Yazarın arşivi
Chuck Palahniuk’un Rant isimli kitabı Çarpışma Partisi adıyla Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
Kitap daha önceki Palahniuk romanlarında olduğu gibi rahatsız edici, tiksindirici, ama kitabın sonunda gene “Okuduğuma değdi” dedirtiyor.
Palahniuk severler zaten ilk fırsatta okurlar bu kitabı lakin ilk kez Palahniuk okuyacak olanlar için iyi bir başlangıç olmayabilir.
Ayrıca yakın zaman içinde Palahniuk’un diğer kitaplarını da türkçe olarak okumak umarım mümkün olur.
Meraklısına Not: En beğendiğim ilk üç Palahniuk kitabı arasında bu kitabı rahatlıkla anabilirim. Diğer ikisi ise Dövüş Kulübü ve Gösteri Peygamberi’dir. Pygmy henüz çevrilmediği için listeye dahil etmiyorum.
Az önce dünya kupasının son maçı da bitti. 2010 dünya kupasının herhalde en akılda kalacak şeylerini sıralamak gerekirse vuvuzela, Ömer Üründül ve ahtapot ilk üçe girer. Öyle ya da böyle İspanya kupayı kazandı tebrik etmek lazım. Son maçta Hollanda’yı destekleyen ben maçı izlediğim kafeden çıkarken gecenin 12sinde kitap satan bir tezgaha rastlayınca seç al 5 TL olan kitaplardan altı tane alıp 20 TL verdim. Bu da benim kupam olsun. Ayrıca bu saatte bile kitap satan birileri olduğunu görünce ne diyeyim mutlu oldum açıkçası.
Kitapların neler olduğunu söylemeyeceğim ama bir sahafta bir tanesine 100 TL etiket konulsa çok kısa sürede satılabileceğini biliyorum. Demek ki neymiş? Serendipity’e inanmak gerekirmiş.
Selçuk Altun’un Cumhuriyet’te yazdığı Kitap İçin‘ler 2006 yılında kitaplaşmıştı. O döneme kadar daha ziyade gazeteden takip ediyordum Altun’u. Cumhuriyet’i Selçuk Altun için alıyordum. İlk başta 1000 tane yazmayı planladığı notları 2000’i geçti. İlk bin tanesi gibi ikinci binlik de kitaplaştı: Kitap İçin 2. İyi de oldu.
Kitap İçin’e hiç denk gelmemiş olanlar için aşağıda birkaç alıntı var. Selçuk Altun’un kitap, edebiyat, sanat, müzik, plastik sanatlar alanındaki aforizma, alıntı ve kıs(s)a larından oluşuyor. Kitabı alacak olanlara küçük bir uyarım var yalnız. Eğer bir kitapta bahsedilen başka bir kitabın peşine düşüyorsanız Kitap İçin’lere ihtiyatlı yaklaşın. Binlerce kitaptan, kitabevinden, sahaftan bahsediliyor. Kitabı sindire sindire okuyun. Kitap arka kapağında da yazdığı gibi: BAŞUCU DEĞİL, BAŞİÇİ KİTABI!
178. Kütüphanenizde 2500 kitabınız varsa dostunuzdurlar. 5000’den sonra tamamen esirleri olursunuz.
200. Kaç yüzüncü kez yinelediğim daha az önemli. Çünkü;
Başımıza ne geldiyse kitap okumamaktan, az kitap okumaktan veya yanlış kitaplar okumaktan gelmedi mi?
213. Yazar adayına, Yazar/Okur bağlantısı hakkında öğütler:
- Kendin için yazmıyorsan beceremezsin [ Stephen Kİng]
-Yazar, karakterlerini yarattığı gibi okurlarını da yaratacaktır. [ Henry James]
-Aptallar için yazanın daima daha geniş bir kitlesi olur. [Arthur Schopenhauer]
-Okurun, yazarı kadar zeki olduğunu unutmayın [William Maxwell]
254. Son romanımda potansiyel’in öztürkçesi diye gizil’i kullanmaz olaydım. Tüm kitaplarımı okuyan ender arkadaşlarımdan Mehmet Tuksal, gizil’in anlamını sorunca birden anımsayamadım. Afalladım! Kopyada yakalanmış acemi ortaokullu gibi telefonda utandım.
269. Bana küçükken yalancı derlerdi, büyüdüm yazar diyorlar. [Nobelist Isaac Singer]
382. Kadın kadına:
- Erkeğini değiştirmeye çalışan nice kadın, değiştirdiği erkeği sonra beğenmeyecektir. [Marlene Dietrich]
426. Aşağıdaki sözcükler sözlüğümüzde yok, benliğimizde var:
-Hipomonsterequipedalofobi: Uzun sözcükler korkusu
-Grafofobi: Yazıya bakma korkusu
-Sofofobi: Öğrenme korkusu.
-Verbofobi: Sözcük korkusu.
1211. 2000 ürünü ilk romanımda punduna getirip; New York’taki sahaf Strand’de bulunan 2 milyon kitabın yan yana dizildiğinde, sekiz millik bir uzunluğa ulaştığını belirtmiştim. Mega-sahafın stoku, İstanbul’daki tüm kitabevleri ve sahaflardakinden büyüktü.
2007 başında Strand, birisi seyyar olmak üçere üç mekaândan mürekkep.(Kitapları hizaya sokulabilirse, 18 millik -4.5 milyon kitap- bir selüloz duvarı örülür)
Sahaf Strand’ın Türkiye’deki tüm kitapevlerinden kaç kat büyük olduğunu hesaplarsam, duyurmayabilirim.
1461. Gerçek yaşını söyleyen kadına asla inanmayın. Yaşını saklamayan bir kadından her şey beklenir. [Oscar Wilde]
Bilenler bilir sahaflarda dolaşmayı, oralarda vakit geçirmeyi çok seviyorum. Sahaf safarilerimde, eskiden çok daha etkin olan bazı yayınevlerinin maalesef eski ağırlığının kalmadığını görüyorum. [Bu ayrı bir yazının konusu.] Bunlardan biri de e yayınları.
Artık az ama öz kitap basan e yayınları’ndan geçtiğimiz günlerde Lee Goldberg’in yazdığı, dünyanın en obsesif, kompulsif dedektifi Monk’un Hawaii Macerası isimli romanı çıktı. Serinin ikinci kitabı. İlk kitap İtfaiye Cinayeti’ni severek okuduğum için kitap çıkar çıkmaz hemen aldım ve bitirmeden elimden bırakamadım. Bir yanıyla son derece sinir bozucu ve irite edici bir dedektif olan Adrian Monk aynı zamanda son derece gelişkin dikkati ve detaylardan yola çıkarak davaları çözmesiyle ünlüdür. Zaten dizinin birkaç bölümünü izlemiş olan herkes Monk’u enikonu tanımış olur, Monk’un karakteri hakkında kolay kolay şaşırmaz.
İtfaiye Cinayeti gibi Hawaii Macerası da polisiye sevenlerin es geçmemesi gereken bir kitap.
Şair dostum Serhat Uyurkulak’ın geçtiğimiz günlerde YKY’den sesini aramayan şiir isimli kitabı neşredildi. İşte kitaptan tadımlık bir şiir.
1
kalktım seni seyrettim önce
çığlar kopup düştü raflardan çerçevelerden
şiir ürpermeyi düşünebilir
hafifçe yutkunup ağzını uzattın
şiir ürperebilir de
duvarlar ürperip tıknefes yere yığıldı
bir ağzın ona yaklaştığını görürse
2
tavandan bir sel boşalıp sonra
bilmem nereye savurdu attı bizi
şiir denizi düşünebilir
denize kestik öylece allanıp pullanıp
şiir deniz olabilir hatta
sakındığımız her fısıltıdan ıslak çırılçıplaktık
sessizlik içinde telaşsız geçerse
3
suların altında bitkin ışıksız uykudayız şimdi
şiir bizi düşünebilir
gecenin en tıkız etinden çekiyoruz
şiir biz olabilir hatta
ucundan kan damlayan sipsivri dişlerimizi
ona fazlaca sokulduğumuzu sezerse
buruşuk kanatlarımızla sarsak tekinsiz
şiir şahdamarımıza sızabilir
rüyanın camlarını kırıp içine giriyoruz
4
her soruya yanıt o kadim sözden uzağız artık
aldanma yok yerimizde kalalım
her soruya yanıt o kadim şiirden
kanoburdur o hep burda kalalım
bize yalnız bizi veren o tuhaf sırdan öte
bitmez hayat vaat eder hayatta kalalım
aynada tek aynayı gören o sorunun kıyısındayız
şiir soru sorabilir
şiir soru olabilir hatta
ölümsüz değil
kanobur değil
vampir
Dünyanın Bütün Sabahları’nın yazarı Pascal Quignard’ın son kitabı Butes aynı isimle Kırmızı Yayınları’ndan Turhan Ilgaz’ın son derece yetkin çevirisiyle çıktı.
Şüphesiz Dünyanın Bütün Sabahları ve Villa Amalia’nın filme uyarlanmış olmasının Quignard’ın dünya çapında bilinmesine etkisi oldu.
Kitap bize hiç yabancı olmayan topraklarda geçen bir hikâyeyi anlatıyor: Homeros’un Egesi’ni. 71 sayfalık bu kısa roman bir solukta kendini okutuyor. Ayrıca Kırmızı Yayınları da neşrettiği nitelikli kitaplarla Türkiye’nin en seçkin yayınevleri arasına girmeye hızla yaklaşıyor. [Kırmız Yayınları’na ayrı bir yazıda değinmek gerek.]
Altın Koza Film Festivali ertelenince Türkiye’ye gelemeyen Filistinli yönetmen Kemal Aljafari’ye ulaştık. Aljafari: Ambargoyla Gazze dünyanın en büyük hapishanesine dönüştü.
Filistinli Kemal Aljafari, ertelenen (dün eylül ayında yapılacağı açıklandı) Adana Altın Koza Film Festivali’ndeki ‘Filistin: Barışa Hasret’ bölümünde yer alan Hatıralar Limanı / Port of Memory filminin yönetmeni. İnsani yardım için Gazze’ye giden Mavi Marmara gemisine İsrail komandoları tarafından saldırılar olmasaydı, içinde bulunduğumuz şu günlerde Türkiye’ye gelecek filminin gösterimine katılacak ve Gazze’de yaşananları anlatacaktı. Ama olmadı. Saldırılar sonucunda festival ertelendi. 1972 doğumlu yönetmen Irak’a Gidin / Visit Iraq (2003) adlı kısa filmi ve İsrail’de yaşayan Filistinliler’in tarihini ve her gün maruz kaldıkları baskıları anlattığıÇatı / The Roof (2006) filmiyle tanınıyor. Filistin’de yaşamını sürdüren Aljafari’ye ulaştık. Festivale gelseydi, Türkiye kamuoyuna anlatacaklarını sorduk. Aljafari de yaşanan olaylar ışığında adeta SABAH’a içini döktü.
HAPİSHANEDEN DAHA BETER: “Gazze’de hapistekinden de beter bir yaşam sürüyoruz. Çünkü hapishanede en azından günde üç öğün yemeğiniz, suyunuz verilir, elektriğiniz vardır ve sizi hayatta tutacak kadar tıbbi yardım alabilirsiniz. Durduk yere gökyüzünden üzerinize bomba yağmaz. Birileri sizi ziyaret edebilir. Dahası belki bir günlüğüne izin alıp hapishaneden çıkabilirsiniz. Biz bunlara bile sahip değiliz. Gazze şu anda 1.5 milyonun üzerindeki nüfusuyla dünyanın en büyük hapishanesi. Öyle bir yer ki, insanlar ölüme terk edilmiş. Ve hiç kimse yardım edemiyor. Ne Kızıl Haç, ne Birleşmiş Milletler (BM) hiç kimse… Birileri yardım etmeye çalıştığındaysa uluslararası sularda katlediliyor. Şu anda ambargo kalksa bile 21. yüzyılın en büyük sorunu olan bu durum devam edecek.”
