.

“Bir Zamanlar Anadolu’da” üzerine yazılacak çok şey var. Bu kısa yazıda sadece bir noktaya odaklanmayı deniyorum.

Film boyunca Nuri Bilge Ceylan’ın kamerası bir cesedin peşinde sürükleniyor. Ceset aranıyor, bulunuyor, topraktan çıkarılıyor ve otopsiye alınıyor. Ancak kamera bir cesedi takip etse de filmde izi sürülen iki ceset var. Biri gözümüzün önünde, filmin merkezinde. Diğeri sadece diyaloglarda, daha derinlerde. Biri toprağın altında, diğeri bilincin… Biri otomobillerin aradığı, yolu farlarla aydınlanan; diğeri konuşmaların arasına saklı, mimiklerin işaret ettiği bir ceset…

Sinema kuramcısı John Orr, modernist sinemayı ‘çevre dışı’ndaki öğeleri kullanma biçimiyle açıklar. Yenilikçi sinemanın büyük çoğunluğu artık öykünün merkezde olmadığı filmler yapmayı tercih ediyor. Modernist sinemanın büyük başyapıtlarının duygusunu oluşturan asıl öğe, görünenlerden çok, kör alanda, kadraj dışında kalanlardır. Sanat filmlerinde (kişisel sinemada) hikayenin büyük bölümü kadraj dışındadır. Hayal gücüyle tamamlanmaya muhtaçtır. Piyasa filmlerinde (anaakım sinemada) hikayenin hemen hepsi kadraj dahilindedir. Gözümüzün önündedir. Söz konusu filmdeyse ilginç bir durum var. Bir olay kadraj içi ve dışı olarak bölümlenmemiş. İki ayrı olay, iki ayrı kanala oturtulmuş. Biri kadraj dışına sızmış, diğeri kadraj içinde kalmış. İki olay, iki ceset…

Filmin finalindeki otopsi de bu iki cesede birden yapılıyor aslında. Kesilen cesedi görmüyoruz. Kemik ve iç organ seslerini duyuyoruz sadece. Bir tür bilinç üzeri olan görüntüdeyse sadece doktorun yanağına sıçrayan kan var. Bu hem bulunan cesedin hem de savcının karısının kanı…

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi