Yazarın arşivi
Değerli okurlar;
Şu anda burayı böyle aşırı kişisel bir sebeple kullanıyor olduğum için hepinizden çok özür dilerim fakat işin ucunun çok acayip yerlere gitmemesi için kayıt düşmek zorundayım:
Benim kendi düzenlediğim ve yönettiğim bir feysbuk sayfam yok. Ne Onur Ünlü olarak ne de Ah Muhsin Ünlü olarak… Hatta; övünülecek bir şey değil galiba ama feysbuka girmeyi bile bilmiyorum.
Aynı şekilde tivitıra ya da benzeri sanal sosyalleşme ortamlarına da ziyadesiyle soğuğum… Niyeyse ilgimi çekmiyorlar…
Söylediklerine göre Ah Muhsin Ünlü’nün feysbuk sayfasında bir sorun yokmuş. Galiba şiirlere linkler veriliyormuş, insanlar da girip yorumlar yapıyorlarmış filan… Yani ters bir durum yok.
Fakat feysbuktaki Onur Ünlü sayfasını idare eden arkadaş her kimse ‘Sonbaharda yeni projeye başlıyorum bana fotoğraf gönderin’ filan gibi faaliyetler içerisindeymiş… Öyle diyorlar…
Eğer gerçekten öyleyse sakın ona fotoğraf filan göndermeyin.
Bana gönderin…
Gerçek Onur Ünlü benim!
Benim diyorumm!
Pazar günü öğle üzeri, önce Hakan Abilerin evine ‘hoş geldin’ ziyaretine gitmeye çalıştık. Samed’in arabasıyla. Giderken tepemize kocaman kocaman dolular yağdı. Böylesini görmemiştim.
Samed sağ olsun; az gittik uz gittik dere tepe düz gittik; Hakan Abi’yi ancak Sıhhıye Mitingi için evden ayrılırken kapının önünde yakalayabildik. Bir ara kulağıma eğilip gülümseyerek dedi ki: ‘Şiiri okudum ama kendim okudum. Eşime okutamadım…’
Çok utandım lan…
***
Sonra Murat Zelan ve Oğuz’la miting alanına gittik. Ebubekir Abi oradaydı. Onunla sarıldık öpüştük filan. Her zamanki gibi gülümseyip duruyor.
Biraz İsrail zindanlarını anlattırdım ona. Tahmin ettiğim gibi hiç de eğlenceli değilmiş.
Ama Ebubekir Abi İsrail zindanlarını anlatırken bile gülüyor.
Ben yine utanıyorum.
***
Binlerce kişinin olağanüstü yağmura rağmen terk etmediği büyük bir miting oldu. Ama miting sırasında gerçekten çok yağmur yağdı! Çok! Bir elimde Filistin bayrağını tutuyordum böyle yukarı doğru. Sonra aynı elimi yağmurluk satın almak için para çıkartıcam diye pantolonumun cebine soktuğumda, yenimde biriken bütün su cebime doldu. O kadar yağmur yağıyordu, hesap edin…
Bir ara ‘Buradan tüyüp bir yerlerde çay içeyim sonra dönüp Hakan Abi’nin konuşmasına yetişirim’ diye hınzır planlar yaparken, babasının ‘Hadi gidelim artık, ıslandın’ dediği 15 yaşlarındaki bir kız çocuğu ‘Mitingi bırakıp eve mi gidicez baba!’ diye çıkıştı babasına.
Utandım.
Anadolu Katolik Kilisesi Episkoposu Luigi Padovese, Hatay’ın İskenderun ilçesindeki evinin bahçesinde bıçaklanarak öldürülmüş. Bugün öldürülmüş. 3 Haziran 2010 günü. Saat ikiyi çeyrek geçe. Gündüz vakti. Bizim afili filintalar ve bir sürü başka filinta, İstanbul’dan eli kanlı rezil İsrail Hükümeti’ne basın yoluyla kafa tutarken, söylenenlere göre bir süredir psikolojik tedavi gören Murat A. diye bir herif, gitmiş bir rahibi evinin bahçesinde kim bilir kaç yerinden bıçaklayarak delik deşik etmiş.
Üstelik bu Murat A., rahibin dört buçuk yıllık şoförü!
Biz ne diyoruz, millet neyin peşinde? Rahip bıçaklamak ne demek lan!
Murat A.! Ya da cinayeti işleyen ya da işleten her kimsen, sen! Bu işi yaparkenki lanet olası gerekçen her ne ise üzgünüm ama atladığın küçük bir ayrıntı var:
“… Ve yine iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: “Biz Hıristiyanlarız” diyenleri bulursun. Çünkü onların içlerinde keşişler ve rahipler vardır. Ve onlar büyüklük taslamazlar.” [Maide - 82]
Sıçtın oğlum sen…


















