
Takva, tartışmasız Türk sinema tarihinin en iyi filmlerinden biridir. Gerçekçiliği ve ustalığıyla insanı kendisinden uzaklaştırmak için türlü türlü oyunlar oynayan modern dünyanın o devasa duvarı karşısında pek de fazla şansımızın olmadığını gösterir. Daha özelde ise gitmesi gereken yolun düşüncesi ve o yola layıkıyla revan olamamamın utancıyla yerle bir olmuş mütereddid salikin, günahkar dervişin ve aklından öteye bir tutar yol bulup geçemediği için kalbinin kesif acısıyla yetinmek zorunda kalacak bir müminin hikayesidir.
Film gösterimde olduğu zamanlarda bir gazetede hakkında yazılmış bir yazıyı okurken, filmin sonundaki sahneye takılmış eleştirmenin, cevabını farklı vermeye baştan rıza göstermiş sorusuna çarpmıştı gözüm. Soru, insanın hem takva ehli bir Müslüman olup hem de modern dünyanın gündelik işlerini yürütmesinin mümkün olup olmadığıydı. Yazara göre film bu soruya yanlış cevap vermişti. Oysa yazar kendinden emindi. Bu sorunun cevabı kesinlikle mümkündür olmalıydı. Bu eminlik filmde anlatılan sancıyı hiç bir zaman tecrübe etme şans-sızlık-ına sahip olamadığının en bariz göstergesiydi kanımca. George Lukacs, “Yunanlılar soruları sormadan cevapları veren insanlardır.” diyordu. Bazen, asıl Müslümanların soruları sormadan cevapları veren insanlar olduğunu düşünürdüm. Bunu olumlu veya olumsuz anlamda kabul edebilirsiniz.
İmanın, modern dünyanın kirlerinden uzakta yine o dünyanın imkanlarıyla tesis edilen sırça saraylarda yaşanılacak insani bir tecrübe değil, bizzat kadim geleneğin içinde görkemle tozlanmaya devam eden “halvet der encümen” düsturundan sade ışıltılar taşıyan ve insana hayat veren bir kutlu soluk olduğu kanaatindeyim. Böyle bir imanın insanı kanatlandırabileceğine de onu bir uçurumdan sürükleyebileceğine de aynı derecede inanmak gerekir, sanırım. İşte bu film, bu iki seçeneği tüm ayrıntılarıyla gözler önüne serdiği için büyüktü benim için.
Son olarak, Takva, genelde Cumhuriyet tarihi, özelde ise sinema tarihi boyunca memleketin ciddiyetle üzerine eğilmesi gerekilen en derinlikli meselelerinden birine gıpta edilecek bir maharet ve hassasiyetle yazılmış dibacedir. Başta da söylediğim gibi, tartışmasız türk sinema tarihinin en iyi filmlerinden biridir.

















