İnsanın içinde “Allah korkusu” olacak diyorlar. Yıllardır içime bakıyorum, bunca zamandır hiçbir şey göremedim. Bende yok mu acaba o korkudan diye korkmaya başladım. Ya yoksa, ne olur benim halim? Korkuyorum, içimde Allah korkusu olmamasından korkuyorum. Oysa, neredeyse her şeyden korkan zavallı bir adamım ben. Yıllarca bu korkularımın kaynağını araştırdım, arkeolojisini yaptım. Günümüzün meşhur deyimiyle korkularımın üzerine gittim efendim. Anladım ki bütün korkularımın ardında koca bir ölümün hayaleti var. Asansörden, kalabalıktan, köpeklerden, böceklerden, yükseklikten, babamdan, yanlış anlaşılmaktan, anlaşılmamaktan, askerlik şubesinden; aramızda kalsın ama memuru olduğum halde devletten bile korkuyorum ben; hatta sizden bile. Bunu duymamış olun yine de. Lakin, içimin tüm dehlizlerine o kadar zamandır baktığım, her yeri didik didik ettiğim halde, Allah korkusu denilen şeyi göremedim. Oysa ben de övünebileceğim bir Allah korkum olsun isterdim. Başka hiçbir korkum olmadan, yalnızca onun korkusu olsun isterdim. Bir gün müsaade ederse, gökyüzüne çevirip başımı, içimden tövbeler ederek, bin bir pişmanlıkla yunup yıkadığım kalbime sakladığım güzel cümleleri çıkarır, konuşmaya başlardım. Cesurca ama binbir hürmetle karşısına çıkardım O’nun. ‘Bak,’ derdim Allah’a ‘hiçbir şeyden korkmuyorum; yalnızca senden korkuyorum, Allah’ım.’ Ne güzel olurdu o zaman! Bu içimdeki korkak, ilkel, ilkçağ insanları da çeker giderlerdi belki. Ben de güzel güzel o saf, o tertemiz korkumla korkardım Allah’tan.

















