.
ÇETE BÜYÜYOR…

Arşiv

Yazarın arşivi

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

 

“Okuma alışkanlığı” yerine belki de “Okuma yeteneği / yetisi” demek gerek.


Lübnan asıllı İsveçli yönetmen Josef Fares’in yazıp yönettiği Kopps cidden komik bir eser.
Başrolde The Fakir, Kill Your Darlings [Sevdiklerini Gebert], 7 Millionaires [Yedi Kodaman] gibi filmlerden tanıdığımız Fares Fares var. Yönetmenin akrabası mıdır nedir?
İsveç’in uzak bir köyünde, insanlar tıpkı Gargamel’siz Şirinler gibi mışıl mışıl yaşamaktadırlar. Dert yok, tasa yok. Hayat tiramisu tadında ve kıvamındadır.
Derken, köye Eva Röse, filmdeki adıyla Jessica gelir. Jessica, köyde 10 yıldır hiç suç işlenmediği için, devletin buradaki karakolu kapatacağını beyan eder. Günlerini pasta yiyip şarkı söyleyerek geçiren Polisler önce şoka girer, ardından paniğe kapılır. Köyün derhal suçla tanışması, karakolun ve polislerin vazgeçilmez bir değer kazanması gerekmektedir. Evet, polisler köy halkını suça teşvik etmeye, suça önayak olmaya başlar; giderek bizzat suç işlemeye ve dahası ortalığı cehenneme çevirmeye vardırırlar işi…
Kopps, matrak, Kopps stilize, Kopps afallatıcı, Kopps sürprizli bir film. Kopps.

Kopps
Yön. – Sen.: Josef Fares
Oyn.: Fares Fares, Eva Röse ve diğerleri.
Yapım: İsveç, 2003


Jannik Johansen’in yönettiği ve adamım Anders Thomas Jensen’in yazdığı bir gerilim filmi Morke.
Başrolde, tabii ki Nikolaj Lie Kaas var. Bir de Nicolas Bro. Bro, 2004 yapımı bir politik gerilim olan Kongekabale’de [King’s Game] de gazeteci rolüyle boy göstermişti. İki filmde birbirine öyle uzak tipleri canlandırıyor ki, şaşmamak elde değil.
Jakob, roman yazan bir gazetecidir. Kızkardeşi Julie, başarısız bir intihar teşebbüsü sonucu felç geçirmiştir. Zavallı kızın güzel yüzü ve bedeni çarpılmıştır. Ne yapılabilir? Kader.
Derken, Julie’nin internet vasıtasıyla tanıştığı Anker [Nicolas Bro] zuhur eder. Masumane bir sükunet içinde bakınan dev bir tavuğa benzeyen,  Anker, Julie’yle evlenmek istemektedir. Evlenir de nitekim. Gelin görün ki Julie, düğün gecesi intihar eder. Jakob, tesadüfen fark ettiği çok küçük veriler ışığında, Julie’nin intihar etmediği, öldürüldüğü fikrine varır. Olaylar, Jakob’ın şüphelerini besler ve çoğaltır. Jakob suçluluk duyguları ve matemden ötürü saçmalamakta mıdır? Yoksa “hayırlı bir iş” kisvesi altında vahşi bir cinayet mi işlenmiştir?
Anders Thomas Jensen yine çarpıcı bir senaryo yazmış. Yönetmen Jannik Johansen de temiz iş çıkarmış.
Sıra dışı, etkileyici, insanı tatlı bir gerginliğe sevkeden, pırıltılı bir film Morke.

