Yazarın arşivi
Zaman zaman çeşitli vesilelerle bahsediyorum, bir kitabı sadece kapağı için ve/veya kapağında yazan tek bir cümle için bile satın alabilirim. Yaklaşık bir ay kadar önce Pandora Kitabevi’nin yeni açılan ingilizce kitaplar satan mağazasına girer girmez yeni çıkanlar bölümünde bir kitap kapağından dolayı bütün dikkatimi çekti. Kitabı elime aldığımda ise yüzümde hafif bir tebessüm oluşmasına engel olamadım. İlk olarak Selçuk Altun’un Kitap İçinlerinden mi yoksa Kadıköy’de yıllardır gittiğim Çiya’nın duvarında gördüğüm The New Yorker’daki yazısından mı tanıdığıma emin olamadığım Elif Batuman’ın The Possessed isimli kitabı benim için tam bir serendipity etkisi yarattı. [Bu kelimenin İngilizcenin en güzel kelimesi olduğunu söylememe gerek yok]. Kitabın alt başlığı ise daha da ilgi çekiciydi benim için: Adventures With Russian Books and The People Who Read Them. Yani Rusça Kitaplarla ve Okurlarıyla Maceralar. Hiç düşünmeden kitabı satın aldım. Kısa sayılacak bir sürede de okudum.
Uzun yıllardır Standford Üniversitesi’nde Rus Dili ve Edebiyatı alanında çalışmalar yapan Elif Batuman, artık yeter diyip birikimlerini yazmış. Amerika’da doğup büyüyen Batuman olaylara kendi bulunduğu yerden bakarken, son derece eğlenceli ve dikkat çekici bir üslup benimsemiş. Kitapta benim en çok ilgimi çeken Tolstoy’u Kim Öldürdü? İsimli bölüm.
Kitap duyduğuma göre yakın zamanda Doğan Kitap’tan çıkacakmış. Hatta mütercimi geçtiğimiz günlerde Rus Edebiyatı Enstitüsü’nün çeviri yarışmasından onur ödülü alan, hem İngilizceden hem de Rusçadan çeviriler yapan, Sabri Gürses’miş. Bu kitap için daha iyi bir mütercim düşünülemez.
Newsweek dergisi bu sayısında (bkz. Sayı 96) kapsamlı bir kitap dosyası var. Dosyanın büyük kısmını 40 Yaşından Genç 20 En İyi Yazar bölümü oluşturuyor. Her yazarı başka bir yazar veya eleştirmen yazmış. Liste şu şekilde:
Ece Temelkuran’ı Müge İplikçi
Hakan Günday’ı Şebnem İşigüzel
Orçun Türkay’ı Ömer Türkeş
Karin Karakaşlı’yı Ece Temelkuran
Emrah Serbes’i Murat Menteş
Murat Yalçın’ı Orçun Türkay
Pınar Öğünç’ü Yenal Bilgici
Kaya Genç’i Yenal Bilgici
Aslı Tohumcu’yu Kürşad Oğuz
Şebnem İşigüzel’i Aslı Tohumcu
Ahmet Büke’yi Çağla Kalafat
Murat Menteş’i Emrah Serbes
Ersan Üldes’i Kürşad Oğuz
Onur Caymaz’ı Hakan Bıçakçı
Sema Kaygusuz’u Karin Karakaşlı
Hakan Bıçakçı’yı Onur Caymaz
Ayhan Geçgin’i Ömer Türkeş
Murat Uyurkulak’ı Hakan Günday
Faruk Duman’ı Burcu Ayaz
Elif Şafak’ı Kaya Genç
yazmış.
Listeye değinmeden önce dosyadaki diğer yazılardan çok kısaca bahsedeyim. Umberto Eco ve Jean-Claude Carriere’nin bir kitap boyunca kitaplardan bahsettikleri Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın’ı üzerine Burcu Ayaz, Orhan Pamuk’un yeni kitabı Manzaradan Parçalar ve ABD’de yayımlanacak kitabını Kürşad Oğuz, Yayıncıya Ne Gerek Var’ı Isia Jasiewicz, e-kitaplarla alakalı Metin Under yazmış. Ayrıca Okumaya Nereden Başlasak üst başlıklı yazıda 2010 yılının öne çıkan kitapları türlerine göre tasnif edilerek okurlara tavsiye edilmiş.
Her listeye olduğu gibi bu listeye de itiraz etmek mümkün. Ama ben burada bu listeye olan itirazlarımı sıralamayacağım. Sadece bu liste ve dergideki dosyaya katkılarından ve kim olduklarını şimdi söylemeyeceğim ama ıskaladığım bazı yazarları tekrar gündemime almama vesile olan bu dosya için bir kitapsever olarak aşağıdaki isimlere teşekkürlerimi sunacağım.
Cem Akaş – Barbaros Altuğ – Buket Aşçı – Pakize Barışta – Asuman Kafoğlu Büke – Metin Celal – Süreyyya Evren – Murat Gülsoy – Semih Gümüş – Tarık Günersel – Nedim Gürsel – Sabri Gürses – Müge İplikçi – Cemil Kavukçu – Zülfü Livaneli – Nermin Mollaoğlu – Kürşad Oğuz – Elif Tanrıyar – Ömer Türkeş – Elçin Yahşi
24 yıllık bir sahaf: Simurg. Türkiye’nin en afili sahaflarından birisi. Yolu Simurg’a düşmeyen kitapsever için bir şeyler hep eksiktir.
Simurg artık yeni yerinde. Tarlabaşı’nda, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’nün yayındaki sokakta. İnternet sitelerinde de büyük indirimler var. Kaçırmamak lazım. Siteye buradan giderebilirsiniz.
simurg kuştur, simurg kedidir.
simurg sohbettir, simurg okumaktır.
simurg kitaptır, simurg dergidir.
simurg kitap kokusudur, simurg şiir atıdır.
simurg Tietzedir, simurg lexicondur
simurg İbrahim ağabeydir, simurg Coşkun ağabeydir.
simurg candır, simurg canandır.
simurg eliftir, simurg bedir.
simurg aşktır, simurg meşktir.
simurg bahanedir, kitap şahanedir.
Bandista’yı ünlü müzik eleştirmeni Naim Dilmener sayesinde keşfettim. Yaptıkları müziği tarzına dair tam olarak bir şey söyleyemem çünkü müzik eleştirmeni değilim ama rap-punk-rock karışımı süper şarkıları var. Şarkılarında müzikleri mi daha çok sevdim yoksa sözlerini mi emin değilim. Ama protest tavırlarına ve kıpır kıpır müziklerine bayılıyorum. Aşağıda bir tane örneğini dinleyebilirsiniz. Daha fazlasını istiyorsanız buradan ücretsiz olarak albümlerinin tamamını indirebilirsiniz. Copyleft sağolsun. Ne de olsa bu albümler “armağandır. çoğaltınız! dağıtınız! copy! distribute!” sloganını içeriyor.
Kılıçlarımızı biledik buraya geldik
Tek bir söz söyledik bedelini ağır ödedik
Bir koca ömrü verdik yemedik içmedik
Dört diyar teptik ama bana mısın demedik
Saltanatını yıktık, vicdani rap çıktık
Populizmden bıktık, zincirlerimizi kırdık
Uğruna astık kestik, bir koca ömrü verdik
Pes etmedik, hesap sormaya geldik
Hop şinanay, hopa şinanay
Görsün âlem beş yıldızlı rapstar
Hop şinanay, hopa şinanay
Pardon afedersiniz mr. genelkurmay
söz: sultan tunç
müzik: sultan tunç feat. bandista
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Habertaraf.com sitesinde dostum Emrah Serbes’le Seyyid Taha Yalçın’ın yaptığı bu söyleşiyi görünce “kendi reklamlarını yapıyorlar” demenizi hiç de umursamadan olduğu gibi alıntıladım. Emrah Serbes’i daha yakından tanımak için süper bir fırsat:
Emrah Serbes, 1981 Yalova doğumlu, Ankara Dil Tarih Tiyatro mezunu, yakışıklı, çok akıllı ve bunların bütününden bize en faydalı olanı, çok iyi yazıyor olması.
Şimdiye kadar 3 kitabı mevcut. “ Her Temas İz Bırakır ” ve “ Son Hafriyat ” birbirinin devamı olan iki Ankara polisiyesi. Diğeri ise benim için öyküde çığır açan bol diyaloglu, hepimizin hayatından bir parçayı barındıran “ Erken Kaybedenler” . Kitapları okumayanlar için gerçekten çok üzgünüm. Ancak bu röportajdaki zeka parıltıları herkeste bir şeyleri uyandıracak ümidindeyim. Şimdilerde bir de “Afili Filintalar” işi var, dillere pelesenk olacak küçük aforizmalar, az satırda çok şey barındıran parçalar… 64 parça oldu şimdiye dek.
Her DTCF mensubu gibi biraz sosyalist, çok isyankar, bu özelliklere en yakışan takımın taraftarı. Beşiktaşlı. Sigara ile arasında özel bir bağ var ve kesinlikle karşılıklı. Fotoğrafa dikkatli bakarsanız sizde göreceksiniz. Mavi Marmara için çırpınanlardan aynı zamanda. Hatta yazdıkları ile benim sinirimin biraz olsun yatışmasını, demek bizim gibi düşünüp bir de bunları yazabilenler var dedirtti sağolsun.
Yukarıda anlattıklarımın hepsi ile ilgili sormak istediklerimi sordum Emrah Serbes’e, sizinle de paylaşma vakti geldi. Bir de dizi müjdesi var ki, tam bir ramazan hediyesi.
1-Bana sizi ilk anlatan Murat Menteş oldu ve sizin zeka parıltılarınızın göz alıcılığından bahsetti. Erken Kaybedenler ile sondan başladım okumaya. 3 kitabınızı da okuduğumda aynı lezzeti alabildim. Bu benim için eşsiz bir durum.
Teşekkür ederim. Murat Menteş yakın arkadaşım, çok zeki bir adamsın deyip duruyordu. Ben de bunu niye bana söylüyorsun dostum, git başkalarına söyle dedim. O da her yerde benden bahseder oldu, sağ olsun sayesinde çok okur kazandık.
2-Polisiyeyi bana sevdirdiniz diyebilirim. Bu sonuna değin böyle ilerleyecek mi?
Polisiyeye şimdilik ara verdim. Başka şeyler yazdıktan sonra tekrar geri döneceğim.
3- Bu hikaye sürecek değil mi?
Evet, üçüncü bir Ankara polisiyesi yazmayı düşünüyorum. Şimdi televizyon dizisi yapmak istiyorlar Behzat Ç.’yi. Bence pek mümkün değil, ama Serdar Akar kafaya koydu bu işi, yapacak. Senaryoyu yakın arkadaşım Ercan Mehmet Erdem’e devrettim, ben de arada fikrimi söylüyorum. Bakacağız.
4-Hikaye Ankara’ da geçiyor? Biz Ankara’ yı anlamayanlara Ankara ile İstanbul mukayesesi yapabilir misiniz? Hikayeler bambaşka olmuyordur sanırım?
İstanbul’u Ankara ile mukayese edecek kadar bildiğim söylenemez. Zaten İstanbul’u hangi şehirle mukayese edebilirsiniz ki. Hamburg’a yazar takımıyla maça gitmiştik. Saat dokuzda sokakta kimse yoktu. İstanbul’a döndük, gece birde adım atacak yer yoktu. Ankara benim için Güvenpark’tan gece birde kalkan son otobüstür. Biraz onun tedirginliğidir. Bir de Ankara’da arkadaşlıklar daha sıkı oluyor sanırım. İnsanlar birbirlerinin yüzlerine daha dikkatli bakıyorlar. Çünkü bakacak başka bir şey yok. Bu korkunç bir şey. Bir yanıyla da çok özel bir şey.
5-Erken Kaybedenler’ de ki çocuklardan – çocuk demeye de dilim varmıyor esasen- biri de siz olabilir misiniz?
Sadece biri değil, hepsinde benden az çok bir parça vardır. Ama sonuçta onlar kurmaca karakterler. Ben de o dönemleri aşalı çok oldu. Sonuçta benzerlikler git gide silikleşti.
6-Bu yola çıkarken kimler elinizden tuttu, yada nasıl bir yol izlediniz? Sizin yolunuzda ilerlemek isteyen gençlerin sorusu bu anlamışsınızdır.
Kimse elimden tutmadı. İyi kitaplar dışında. Bu yolda ilerlemek diye bir şey olduğuna da inanmıyorum açıkçası. Yazmak yazdıkça kolaylaşan değil zorlaşan bir şey. İyi yazarlar dışında kimseyi rehber almasınlar. Roman yazacaklarsa örneğin, roman tekniğini baş tacı etmesinler. Her şeyden önce sezgilerine, hayal güçlerine ve yaratıcıklarına güvensinler.
7-O zaman şunu sormak lazım.Tekrar tekrar okuduğunuz ve sizde iz bırakan kitaplar nelerdir?
Cemil Meriç, Jurnal. Dostoyevski, Suç ve Ceza. Emile Ajar, Onca Yoksulluk Varken. Kazancakis, Zorba. John Fante, Toza Sor. Bukowski, Ekmek Arası ve Factotum.
8-Polisle bir bağlantınız var mı?
Ara sıra dövüşmek dışında bir bağlantım yok.
9-Polis demişken, eliniz nasıl oldu? ( Tribünün cefası )
İyiyim çok şükür. Çok önemli bir şey değildi zaten.
10-Beşiktaş’ın bu kadar edebi adama sahip olmasının sizce bir açıklaması var mı? Ben bir Fenerbahçeli olarak olayı şöyle özetlemek isterim; bizim tribünden Uğur Dündar, Bedri Baykam çıkıyor, İnönü’ den Vedat Özdemiroğlu, Emrah Serbes, Feridun Düzağaç vs.
Ben aslında Gençlerbirliği tribününden gelme biriyim. Ama aynı zamanda Beşiktaşlıyım da. Gizli din taşır gibi iki takım tutuyorum. İstanbul taraflarına hicret edince Beşiktaş maçlarına daha sık gider oldum. Bu sene de kapalı kombinem var. Biz sevinmek için sevmedik lafı var ya. Beşiktaş tribününden bu kadar çok edebi adam çıkmasının nedeni bu herhalde.
Yazının devamını okuyun. »
Tom Waits’in Ah Muhsin Ünlü’nün -KOCELİSİN SEN BİZİM CANIMIZ!- şiirine feat yaptığı şarkı: Singapore
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Tenkit grubundan Muhsin arkadaşımız Murat Menteş’in Garanti Karantina kitabında yer alan Deplasmanda Plasebo’sundan hareketle ve şiirden bazı mısraları kullanarak bir şarkı yapmış, iyi de yapmış. Buyurun dinleyin.
Tenkit’in myspace sayfasına ve diğer şarkılarına buradan ulaşabilirsiniz.
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
2000 yılında gösterilen Shaft’ın senaristi Shane Salerno 6 yıl uğraşıp milyonlarca dolar harcayarak bir Salinger belgeseli çekmiş. Belgesel ülkemizde gösterime girer mi? Sanmam. Yıllarca münzevi bir hayat süren J.D. Salinger 28 Ocak 2010 tarihinde ölmüştü. Salerno’nun belgeseli bitirmek için Salinger’ın ölümünü bekleyip beklemediğini bilemeyiz çünkü özel hayatına aşırı derecede özen gösteren Salinger hayatta olsaydı büyük ihtimalle bu belgeselin gösterilmemesi için elinden geleni yapar en ünlü avukatlarla bu gösterimi engellemeye çabalardı. Bunun en büyük nedenlerinden bir tanesi de Newsweek’te yayımlanan belgeselden bir kare. Bu karede Salinger’ın daha önce hiç görmediğimiz bir fotoğrafı yer alıyor. 1968 yılının Nisan ayından bir kare münzevi hayatına başlayalı henüz üç yıl olmuş, yatağının üstünde oturuyor ya ayakkabısını bağlıyor ya da çorabını giyiyor. Görüntü o kadar net değil. Daha önce görmediğimiz bir Salinger var karşımızda: Gülümsüyor.

Ayrıca belgeselle birlikte 800 sayfalık Salinger’ın hiç tanımadığımız ve bilmediğimiz yönlerini anlatan bir biyografi kitabı da yayımlanacak: The Private War of J. D. Salinger.Umarım yakın zamanda bu kitabı türkçe olarak okuma imkânına kavuşuruz.





























