Yazarın arşivi

Devletim, sözünü kestim sana bir masalım var
Evvel zaman içinde kambur şamandan duydum.
Santür nedir bilmeyen pek muhteris defterdar
Tombul, yüzü tıraşlı kör yalvacın kuluydum.
Devletim, güya ben tebanım seksen ihtilalinde
Bakkal Mustafa amcanın nutku tutulmuş iken
Uyanmış kul babamın mızraklı ilmihalinde
Sana sövmek ne demek öğrenmişim çocukken.
Devletim beşiğimi tanklardan saklıyorken
Herr leviathan düşüme sarkıyordu, per annum.
Her gün okul önünde, ana avrat susarken
Büyüdüm artık hafız, sıkıysa ‘para bellum’!
Devletim, gerçi senin de dilini kesmiş rejim
Bak seni bilge sanıp çaputlar bağlamışlar.
Şu seni ululayan; kırçıl, huysuz, mültezim,
Boynumdaki urganı ne ara yağlamışlar?
Devletim, ne desem boş, anlamsız ve beyhude
Ölümüm senin o tüylü, nasırlı ellerinden
Olacak biliyorum, zaten ben de demode
Bir şarkı söylüyorum, detone ve derinden.
Haydar Ergülen’den cana şifa bir şiir.
…
kim olsun kimse gibi aşkın hüsnüyusufu
susan o dinleyen o su gibi susayan o
alıp satılan çile yanıp yanılan mecnun
sorunca bir keşişin -yalnız bakışlı biri –
gam yüküne karışmış kalbindeki uykuyu
kim gülüyor üstüne çarşıdaki abdalın
yükü taş olan şaşkın hırkası kum denizi
ırmağa sedef çeker gövdesi güz kokulu
boynuna ip uzatan yardan el almış bi kez
perçemi çizer sırrını bu dünya aynasının
kim hoş tutmuş üzülüp dağınık bedenini
oyuncu başıyla bir alicengiz eksik
hayat cinnete perde kuliste mübalağa
ölmeden bir çağırırlar fısıltı ülkesine
söyletirler ayna tutup: neyime cengaverlik
kim yaza benden ayrı şehr’içinde şehrengiz
kalbini küle tutmuş yangın gözlü hokkabaz
kendi kendine kanlı bu dünya sahnesinde
alkış ki ayıp ona bir başka dünya da yok
şaşırıp kimin yerine oyuna girse
kim acıta söz ile kalbi tamam olanı
münafığın tahtında altın tacı pas tutan
soyunarak toplanan bayrak açmış şeytana
sanki dünya beyazdır ya ak libas giymeye
bir çocuğun özründen tenine sağlık bulan
kim kalbini mezata düşürmüş boş diliyle
çerçi yok dükkan yok sanki ya ferman verilmiş
güya dünya kalp pazarı mülk niyetine
kalp kalesi beyiydim avcı ilmine kandım
eskidim kocadım düştüm pul kıymetine
(Sırat Şiirleri 1981- 1984)
Önce belediye otobüsü vardı.
(Minübüsçülere Mektuplar, Kitab-ı Mukaddem)
Aynı belediye otobüsünde iki kere yolculuk edilmez.
(Bera Kilit Oz)
En güzel düşüncelerime belediye otobüsleriyle vardım.
(Sorel Abiye Sirkegar)
Dünyanın bütün belediye otobüsleri birleşin!
(Kral Marks Chopar)
Yanlış otobüsle doğru yöne gidilmez.
(Tekin Bora Dorno)
Belediye otobüsünün dışı yoktur.
(Bucak Ender Rida)
Otobüse binmekle belediyeler aşınmaz.
(Yeis-i Cumhur, Sülün Yaman Demirel)
Beni belediye otobüslerine emanet ediniz.
(Mustafa Kemal House)
Şu belediye otobüsüne hattını bildirin!
(Mustafi Bilen Tecevit)
Otobüsüne mi gidiyorsun biletini unutma!
(İlhan Filedelik Niçe)
Goran Bregovic’in “Tales and Songs From Weddings and Funerals” albümünden şahane bir şarkı: Hop Hop Hop.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Somerset Maugham’in şahane romanıyla karşınızdayız. Türkçe’ye “Ay ve Altı Peni” olarak çevrilmiştir. Paul Gauguin’den esinlenerek Charles Strickland adındaki bir ressamın tuhaf hikayesi anlatılmaktadır. Size de keyifle okumak düşer elbette.
Tadımlık niyetine bir kaç cümle:
Hayatınızdaki duygusallığın farkına varmak için içinizde bir aktörlük ruhuna, ayrıca dış dünyanıza söz geçirebilmek için de hareketlerinizi dışarıdan tarafsız ve sabırlı bir şekilde izleyebilme becerisine sahip olmanız gerekir.
Bir kadın kendisine acı veren bir erkeği bağışlayabilir ama, kendisi uğruna bir şeyler feda eden bir erkeği asla bağışlamaz.
Kadınlar başarılı olmamaya özen göstererek intihar ederler.
Eğer tuzağıma düşseydiniz sizden nefret ederdim.
İçindeki sevgi öyle büyüktü ki aynı şekilde sevilemeyeceğini göremiyordu.
Sadece zeki olmak yetmiyor, biraz da kişilik sahibi olmak gerekiyor.
Sadece bir şair ya da aziz asfalt bir yolu zambakların büyüyeceğini umarak sulayabilir.
Tanrının değirmenleri yavaşça fakat un ufak edene kadar öğütür.
Ünü kim yaratır? Eleştirmenler, yazarlar, borsacılar, kadınlar.
Acının insanı olgunlaştırdığı yanlıştır, mutluluk bunu kısmen başarır fakat acı bir çok yönden insanların küçülmesine ve kindar olmasına neden olur.
Efsane olmak sıradan hayata karşı duygusal bir protestodur.
Tanzimattan beri koşturup duruyoruz. Tabakhaneye yetiştirdiğimiz herzenin hesabını değme matematikçiler tutamaz. Ama hala bir telaş, pür telaş. Neredeyse iki yüz yıl boyunca bizi en iyi tarif edecek kelimedir bu: telaş. Nedir bu koşturmaca? Nereye yetişiyoruz? Birilerinden, bir şeylerden mi kaçıyoruz? Yoksa insanlık aldı başını gitti de bir biz mi kaldık dağlar başında? Oysa, şu telaşı bir yana bırakıp sakin bir yürüyüşe ne kadar muhtacız.
Ağır ağır devam eden bir yürüyüşün yerini hiç bir şey tutamaz. “Yürümekle yollar aşınmaz” diyen fütursuz pragmatizmin onursal zeusunu değil de “En güzel düşüncelerime yürüyerek ulaştım” diyen Kierkegaard’ı ciddiye alıyorsanız, sakin olun ve güzel bir yürüyüş için hazırlanın. Aranızdan bazıları çıkıp ‘kestirmeden gitsek nasıl olur’ ya da ‘yoldan taksi çevirelim ne gerek var yürümeye’ diyebilir. Bir güzel ağzının payını verin ve yürümeye devam edin. Çünkü, pörsümüş bir nostaljiye katık ederek kendimizden uzaklaştırdığımız insanlığımıza ancak yürüyerek ulaşabiliriz.
Yürümenin dışındaki her eylem bizi dünyaya yabancılaştırır. Adımlarımızla kat ettiğimiz yol varlığımızla doğrudan irtibat halinde olduğu için bizden bir parçadır. İnsanın kendi müziğine eşlik edebilmesinin yegane fırsatıdır. Oysa araya bir aracı girdiğinde her şey flulaşır ve kaybolur. Yürürken tüm varlığımızla dünyaya intibak ederiz ve onun dilini anlarız. Ulaşım araçlarıyla yaptığınız her türlü uzun ya da kısa yolculuk zamandan çalmak ya da dünyadan korumak vaadiyle sizi kendinizden uzaklaştırır. İnsan dünyaya karşı yürümekle meşhur olur. Çünkü dünyaya karşı yürürken kendinize de yaklaşmış olursunuz.
Hülasası, Patrick Süskind’in de dediği gibi “Yürümek insanı sağaltır. Yatıştırır, teselli eder.” Yürüyün efendim, hem en güzel düşüncelerinize kavuşmak için hem de eşkiyaların kestiği uğursuz yolları aşındırmak için yürüyün.
“Karagöz ve Hacivat Neden Öldürüldü” filminin son sahnesinde “Mizah bir yumruktur” diyordu Pervane. Bil ki, seni yumruklarımızla Muhammet Ali görmüş Frazer’a çevireceğiz İsrail.
Amansız bir savaşta kullandığı silahın kendi sonunu da müjdelediğini gören mütereddit bir şovalyenin o silahla arasında kurduğu dünyadan beslenen bir mizahla vuracağız seni, sonunda kendi ölümümüzün olduğunu bile bile. Hem Hafız’ın Moğol baskısından kurtulmak için kullandığı o büyüleyici şiir diline hem de Rabelais’nin Katolik tahakkümün iktidarını sarsmak için yazdığı Gargantua’da gizlenen o keskin zekaya kardeş bir mizahla vuracağız.
Böylesi kirli bir dünyada mücehhez kinlerle bilenmiş sınırları altüst etmeye yemin ettik. Bu sınırları geçmekte zerre tereddüt etmeyen bir deli dervişin mizahıyla yola çıktık. Bekle bizi İsrail!
Kelebek gibi uçup, arı gibi sokacağız. Öyle ki, tüm dünya havlu atmaktan bıkacak biz seni pataklamaktan bıkmayacağız. Sözümüz söz!
IV.
Evola “Savaşa insani açıdan meşruiyet kazandıran şey kahramanlıktır” der. Bizim kahramanlarımız Mavi Marmara’lardan taşıp Egelere, Akdenizlere ulaştı İsrail. Senin kahramanların nerede?

I
Ananem 73 yaşında. Ivan İllich’ten haberi olmamasına rağmen Of’un en muhalif delikanlılarından biri olan dedemin okul karşıtlığına destek verip hiç okula gitmemiş. Hayatı Trabzon, Bursa, İstanbul hattında geçiyor. Okuma bilmiyor ama bugün gözlerinde gördüğüm asil şiddetten anladığım kadarıyla İsrail’in canına okuyabilir.
II
İsrail duvarlardan medet umuyor. Bir zamanlar kendi nefretinin aksini görmemek için dünyanın gözlerinin önünde duvar örüp boş kafasını o duvara gömmüştü. Bugün de Gazze’nin etrafına duvar örüyor.
Ama şunu bilmiyor: Bir duvara inanan eninde sonunda o duvarın altında kalır.

Yaptıkları müziği “manyakların müziği” olarak adlandıran Fairuz Derin Bulut’tan tüm manyaklar için geliyor.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
