Morke [Murk]
Yön.: Jannik Johansen
Sen.: Anders Thomas Jensen
Oyn.: Nikolaj Lie Kaas, Nicolas Bro
Yapım: Danimarka, 2005

Ole Bornedal ve Anders Thomas Jensen gibi Alex de la Iglesia da dünya sinemasının yeni kuşak dehalarından. [Bizde bu üçlüye en yakın yönetmen Onur Ünlü’dür.]
Daha önce, 2004 yapımı Crimen Ferpecto adlı başyapıtından bahsetmiştim. Şimdi, 1965 doğumlu ustanın bir başka süper filmi Le Comunidad’da değineceğim.
2000 tarihli film, Türkiye’de Halkımız Avanta Peşinde adıyla gösterilmiş ve dar bir çevrede ilgi görmüştü.
La Comunidad bir komedi – gerilim filmi.
Julia [Carmen Maura] 50’sinde, emlak komisyoncusu bir ablamızdır. Kiracı adaylarına gösteridiği bir dairenin üst katındaki çöp evde, ihtiyar bir adam televizyon seyrederken ölür. Julia, sedyeyle götürülen cesedin cebinden düşen cüzdanı gizlice alır. Cüzdanda, kare bulmacaya benzeyen bir kağıt vardır. Akşam evinde Mister Muscle marka deterjan reklamını izlerken, kağıttaki karelerin aslında yer karolarını gösterdiğini fark eder. Meğerse eski bir loto talihlisi olan mevta, 300 milyon Pesetayı, yıllar boyunca karoların altında saklamıştır. Julia parayı bulur. Fakat 300 milyon Pesetayı apartmandan dışarıya çıkarmak kolay olmayacaktır…
La Comunidad, komşuluğun önemi, paranın gönül ilişkierine etkisi, aptallığın cinai görünümleri ve açgözlülüğün açığa çıkardığı kontrolsüz enerjiye dair müthiş bir film.
Bunca yıl binlerce flim izledim. Artık bir filmin 15. dakikasında, olayların nasıl gelişeceğini çok kolay kestirebiliyorum. Fakat yukarıda adını saydığım yönetmenlerin ve bu arada Alex de la Iglesia’nın filmleri söz konusu olduğunda, tahmin yürütmekten ziyade merak ve heyecanla olup biteni izliyorum.
Gülmek, şaşırmak, yay gibi gerilmek ve ibret almak için, La Comunidad’ı seçin.

La Comunidad
Yön. – Sen.: Alex de la Iglesia [Senaryoda Jorge Guerricaechevarría imzası da var.]
Oyn.: Carmen Maura, Eduardo Antuna, Maria Asquerino
Yapım: İspanya, 2000


BiFırt
; Mehmet Aktuna ve Berkay Güngör’ün müzik grubunun adı.
Ülkü Tamer’i, Onur Ünlü’nün Güneşin Oğlu filmi vesilesiyle fark etmişler. Filmde Alper Canan’ın [Haluk Bilginer] okuduğu Konuşma adlı şiiri bestelemişler. Şarkının arasına, yine Ülkü Tamer’in Utanç adlı şiirinin ilk bölümünü almışlar.
Şarkıyı bizimle paylaştıkları için BiFırt‘a teşekkür ediyoruz.
[BiFırt'ın çalışmalarına www.myspace.com/bifirt3406 adresinden ulaşabilirsiniz.]

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.


1972 doğumlu Anders Thomas Jensen, benim görebildiğim kadarıyla, gezegenimizde yaşayan en esaslı sinemacılardan biri. Çok zeki bir yazar, hayranlık uyandıran bir yönetmen. Bütün filmlerini izledikten sonra daha kesin konuşacağım.
Flickering Lights, bir gangster filmi. 4 kişilik küçük bir çetenin, şaşırtıcı, komik ve dokunaklı hikayesini anlatıyor.
Çetenin lideri Torkild, 40 yaşında, asabi ve yalnız biridir. Eskimo adlı bir mafya babasına da borcu vardır. Eskimo, Torkild’e bir villa kasasını patlatıp, oradaki çantayı, açıp içine bakmadan getirmesini emreder. Torkild ve yoldaşları kasayı soyar, çantayı alır, fakat çantada dünya kadar para olduğunu görünce, İspanya’ya kaçmaya karar verirler. Kaçarken, Peter vurulur. Bir ormanın derinliklerindeki, terkedilmiş bir evde saklanmak zorunda kalırlar. Torkild, biri yaralı, biri kaçık, diğeri şavalak üç elemanını zaptedebilecek midir? Ormanda ava çıkan köylülerin merakını nasıl yatıştıracaktır? Bu kadar çok para ve silah, ıssızlığın ortasında gergin bir bekleyiş içindeki çeteyi bozacak mıdır?..
Komik, heyecanlı, irkiltici ve yine de hüzünlü bir film Flickering Lights. Özellikle gangsterlerin çocukluklarına ilişkin hikayeler, filmi benzerlerinden çok ayrı bir yere taşıyor.
Daha önce Gren Butchers’ı seyrettiyseniz, Mads Mikkelsen ve Nikolaj Lie Kaas’ı burada da görmek, sizi hoşnut edebilir. Adamlar cidden çok iyi rol kesiyor.

Blinkende Lygter [Flickering Lights]
Yön. – Sen.: Anders Thomas Jensen
Oyn.: Mads Mikkelsen, Nikolaj Lie Kaas
Yapım: Danimarka, 2000


Zeka dolu, heyecanlı, ilginç, komik, hızlı filmleri seviyorsanız ve hele sigara tiryakisiyseniz Nicotina’yı seyredin.
Hiç tanışmayan kişiler, birbirlerinin hayatını ne kadar etkileyebilir? Akşamüstü eşiyle birlikte şarkılar mırıldanarak dükkanı kapatmaya hazırlanan sıradan bir kadın nasıl aniden bağırsak deşen bir polis katiline dönüşür? Genç bir adam “Burada yalnızca fotoğraflar var?” dediği için kurşunlara hedef olabilir mi? Bir cesedin saçları, hangi stilde kesilmelidir?.. gibi soruların cevabını merak ediyorsanız, Nicotina’yı seyredin.
“Şu sıra bir sinema şaheseri iyi gider” diyorsanız, Nicotina’yı seyredin.

Nicotina
Yön.: Hugo Rodriguez
Sen.: Martin Salinas
Oyn.: Diego Luna, Luces Crespi, Norman Sotolongo
Yapım: Arjantin, Meksika, İspanya -2003

Selçuk Orhan ve Selman Bayer’in Orhan Gencebay’a değindikleri yazıları okuyunca şaşırdım kaldım.
Orhan Gencebay tekke edebiyatından, halk şiirinden, senfonik müzikten, Rock’n Roll’dan, Klasik Türk Müziği’nden… etkiler almış, ilginç bir besteci. Albümleri, toplamda Bob Dylan albümlerindan daha fazla satmış. Yani epey ilgi görmüş.
Faşist resmî ideolojinin Batılılaşma algısına zıt, tamamiyle sivil bir enerji taşıyan Gencebay müziği yıllar yılı yasaklandı. Bu durum, elbette Gencebay müziğinin muteber olduğunu tek başına kanıtlamaz. Fakat Gencebay müziğinde ifadesini bulan ‘derdi’ tükenmişlik duygusu olarak nitelemek akıl kârı mıdır? Tamam, “İnsan varoluşunun temelindeki vahamete gönderme yapıyor” demeyelim, yine de kaba bir şekilde ambalajlamak yakışık alır mı?
Türkiye’nin modernleşme çabası karşısında, Gencebay müziği bir bocalamaya neden oldu. Gencebay’ın medeni cesareti, ortalama Türk aydınında yoktu maalesef. Aynı Türk aydını Cüneyt Arkın’a da burun kıvırıyordu. Yeşilçam’ı vargücüyle aşağılıyordu. Bana kalırsa, Yeşilçam ve Gencebay neznide, kendinden nefret ediyordu Türk aydını.
Gencebay’ın şarkı sözlerini eleştirebilirsiniz, yorumunu yetersiz bulabilir, reklamlarda boy göstermesinden rahatsızlık duyabilirsiniz. Gencebay müziğini dönemlere ayırmak, ayrı ayrı analiz etmek de mümkündür. Fakat onun bir bağlama virtüözü, usta bir besteci olarak değerini “kapuska, tükenmişlik…” gibi kelimeler kullanarak inkar edemezsiniz.
Gencebay müziği, 1970’ler boyunca her yerde, her cadde, her sokak, her evde çalınıyordu. Bu ülkede hiçbir müzik Gencebay müziği kadar siyasi ve toplumsal bir yankı taşımamıştır. Gencebay şarkılarında bahsedilen çaresizlik, sadece aşkın ıstırabından değil aynı zamanda “Hayat Kavgası”ndan neşet eder. 1980’lerden itibaren tedavüle giren yeni yalanlarla, onlar da halının altına süpürüldü…
Aşk… tarih boyunca bütün anlatıların en gözde konusudur. Orhan Gencebay, Karacaoğlan’dan daha mahcup, Elvis’ten daha mütevazıdır. Gencebay’ın şarkı sözlerinde, bazı dizeler şimşek gibi parlar: “Her şey Hak’tan amma zulmetmek kuldan / Gönül bir zalimi sevdi ne yapsın?” ya da “Bir zamanlar benim sevgilimdin / Yanımdayken bile hasretimdin / Şimdi başka bir aşk buldun / Mutluluk senin olsun…”
Ferdi Tayfur’a gelelim. Müziği de yorumu da bana fazla salçalı, yağlı gelir. Buna mukabil, bizzat tanıdığım müzisyenler arasında en zeki olanıdır. Onunla konuşurken, anlatığı hikayeler ve yakaladığı incelikler karışısında şaşalayıp kalmıştım. Müthiş bir ironi eşliğinde bakıyor olaylara: “Bazen düşünüyorum da Murat, belki de babamdan kalan o patates tarlasından hiç çıkmamalıydım.”
Gencebay’ın ofisindeyiz: Etrafta 50 çeşit saz var. Birini alıyor. “Bu Kazak dombrasıdır” diyor. Başlıyor çalmaya. Mucize gibi. Sonra tek tek sazların ismilerini sayıyor. Saatlerce konuşuyoruz. “Metin Erksan filmlerine yaptığınız müzikleri neden bir albüm halinde yayınlamıyorsunuz?” diye soruyorum. “Yapacak çok iş var…” diye geçiştiriyor. “Konser vermiyorsunuz, bari resital verin” diyorum. “Haklısın” diyor.
Selçuk Orhan ile Selman Bayer’in yazılarını okusa, onlara da “Haklısın, sen de haklısın” der muhakkak.

Uluslararası Kültür ve Sanat Derneği [UKSD] 09–12 Temmuz 2010 tarihleri arasında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle FİLİSTİN FİLMLERİ ZAMANI adı altında bir dizi etkinlik düzenliyor.
Etkinlik kapsamında Filistin’le ilgili 11 film gösterilecek.
09 Temmuz 2010 Cuma akşamı saat 20.30’da İstanbul Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde bir gala yapılacak.
Galada Filistin asıllı Danimarkalı yönetmen Omar Shargawi’nin otobiyografik özellikler de taşıyan My Father is from Haifa [Babam Hayfalı] adlı belgeseli gösterilecek.
Yönetmen galaya bizzat katılıyor.
10–12 Temmuz 2010 günleri arasında Zeytinburnu Belediyesi Kültür ve Sanat Merkezi ile Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi salonlarında ücretsiz izlenebilecek filmler şunlar:
Limon Ağacı (Yönetmen: Eran Riklis)
Galile’de Düğün (Yönetmen: Michael Kheifi)
Zeytin’in Hayali (Yönetmen: Omar Kawan Aleni)
Rota 181 (Yönetmen: Michael Kheifi/Eyal Sivan)
Vaad Edilen Cennet (Yönetmen: Hany Abu Assad)
Kapılar Bazen Açılıyor (Yönetmen: Liana Badr)
Beşir’le Vals (Yönetmen: Ari Folman)
Şatilla’nın Çocukları (Yönetmen: May Masri)
Kutsal Direniş (Yönetmen: Elia Suleiman)
Bu Denizin Tuzu (Yönetmen: Annemarie Jacir)
Rana’nın Düğünü (Yönetmen: Hany Abu Assad)