
Devletim, sözünü kestim sana bir masalım var
Evvel zaman içinde kambur şamandan duydum.
Santür nedir bilmeyen pek muhteris defterdar
Tombul, yüzü tıraşlı kör yalvacın kuluydum.
Devletim, güya ben tebanım seksen ihtilalinde
Bakkal Mustafa amcanın nutku tutulmuş iken
Uyanmış kul babamın mızraklı ilmihalinde
Sana sövmek ne demek öğrenmişim çocukken.
Devletim beşiğimi tanklardan saklıyorken
Herr leviathan düşüme sarkıyordu, per annum.
Her gün okul önünde, ana avrat susarken
Büyüdüm artık hafız, sıkıysa ‘para bellum’!
Devletim, gerçi senin de dilini kesmiş rejim
Bak seni bilge sanıp çaputlar bağlamışlar.
Şu seni ululayan; kırçıl, huysuz, mültezim,
Boynumdaki urganı ne ara yağlamışlar?
Devletim, ne desem boş, anlamsız ve beyhude
Ölümüm senin o tüylü, nasırlı ellerinden
Olacak biliyorum, zaten ben de demode
Bir şarkı söylüyorum, detone ve derinden.

