GAZZE’DE KAĞIT BİLE YASAK: “Gazze’deki insanlar yasa dışı yollarla hayatta kalabiliyor. İsrail’in öyle uzun bir ‘ülkeye sokulamayacak yasak şeyler’ listesi var ki, insanların çoğu tünellerden ve gizli yollardan ülkeye kaçak yiyecekler ya da mallar sokmaya çalışıyor. Özgürlük Filosu’ndaki insanlar, Gazze’ye kağıt bile getiriyorlardı. Bir düşünün Gazze’de kağıt bile yasak. Gazze ve Filistin’in genelinde yaşanan kuşatmayı kırmak, sadece BM’nin değil, kendine saygı duyan dünyadaki tüm parlamentoların sorumluluğudur. Ve şimdi, tüm bu sorumluluk yerine getirilemediği için, 40 ülkeden insanlar, Gazze’deki kuşatmayı kaldırmaya çalışırken uluslararası sularda öldürülüyor! Mavi Marmara’da yaşananlar bir trajedi. Ama bu yardım gemilerinin gelmesi Gazze’lileri çok mutlu etti. Hapistekiler ziyaret edildikleri, hatırlandıkları ve mektup alabildikleri için çok mutlu olur ya Gazze’dekiler de bu yardım gemilerinin gelmesiyle benzer duyguları yaşadı.”
İSRAİL HEP YAKAYI SIYIRDI: “Umarım bu son derece trajedik ve korkunç durum Gazze’deki kuşatma konusunda biraz olsun değişikliğe neden olur. Elbette son vermesini de isterim. Ama geçmişten ders alacak olursak, İsrail neredeyse her türlü suçu işledi ve hepsinden de yakayı sıyırdı! Geçen yılki savaşta Gazze’de ya da üç yıl önceki savaşta Lübnan’da öldürülen binlerce insanı hatırlatmaya gerek var mı? Ama İsrail sadece insanların kısa süreli hafızalarında yer ediyor. Bir haftaya Dünya Kupası’nın başlayacağını duydum. O zaman Gazze’deki insanları kim hatırlayacak? Gazze hapishanesindeki insanların gündelik yaşamı artık haber olmayacak!”
KENDİ KENDİMİZİ SUSTURMAYALIM: “Altın Koza’nın ertelenme kararını anlayabiliyorum. Sevdikleri yaralanan, ölen ya da kaybolan ailelerin acılarını paylaşıyorum. Bu çok büyük bir suç ve anlayış gösterilmemesi gerek. Ama prensip olarak, savaş zamanında olsa bile hayatın ve kültür sanatın ilerlemeye devam etmesinden yanayım. Eğer festival devam etmiş olsaydı ‘Filistin: Barışa Hasret’ bölümünün göreceği ilgiyi bir düşünün. Kendi kendimizi susturmamamız gerektiğini düşünüyorum.”
FİLİSTİN’DE SİNEMACI OLMAK ÇOK ZOR: “Gazze’de çok az sayıda sinemacı var. Eğer fotoğrafçı ya da kameramansanız nişancılar tarafından kurşunlanmanız ya da bombalarla öldürülmeniz an meselesi.”
TÜRKLERİN DESTEĞİ UNUTULMAZ
“Filistinliler Türklerin desteğini sonsuza kadar hatırlayacak. Filistinlilerin sadece Türklerin değil dünyadaki tüm ulusların desteğine ihtiyacı var. Bence Türkiye bu davranışıyla pek çok Arap ülkesinin yapamadığını yaptı, ‘oyunu İsrail’in kurallarıyla oynayacaksınız’ denmesine karşı çıktı. Açıkçası diğer uluslar da Filistin’in bu durumuna karşılık büyük bir ahlaki sorumluluk taşıyor.”
İŞGAL SONA ERMEDEN BARIŞ OLMAZ
“İsrail ve Filistin arasındaki bu sorunlar nasıl çözülebilir, nerden başlanması gerek, gerçekten bilmiyorum. Bu işgal sona erdiğinde ve Filistinliler diğer insanlarla eşit insani haklara sahip olduğunda, işte ancak o zaman bir arada yaşamaktan ve barıştan söz edebiliriz. Sadece İsrail ve Filistin’in arasının değil, İsrail ve dünyadaki diğer tüm toplumların arasının düzelmesi ve insanların normal şekilde bir arada yaşayabilmesi için birkaç kuşak geçmesi gerek.”
Haber 09.06.2010 tarihli Sabah Gazetesi’nden alınmıştır. OLKAN ÖZYURT’a teşekkürler.
Çoğunlukla giriş sayfamı boş tutarım. Ocak ayından beri de şu anda bu satırları okuduğunuz siteyi açılış sayfası olarak kullanıyorum. Yaklaşık on gündür ise bu siteyi kullanıyorum. Herkese tavsiye ederim.
Milliyet Gazetesinin internet sitesine sadece Çetin Altan bugün ne yazmış diye bakmak için giriyorum. Türkiyedeki en önemli köşe yazarlarından bir tanesi Çetin Altan’dır. Bugün Selçuk Altun’un Kitap İçin 2* kitabını okurken 1542. maddede Çetin Altan’ın adını görünce bugün ne yazmış diye bakayım diye düşündüm. Ama öncesinde 1542. maddede ne var ondan bahsetmem lazım kısaca. [Selçuk Altun’un Kitap İçin’lerinin değerlendirmesi başka bir yazıda yer alacak] Şinasi Nahit Bener’in anı kitabı Matbuat Hazretleri’nde Çetin Altan’la alakalı kılsı Alıntılamış Selçuk Altun. Okuyalım:
“Kasaba bile minnet etmez, biliriz amma, Çetin uslu değil, akıllı çocuktur…Hele Ulus’ta son fıkraları dillere destan…Ne var ki, Çetin’in fıkralarını Çetin’i tanımadan okuyacaksınız ki, zevkine varacaksınız…Zira Çetin biraz şom ağızlıdır…meselâ der ki:
- Şu memlekette üç kişiyiz doğru dürüst fıkra yazan: Ben, Falih Rıfkı, Bedii Faik…Eh Falih Rıfkı yaşını başını almış, nasıl olsa yakında ölecek, Bedii Faik ise ümitsiz…Kala kala ben kalacağım gene!…”
Çetin Altan’ın kaç yaşlarındayken bunları söylediğine dair bir malumat maalesef yok.
Gelelim bugünkü yazıya. Yazının başlığını görünce çok şükür dedim içimde. Yazının başlığı 84. Bilenler bilir Altan geçen sene de 83 diye bir yazı yazmıştı. Hatta o dönemlerde Aziz dostum Murat Menteş’le birlikte Klark’a konuk olarak almayı da düşünmüştük ama nasip olmadı. Bugün Çetin Altan’ın 84 başlıklı yazısı ustanın 84 yaşına girdiğinin göstergesiydi. Allah uzun ömürler versin. Dolu dolu geçen 84 yıl. Onlarca kitap, çeviriler, tiyatro eserleri. Şöyle bir kitaplığıma baktım da Çetin Altan’ın eserleri olmasa eksik kalırdı bir şeyler. Rıza Bey olmazdı mesela, Köyceğiz’i bu kadar sevemezdim, belki İstanbul’u bile bu kadar sevmeyebilirdim.
Allah uzun ömür versin, mutlu yıllar Çetin Altan.
Son söz ustanın bugünkü yazısından:
“Her şeyin bir bedeli var.
Uzun yaşadığında, ağzındaki protezlerle elmayı ısıra ısıra yiyemezsin; kaldırımın ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini her zaman göremezsin; hızlı ve geniş adımlarla yürüyemez, koşamazsın; v.s…
Günlük yaşam bir balıkçı lokantası…
Taze balıklar vitrinde, bayatlar çöp tenekesinde…
* * *
“Yazı”ya layık olma özeniyle hayatı hak etmeye çalışmış bir kalem; ona sevdalanmış eli de, taze tutmaya uğraşıyor ama; ona da Doğa, ömür merdiveninin basamakları bittiğinde:
- Yeter, bu kadar; diyor.
* * *
Ve hergele bir mizahçı da:
- Bir yazar, gelmek istediği yere geldiğinde; artık gitme zamanıdır, demekte…”
Yazının tamamı buradan okunabilir.































