Yazarın arşivi
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek bir televizyon programında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun annesinin Ermeni olduğunu söylediğinde benim yüzüm kızardı.
BENİM yüzüm kızardı, çünkü Melih Gökçek bunu yüzü kızarmadan söyleyebildi.
İnsanları soy-sop üzerinden vurmaya kalkmak ne ayıp şey.
‘Bütün etnik kimliklere saygılıyız. Anne tarafından Ermeni olması hiç sorun değil, ama bunu gizlemesi yakışık almıyor. Ermenilik utanılacak bir şey değil ki…’ teviline kim inanır?
Melih Gökçek’in durduk yerde “Kılıçdaroğlu anne tarafından Ermeni’dir” diye ‘ifşaatta’ bulunması, Ermeni sıfatının Anadolu’daki menfi çağrışımlarını CHP’ye karşı ‘harekete geçirmek’ niyetinden başka ne ile izah edilebilir?
Peki, ahlaki mi bu?
O televizyon programını seyrederken, “İnşaallah Başbakan Erdoğan da seyrediyordur. Seyrediyorsa, programdan sonra Melih Gökçek’i muhakkak arayacak ve insanları soy-sop üzerinden vurmaya kalkmanın Müslüman’a yakışır bir davranış olmadığını kendisine hatırlatacaktır” diye düşündüm.
Gerçekten öyle düşündüm.
Ve…
Başbakan Erdoğan’ın -Gaziantep’teki konuşmasında- “Ben buradan muhaliflere sesleniyorum; önemli olan boy değil, önemli olan soy, soy!” dediğini duyduğumda, başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki.
“Önemli olan soy” mu?
Nerede?
Hangi kitapta?
Bizim kitabımızda var mı öyle bir şey?
Olmadığını gayet iyi bilen ve ırkçı zihniyetle mücadele adına demokratik açılım sürecini başlatan Erdoğan’ın “SOY, SOY!” diye bağırması hiç olacak şey değildi; nasıl oldu bu?
“Nasıl olduysa oldu… Bu hususta Kemal Kılıçdaroğlu’nu savunmak boynumuzun borcudur!” dedim kendi kendime.
Dedim, ama…
Kılıçdaroğlu da Erdoğan’ın soyuna laf dokundurmasın mı?
Rize mitinginde “Recep Bey, soya-sopa girersen sınıfta kalırsın” diye konuşarak, Erdoğan’ın soyunda bir ‘problem’ olduğu imasında bulunmasın mı?
Skandal üstüne skandal.
Bu ‘tartışma’yı Türkiye’yi hiç tanımayan bir yabancıya nakledip “Ne diyorsun?” diye sorsanız, herhalde “Türkiye siyaseti iktidarıyla-muhalefetiyle ırkçı” cevabını alırsınız.
Dışarıdan bakınca gerçekten öyle görünüyor.
Ve kendimize ara sıra dışarıdan bakmamızda fayda var.
18-08-2010 tarihli Yeni Şafak gazetesinde yayımlanmıştır.
Mavi Marmara’yı geri aldık. Gemimiz İskenderun limanında resmi makamlar tarafından bir süre incelendikten sonra İHH’ya teslim edilecek. İstanbul’da büyük bir karşılama törenine hazırlanıyoruz.
Geminin müzeye dönüştürülmesi gündemde. Bence seyyar müze olmalı. O kutlu seferde bulunanlarla beraber Lübnan’a, Suriye’ye, Libya’ya, İrlanda’ya, Yunanistan’a gitmeli.
Lübnan’da “gemiden” olduğumuzu öğrenen insanlar bizimle fotoğraf çektirmek için adeta birbirini ezdi. Kara kaşımıza hayran olduklarından değil, kendilerini Mavi Marmara direnişine bir şekilde dahil etmek istediklerinden. Bu muazzam ilgiyi, bu muazzam hassasiyeti vicdan ayaklanmasının ihyası ve bekası yolunda değerlendirmek lazım.
Geminin uğrayacağı limanlarda düzenlenen coşkulu karşılama törenleri asil duyguları yükseltecek, aziz şehitlerimizin hatıralarını dinamik ve işlevsel kılacak, Gazzelilere ve bütün mazlum halklara sürur verecek, Siyonistlerin ve bilumum emperyalistlerin kâbusu olacaktır.
Haydi Mavi Marmara, yeniden tam yol ileri!
Son durak Gazze inşaallah.
09-08-2010 tarihinde Yeni Şafak’ta yayımlanmıştır.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) kamuya etkisi olmayan ayıpların ve günahların ifşa edilmesinden hoşlanmazdı. Böyle konulardaki itirafları bile dinlemek istemezdi.
O kaseti yayınlamak şöyle dursun, izlemek bile yanlıştır. Ben izlemedim ve izlemem. Yıllardır didişip durduğumuz Deniz Baykal’ın içine düştüğü duruma sevinecek de değilim. Husumetin bile bir şerefi, haysiyeti, asaleti olmalı.
Deniz Baykal’ın böyle bir komploya kurban gitmesini içime sindiremiyorum. İzlediği siyaset yüzünden istifa etmek zorunda kalmalıydı Deniz Baykal. Böyle bir komplo yüzünden değil.
Dünkü basın toplantısını izlerken içim burkuldu. Hem Deniz Baykal için hem de Türkiye için üzüldüm. Türkiye siyaseti, birkaç komplocu ‘pornograf’ın yön verebileceği bir siyaset olmamalıydı.
11-05-2010 tarihli Yeni Şafak
-Ammar’a-
macarsitan’da bir tren istasyonu
iç hatlar
gelen tren nereye gidebilir ki?
afrikalı leo da olmasa hüngür hüngür ağlayacaksın
yitirdiğin iklimden bir şeyler var bu kitapta
buhur kokulu bir rüzgâr
kırık kalbini okşayan
annene götürüyor seni
annen bir buse konduruyor yanağına
tren kalkıyor
kaybolmadan gidiyorsun
2001
kapkara suratını biraz daha karartacak bbc
büyük yamyam manipülasyon çiğ çiğ yiyecek seni
boşuna uğraşma 1 argüman etmez 2 milyon zenci cesedi
sen zimbabwe olsan da dünya rodezya
2000




















