.

Günümüz edebiyat tutkunlarının vazgeçmedikleri kitapların başında polisiye romanlar gelir. Ancak böylesine büyük ilgiye rağmen polisiye romanların edebiyat tarihine ne zaman girdiği ve ilk romanın kime ait olduğu bilinmez. Polisiye ilk Türk romanının kime ait olduğunu ortaya çıkararak gün yüzüne çıkaran kişi araştırmacı-yazar Erol Üyepazarcı’dır. Pazarcı’nın araştırmalarına göre, Türkçe’ye çevrilmiş ilk polisiye roman 1881’de Fransız bir yazar olan Ponson Du Terrail’in Paris Faciları Ahmet Münif tarafından çevrilmiştir. Pazarcı ayrıca, Paul Fesch adlı Fransız gazetecisinin Abdülhamid’in Son Günlerinde İstanbul isimli kitabını çevirdiği sırada yakaladığı ipuçlarından yola çıkarak, Türkiye’nin ilk polisiye romanının kime ait olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Gelelim konunun ayrıntılarına…

Tanzimat döneminin en popüler gazeteci ve yazarı Ahmet Mithat Efendi, Türkçeye çevrilen ilk polisiye romanlarından olan dönemin ünlü Fransız polisiye yazarı Emile Gaboriau’nun Orcival Cinayeti isimli romanını 1883 yılında gazetesi Tercüman-ı Hakikat’ta tefrika olarak yayımlayıp aynı yıl kitap olarak bastı. 1883’te ilk polisiye roman olan Esrar-ı Cinayat-ı (Cinayetlerdeki Sırlar) yazarak kendi gazetesinde tefrika olarak yayınladı ve ertesi yıl bu çalışmayı kitap haline getirdi. Mithat Efendi, romanında Emile Gaboriau’dan büyük ölçüde etkilenmişti. Ama yine de yerli renkleri ustalıkla kullanıp yapıtın yerel niteliğini iyice belirleyebilmişti. Romanda tıpkı Gaboriau’nun yaptığı gibi salt analitik çıkarsamalarla sonuca giden bir muamma romanı yazmamıştı. Melodramın insan kaderi ile ilgilenen trajik yazgısına romanında cinayet kadar başat bir rol vermişti.

Ahmet Mithat, Gaboriau’nun meşhur polis detektifi “Mösyö Lecoq” gibi romanda bir araştırmacı yaratmıştı. Bu Beyoğlu Mutasarrıflığı soruşturma memuru Osman Sabri Efendi’diydi. Osman Sabri önündeki sorunlar sadece cinayetle ilgili de değildi. Aynı zamanda Beyoğlu Mutasarrıfı’nın karşıt gücüyle baş etmek ve bunun için de çeşitli yollar düşünmek ve kendisine yandaşlar bulmak zorundaydı. Romanın gelişme çizgisi içinde verilen mücadeleler amacına ulaşır ancak Ahmet Mithat, polisiye romanlarında hiç de alışık olunmayan bir hata yapar ve katile suçunu itiraf ettirir. Oysa ki polisiye romanların olmazsa olmaz kuralı, “suçlunun kim olduğunun durup dururken yapılan bir itirafta değil bir dizi çıkarsama sonucu belirlenmesi” gerekmektedir.

Neyse konuyu fazla dağıtmanın asıl meselemize geri dönelim.

Romanın yayınlandığı dönemde, ilk polisiye romanın memlekete de bir katkısı oldu. Türk basınında ilk kez bir roman aracılığıyla bir üst düzey yöneticisi afişe edildi ve işinden oldu. Gerçek hayatta sevilmeyen ve nefret edilen Beyoğlu Mutasarrıfı, tıpkı romandaki Mecdalettin Paşa gibi Avrupa’ya kaçtı.

Döneme ilişkin gelişmeleri Fransız Gazetecisi Paul Fesch gözlemlemişti:

“Dönemin (1883-1884) Beyoğlu Mutasarrıfı, yüz kızartacak kadar sefih bir hayat yaşayan bir kişiydi. O günlerde Tercüman-ı Hakikat gazetesi bu yöneticiye bir ders vermek istedi. Kahramanlarından biri tıpa tıp Beyoğlu Mutasarrıfı’na benzeyen bir tefrika roman yayımladı. Tefrika kahramanı, romanda gerçek hayatta olduğu gibi Beyoğlu Mutasarrıflığı görevini yapıyordu. Bu yüksek görevli memur tefrikada çok ustaca tasvir edilmişti. O, yapmadığı bir şey için eleştirilmiyor ama hayatının bütün çirkef yanları göz önüne seriliyordu. Herkes tefrika romandaki Beyoğlu Mutasarrıfı ile gerçek mutasarrıfın benzerliğini anlamıştı. Kamuoyu önünde gülünç duruma düşen mutasarrıf, kurnaz tefrikacının açığa çıkardığı utanç verici durumdan kurtulmak için ülkeden kaçmak zorunda kaldı.”

Türkiye’nin ilk polisiye romanının türünde ilkliği yanında, görevini kötüye kullanan ilk kez üst düzey bir yöneticinin kötü kişiliğini sergilenmiş ve ülkeden kaçmasına neden olan başka bir işlevi de olmuştu.

, 15 Temmuz
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi