Ben şu anda business class’tayım hatırlatırım. Saygın bir işadamıyım. Bu tarz bir muameleyi hak etmiyorum” dedi.

Gittim, tostu yenileyip geldim. Kontrol etti:

“Bunda iki buçuk kaşar var, niye fazla? Sadaka mı veriyorsunuz?” şeklinde bir şeyler geveledi.

“İkisi yemeniz için, diğeri de yatırım yapmanız için.” dedim.

Münih – Paris

Kadının omuzlarına masaj yapacakmışım. Çok yorulmuş. İstanbul’dan aktarmalı gelmiş. Tipik bir Fransız kibri.  

“Ben masaj yapmayı bilmiyorum” dedim.

“Masaj yapmayı bilen birini gönderin o zaman” dedi.

“Hanımefendi uçağımızda hiç kimse masaj yapmayı bilmiyor… Ama sırtınıza bardak çekecek birisini bulabilirim” diye fısıldadım.

Küstü bana. Hep uyudu.

Paris – Manchester

“Bana şu kitabı okuyabilir misiniz, ben kendim okuyunca korkuyorum da.”

Manchester – Londra

Gökyüzünde insanlar daha bir vahşi görünüyor gözüme. Beyinden yoksun kimselere ve emekli pilotlara uçağa binmek yasaklanmalı. Ömrüm bin katlı kulelerin bin kat üstünde geçiyor ama sığ insanların sığ istekleri ve ukalalıkları karşısında her gün boğuluyorum. Her gün yeniden doğuyorum. Fakat ne için? Uçakları bar zanneden insanlara şampanya doldurmak, tuvaletin kapısını açmak için. Ne için? Uçuşun başında çıkış kapılarını gösterirken yalancıktan kulaç atmak için.

Çok yaşlı bir adamcağızdı. Sevimli gelmişti ilk başta. Yol boyunca içti. Hep beni çağırdı. Buna karşılık bir kere bile tuvalete gitmedi. Mesanesine bir hortum bağlı gibiydi. Başka türlü olamazdı. Sarhoş olunca televizyonun açılmasını istedi. Önündeki ekranı açtım.

“Bunu istemiyorum ben normal televizyon istiyorum, Cosby Show başladı” diye inat ediyor adam.

“Cosby Show biteli yıllar oldu” desem de anlatamadım. Kahve ikram ettim sakinleşsin diye. Kahveyi içtikten sonra kustu. Temizlememize izin vermedi. Sızmadan önce şunu dediğini hatırlıyorum:

“Pilot neden öyle mır mır konuşuyor? Anama mı küfrediyor belli değil.”

Londra – Frankfurt

“Köpeğimi çişe çıkarabilir misiniz?”

“Köpeğiniz nerede?”

“Bagaj bölümünde”

“Merak etmeyin hanımefendi, köpeğinizi az önce çıkardılar, fakat paraşüt kullanmak istemedi. Biz de market poşeti bağladık.”

Frankfurt – Viyana

“Bu uçaklar sık sık düşüyor mu yoksa bazen mi düşüyor? Öyle bir şey duydum da aslını sizden öğrenmek istedim” 

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi