.
ÇETE BÜYÜYOR…

Arşiv

Yazarın arşivi

Bildiğiniz israilsuclusun.com web sitesinde bir imza kampanyamız var. Bu kampanya ilk başta Afili Filintalar’da başladı. Daha sonra o siteye taşındı ve şimdilik 8 dilde yer alan metne herhangi bir meşrep, dünya görüşü, dini inanç göz etmeden sanatçılar, yönetmenler, yazarlar, şarkıcılar, karikatüristler imzaladılar. Bu metni imzalayan dostlarımızla bugün [03 Haziran 2010] Muammer Karaca Tiyatrosu’nda bir basın toplantısı yaptık. Bu toplantıda okunan metne buradan ulaşabilirsiniz. Çok yakın zamanda da konuşmacıların videolarını da buradan paylaşacağım. NTV kanalında akşam haberlerinde çıkan görüntülerle sizleri baş başa bırakıyorum:

Get the Flash Player to see the wordTube Media Player.

Biz İsrail’i suçlayanlar

Çağrımıza Destek Veren Bütün Sanatçılar Adına

İsrail Hükümetine Sesleniyoruz:

Adorno, Auschwitzh’den sonra şiir yazılıp yazılamayacağını sormuştu. Siz bizim son şiirimiz Mavi Marmara’yı Akdeniz’de kurşunladınız. Sabra ve Şatilla’da, Kana’da, Cenin’de, Ramallah’ta, Batı Şeria’da… yaptığınız sayısız katliama Mavi Marmara katliamını eklediniz. İçinde yazarımız Hakan Albayrak’ın ve pek çok arkadaşımızın bulunduğu gemiye uluslararası sularda saldırdınız. Korunmasız sivil insanları başlarından vurdunuz. Sadece bize ve kardeşlerimize değil, 33 ülkeden gelen şefkate, merhamete, dostluğa, yardımlaşmaya savaş açtınız.

İsrail hükümeti olarak insanlığa karşı suç işlediniz. Bununla da kalmayıp vahşetinizi savundunuz. Bilgi akışını engellediniz. Yaptığınız katliamı dünya medyasına, Seferoğullarıyla Tellioğullarının Tosun Paşa filmindeki olağan bir kavgasıymış gibi yansıttınız. Oysa bu hiç de komik ve adil bir kavga değildi.

Bu kavga artık sizinle bütün gezegenin vicdanı arasındadır. Akdeniz’deki vahşet, bütün insanlığın ortak meselesidir artık.

Gazze Özgürlük Filosuna yaptığınız müdahale korsanlık, yolcuları gözaltına almanız adam kaçırma, kardeşlerimizi vurmanızsa katilliktir.

İstanbul’dan yolcu ettiğimiz gemiler, Gazzeli çocuklar için yaşama ümidiydi. Ama siz ümidin düşmanısınız. Bugün ölüm yıldönümünde andığımız dünya şairi Nazım Hikmet’in dediği gibi: “Akarsuyun, meyve çağında ağacın, serpilen gelişen hayatın düşmanısınız.”

Bugüne kadar hep kaçak güreştiniz, bel altından vurdunuz. Filistinli liderlere suikastlar düzenlediniz. Çocukları yetimliğe, anneleri evlat acısına sürüklediniz.

Kafka sizin yaptıklarınızı görseydi yazdıklarını tekrar gözden geçirirdi. Ortadoğu halklarını “ceza sömürgesi” haline getirdiniz, Gazzeli çocukları “açlık cambazı” yaptınız. Ördüğünüz duvarlarla, bürokratik engellerinizle, bitmek tükenmek bilmeyen yalanlarınızla, Filistinlilerin hayatını Kafkaesk bir romana çevirdiniz.

İsrail Hükümeti ve bütün Siyonistler ve bütün emperyalistler

Şunu iyi bilin ki bundan böyle;

Sizin tankla, topla, tüfekle sürdürdüğünüz vahşete karşı; elimizdeki bütün sanatsal araçlarla mücadele edeceğiz. Sizi entelektüel, siyasal ve duygusal ablukaya alacağız.

Gerektiğinde Rachel Corrie gibi, buldozerlerinizin önüne dikilmekten

Jean Genet gibi, yaptığınız katliamları yüzünüze vurmaktan

Edward Said gibi, namlularını çocuklara yöneltmiş askerlerinizi taşlamaktan çekinmeyeceğiz.

Bu dava için özel mesai harcayacağız. Kendimizi ve bütün Filistinli çocukları; edebiyatla, sinemayla, müzikle… savunacağız.

Hanzala’nın yanından 1 saniye bile ayrılmayacağız.

Sizi öyle bir pataklayacağız ki, hayatınız gözlerinizin önünden Gazze Şeridi gibi geçecek. Bu hayatta işlerin cinayetle yürümediğini anlayıp pişman olacaksınız. İşte o güne dek sizinle mücadele edeceğiz.

3 Haziran 2010

http://www.afilifilintalar.com/

http://www.israelyouareguilty.com/

http://www.israilsuclusun.com/

Türkiye’deki entelektüeller, sanatçılar olarak, İsrail’in Gazze ablukasına, Gazze’ye giden gemileri basmasına karşı bir bildiri yayınladık. Bu bildiriye her meşrepten sanatçılar, gazeteciler, akademisyenler imza attı. Yarın, yani 3 Haziran Perşembe günü, saat 13.30′da, Muammer Karaca Tiyatrosu’nda [İstiklal Caddesi, Odakule'nin karşısı] ortak bir basın açıklaması yapacağız.
Özetle şunu diyoruz: “İsrail’in tankla, topla, tüfekle, katliamla, cinayetle sürdürdüğü vahşete karşı; müzikle, sinemayla, tiyatro, edebiyat, resim, karikatür, zeka, düşünce ve bilgelikle mücadele edeceğiz. İsrail hükümetini entelektüel, sanatsal, siyasal, duygusal ablukaya alacağız.”
Patırtısız, temiz bir buluşma olsun. İyi olan kazansın.

GELECEĞİ KESİNLEŞENLER
Aylin Aslım
Biricik Suden
Yekta Kopan
Ece Temelkuran
Derviş Zaim
Murat Menteş
Beste Bereket
Sırrı Süreyya Önder
Ahmet Hakan Coşkun
Yaşar Kurt
Tarık Tufan
Gökhan Özcan
Alper Canıgüz
Tuna Kiremitçi
İbrahim Tenekeci
Atalay Taşdiken
Emrah Serbes
Çiğdem Mater
Kaan Çaydamlı
Mahmut Fazıl Coşkun
Şenol Erdoğan
İhsan Eliaçık

GELMESİ BEKLENENLER [Davetliler]
Teoman, Zeki Demirkubuz, Kemal Sayar, Haşmet Babaoğlu, Ahmet Turan Alkan, Emre Aydın, Nuray Mert, Ayça Şen, Gülten Kaya, Feridun Düzağaç, Aziz Üstel, Mutlu Tömbekici, Cahit Koytak, Gülse Birsel, Haydar Ergülen, Mahmut Fazıl Coşkun, Demet Evgar,
Ata Demirer, Durul Taylan, Elif Şafak, Erkan Oğur, Ersin Karabulut, Roni Margulies, Ertekin Akpınar, Meral Okay, Ozan Güven,
Cem Yılmaz, Müge İplikçi, Yiğit Özgür, Lale Mansur, Ömer Türkeş, Memet Ali Alabora, Murat Yılmazyıldırım, Balçiçek Pamir
Kenan İmirzalıoğlu, Hüsrev Hatemi, İlhami Atmaca, Metin Üstündağ, Sevim Gözay, Kaan Sezyum, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Sabahat Akkiraz, Feride Çetin,Süleyman Çobanoğlu,  Hakan Şükür, Mustafa Armağan, Hande Kazanova, Sadık Yalsızuçanlar,
Mehmet Ulusel,  Nihal Bengisu Karaca, Özgü Namal, Hatice Meryem, Osman Konuk, Tuna Erdem, Pelin Batu, Mert Fırat,
Vedat Özdemiroğlu, Selahattin Yusuf, Uğur Yücel, Muhsin Kızılkaya, Zafer Algöz, Mehmet Ali Nuroğlu, Ömer Erdem,
Ömer Tuğrul İnançer, Okan Bayülgen, Orhan Gencebay…

ÖNEMLİ NOT: Herkesin adını tek tek yazamadık. Durumu biliyorsunuz. “Bu işin içinde ben de varım ” ya da “Adımı unutmuşlar” diyorsanız, kapımız açık, buyurun gelin. Şeref verirsiniz, sevinç ve güç verirsiniz.

Ece Temelkuran‘ın bugünkü yazısında Filistindeki gelişmeleri değerlendirdiği kısım:

GEMİLERDE VAHŞET VAR
Kardeşlerimiz, insan olmanın aczine sığındılar. Acz içinde olmaya sığındılar. Zalimin zulmüne, gezegenin sessizliğine kafa tutmak ve insan olmaktan başka silahları olmadan yola çıktılar. Rotalarını, merhametin su kadar kıt olduğu bir çöle çevirdiler. Su ve ekmek götürmek için değil, İsrail ablukasını kırıp insanlığı öteki tarafa geçirmek için gemilere bindiler. Bir başına bırakılanın yanına insan götürmeye gittiler… Daha dönmediler.

SOĞUKKANLI OLMAK
Endişeli ve meraktayız. Televizyonlar yayın saati doldurmak için konuşan kafalarla doldu birden. Endişe ve meraktan diplomasi ve stratejiye geçiş hızlı oldu:

Türkiye, İsrail’e savaş açacak mı? Ortadoğu’nun dengeleri ne olur? ABD’nin tepkisi ne olacak? İskenderun’daki saldırıda İsrail’in parmağı var mı?

Soğukkanlı olmakta her zaman acele etmek gerekmez. Sonra bir bakarsınız kanınız donmuş!

Kimileri diyor ki, “Gidenler göze aldılar”. Başkaları, “Türkiye göndermeseydi”. Ötekiler, “Gidenler İslamcı’ydı”. Berikiler, “İHH’nin, HAMAS’la ilişkisi var”.

Yani?

İnsan, kendini kurbanın yerine koymaktan kaçar. Çaresizlik duygusu adamı boğar. Ama işte bir bakmışsın, mazluma mesafe alayım derken zalimin koltuğuna oturmuşsun. Dikkat! Dilimize dikkat!

“BARIŞIN ARKASINDAYIZ”
Akdeniz’deki vahşet, ne Müslümanların ne de Filistin yanlıların meselesidir. Bu, insanlığın ortak meselesidir. Ne diyeceksek buradan diyeceğiz. Tayyip Bey haklı, “Onlar katliamın arkasındaysa biz de barışın arkasındayız”. Tayyip Bey haklı, “Bu Türkiye’nin değil dünyanın meselesidir”. Umudumuz, gezegenin tıpkı Irak işgalinde olduğu gibi ayağa kalkmasıdır.

GEZEGEN VE İSRAİL
İsrail devletine şunu söylemeliyiz. Onlara şunu, her dilde, hep birlikte söylemeliyiz:

Ey İsrail! 360 kardeşimizi, onlara hiçbir zarar vermeden, derhal bırakmadığın takdirde gezegen ikiye bölünecektir: İsrail ve insanlık. Ey İsrail! Yaptığın saldırı, insan olmanın aczine sığınıp açık denizlere çıkan insanlara değil, insanoğluna, insanoğlunun kurduğu uygarlığa karşıdır. Ey İsrail! Bedeli ödemekle bir türlü bitmeyen tarihsel mağduriyetin Filistin kanı ve toprağıyla doymadı, şimdi insanlığın geri kalanına kastediyorsun. Gezegene savaş ilan ediyorsun. Ey İsrail! Bu gezegen kendini sana karşı savunacaktır.

ABLUKAYI KIRAN İNSAN
Kim ne derse desin. 360 kardeşimiz İsrail zindanlarında gözaltına alınmış olsalar bile ablukayı kırmışlardır. İsrail ne yapsa sessiz kalan Almanya bile öfkesini gizleyemiyorsa, Avrupa Birliği nicedir unuttuğu Gazze’yi hatırlıyorsa, Yunanistan askeri tatbikatı iptal
ediyorsa, NATO ve Birleşmiş Milletler toplantıya çağrılıyorsa… Bu, yanlarına tırnak makası bile almadan yola çıkan, zalimin merhametli olma ihtimalinden başka bir silahları olmayan insan kardeşlerimiz sayesindedir. Dünya yeniden Ortadoğu’ya kulak kesilmiştir. Bu acayip gezegenin, o gemiden gelen yaralıların iniltilerini duymaktan başka
çareleri kalmayacaktır.

Kalbim ve kalemim onlarla…

yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Kitaplığımda biraz değişiklik yapıp aşağıdaki kitapları ilk etapta tek bir rafa toplamaya karar verdim. Bu kitapların yanına diğerleri de eklenecek. Onları da zamanla burada güncelleyeceğim.

Yeni İntifada İsrail’in Apartheid Politikasına Direnmek – Roana Carey – Everest Yayınları
Gazze Blues – Samir El-Youssef, Etgar Keret – Siren Yayıncılık
Batının Soykırımcı Tabiatı – Hakan Albayrak – Vadi Yayınları
Bismillah Hotel- Hakan Albayrak – Vadi Yayınları
Ebuzer – Hakan Albayrak – Vadi Yayınları
Hakan Albayrak Kitapı- Hakan Albayrak- Vadi Yayınları
Meleklerle Omuz Omuza- Hakan Albayrak – Fide Yayınları
Türkiye-Suriye Birliği- Hakan Albayrak – Vadi Yayınları
Filistin – Joe Sacco – İthaki Yayınları
İlan Pappe – Ortadoğu’yu Anlamak – NTV Yayınları
Soykırım Endüstrisi- Norman G.  Finkelstein – Söylem Yayınları
Kudüs Ey Ey – Hasan Aycın – İz Yayıncılık
Kudüs Güncesi –  Sahar Khalifa –  Belge Yayınları

Değerli dostum Ümit Alan’ın bugün Birgün gazetesinde çıkan yazısı:

Oray Eğin’in büyük derdi

Gazze’ye insani yardım taşıyan gemiye İsrail ordusunun gerçekleştirdiği insanlık dışı saldırı malum. Sayıları benim bu yazıyı yazdığım saatlerde netleşmemiş olmasına rağmen sivil, silahsız insanların öldürüldüğü de biliniyor. İnsanın kanını donduran bu gelişmenin ardından yazdığı ilk köşe yazısında, ‘Antalya’ya İsrail’den gelecek turistlerin rezervasyon iptalini dert edinecek bir köşe yazarımız var mıdır?’ diye sorsanız, ‘yok canım o kadar da değil’ derdim. 48 yazıdır köşe yazarları için ‘Köşe Vuruşu’ kullanan biri olarak söylerdim bunu. Ama şu bir gerçek ki, böyle biri var. Adı Oray Eğin. Ekmeğinin derdindeki animatör arkadaşları tenzih ederek yazayım, Antalya’da bir tatil köyünde animatörlük yapmıyor. Akşam gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor kendisi. Ama ekmek parasını kaybedecek bir insanın bile aklından geçirmeyi vicdansızlık sayacağı bir şey yapıyor: İsrail’den gelecek turist rezervasyonlarının iptalini böyle bir günde dert edinebiliyor.

Oray Eğin’in, bu insanlık dışı saldırı karşısında bile soğukkanlılığını korumasının nedenleri var mı? Doğal olarak pek çok insanın aklına kendisinin 2009’un Aralık ayındaki İsrail gezisi geliyor. Eğin’in izlenimlerini ve İsrail hayranlığını altı yazıya yaydığı bu gezi, o günlerde cılız bir tartışma yaratmıştı. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nda o yazı dizisi ışığında Oray Eğin’in tavrını mercek altına almak istedim.

KRALDAN ÇOK KRALCILIK
Oray Eğin’in söz konusu yazı dizisindeki İsrail hayranlığı yer yer komik duruma düşmesine neden olmuştu. Bunu o günlerde BirGün’de yazar arkadaşım Özgür Mumcu isabetli bir şekilde tespit etmişti hatta. İsrail devleti resmi pozisyon olarak o topraklarda işgalci olduğunu kabul ederken, Oray Eğin, Hüsnü Mahalli’yi İsrail’i işgalci olarak göstermekle suçluyordu. İsrail’de bir hafta kalarak Ortadoğu’nun bu kanayan yarasını çözmüştü Becerikli Bay Eğin. İsrail’e işgalci diyen Hüsnü Mahalli, olsa olsa anti-semitizmi körüklüyordu yani. İsrail’in resmi olarak Gazze ve Batı Şeria’da işgalci olduğunu kabul etmesi önemli değildi. Oray Eğin, bir kere İsrail’i sevmişti. Sevdi mi tam severdi. Anti-semitizm propagandasını bitirmek gibi isabetli bir amaçla yola çıkarken, yalan yanlış bilgiyle tersinden bir propaganda yaptığının farkında bile değildi.
AMBARGOYU MEŞRULAŞTIRMAK
Oray Eğin’in neresinden tutsak elimizde kalacak son yazısının bir yerinde ise şöyle bir ifade de var; “Ambargolar herkes için hoşnutsuz olmasına rağmen, savaş içinde olan devletlerin başvurmak zorunda oldukları bir yöntem.” İnsanın böyle bir cümleyi kurmadan önce, açlıktan, ilaçsızlıktan ölen sivilleri, hiç değilse çocukları gözünün önüne bir getirmesi gerek. Müslüman, Yahudi, Filistinli, İsrailli demeden oradakilerin her şeyden önce insan olduklarını bir düşünmesi gerek. Hele ki, bu insan bir gazetede köşe yazarak kitlelere hitap ediyorsa iki kere düşünmesi gerek. Ama böyle bir şey Oray Eğin’in umrunda değil. Kendisi altı yazılık muhteşem yazı dizisinde altını çizdiği üzere İsrail’i seviyor bir kere. Bu sevgi öylesine gözünü kör etmiş ki, savaş içinde olan devletler ambargo uygulamak zorunda diyebilecek vicdansızlık eşiğine varmış.

‘ONLAR DA GİTMESELERDİ’ DİYEBİLMEK
Eğin, İsrail’in insanlık dışı saldırısıyla ilgili yazısının başında, her normal insan gibi bu işin bir açıklaması, özrü olamaz diyor. Ancak yazının sonlarına doğru, öldürenler kadar, bunu göze olarak gemileri gönderenler de sorumludur noktasına varıyor. Gazetecilik refleksiyle böyle bir şey sorması anlaşılabilir. Fakat buradaki sorumluluğu eşit yayması anlaşılır gibi değil. İsrail ne kadar suçluysa, geminin gitmesine göz yumanlar o kadar suçludur noktasına varmak ciddi bir insanlık zaafı. İsrail’in bir insani yardım gemisine saldırıp sivilleri öldürmesini “onlar da göz göre gitmeseler, gönderilmeseler”di noktasında incelemek gerçekten tüyler ürpertici. İnsanın şüpheye kapılmasını anlarım. Belki şüphesinin anlaşılır tarafları da vardır. Ancak öldürene küçük de olsa bir meşruiyet sağlayacak her türlü ifadeden kaçınmak gerek. Oray Eğin, tarafların sorumluluğunu eşitlerken bunu gözardı ediyor bana kalırsa.

Oray Eğin’in aynı yazıdaki Türkiyeli Musevilere karşı provokasyon kaygılarını paylaşırım. Bunun bir anti-semitizm propagandasına dönüşme riskine karşı uyarısını da paylaşırım. Ama tutup da, böylesi bir acı günde Antalya’ya İsrailli turistler gelmeyecek diye vah vahlanmasını, masum insanların ölümüne yol açan ambargoyu normal karşılama vicdansızlığını ve olayı neredeyse “onlar da gitmeselerdi” noktasına getirmesini anlamak mümkün değil. Çünkü ‘ölümün olduğu yerde daha ciddi hiçbir şey yok.’ Böyle bir anda tüm ‘ama’lar kifayetsiz, tüm ‘keşke’ler nafile. İtiraz etmeli.

Dikkat çekmek için her şeyi yapabileceğini bildiğimiz Oray Eğin bile olsa itiraz etmeli. O kadar önemli.
Yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz.