<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Afili Filintalar &#187; Selçuk Orhan</title>
	<atom:link href="http://www.afilifilintalar.com/index.php/yazar/sorhan/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.afilifilintalar.com</link>
	<description>Çete büyüyor...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Sep 2010 09:42:54 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>TENGRİ USIG BAŞTAN ALIR / O TUŞİNİR YERGE ÇÜNKİ</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/index.php/tengri-usig-bastan-alir-o-tusinir-yerge-cunki</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/index.php/tengri-usig-bastan-alir-o-tusinir-yerge-cunki#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 20:44:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=7224</guid>
		<description><![CDATA[12 Eylül&#8217;de gerçekleşecek referandumun kampanya süreci seçimlerde şimdiye kadar gördüğümüzden çok başka bir biçim aldı. Herkes oyunu ne yönde kullanacağını açıklamak için yarışıyor.  Magazin şöhretleri, sanatçılar, sivil toplum kuruluşları, gazeteciler&#8230; Üstelik &#8220;Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği&#8221; tadında minyatür organizasyonların bile sokaklara EVET&#8217;li ya da HAYIR&#8217;lı pankartlar astığına tanık oluyoruz.
Oysa, geçmişte 12 Eylül&#8217;de düzenlenen referandumdan bu yana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>12 Eylül&#8217;de gerçekleşecek referandumun kampanya süreci seçimlerde şimdiye kadar gördüğümüzden çok başka bir biçim aldı. Herkes oyunu ne yönde kullanacağını açıklamak için yarışıyor.  Magazin şöhretleri, sanatçılar, sivil toplum kuruluşları, gazeteciler&#8230; Üstelik &#8220;Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği&#8221; tadında minyatür organizasyonların bile sokaklara EVET&#8217;li ya da HAYIR&#8217;lı pankartlar astığına tanık oluyoruz.</p>
<p>Oysa, geçmişte 12 Eylül&#8217;de düzenlenen referandumdan bu yana kime oy vereceğini saklamak yerleşik bir gelenek olmuştu. Hatta AKP&#8217;nin %47 aldığı seçimlerden sonra pek çok insanın &#8220;Çevremde hiç kimse AKP&#8217;ye oy vereceğini söylememişti; demek gizlemişler&#8221; gibi sözler etmesine tanık olduk.</p>
<p>Geçmişte, sokakta birisinin karşısına çıkıp &#8220;Sağcı mısın? Solcu musun?&#8221; diye sorması korkusunu yaşamış bir halk için bu zincirden boşanmış ifşa hali hoş karşılanabilir. Ama siyasetin halka yayılan bu coşkulu temposunda sağlıksız bir şeyler var&#8230; İnsanlar, siyasi bir görüşü ya da hukuksal bir devrimi tartışma halinde değil; tam tersine, herkes aklını propaganda tanrılarının ellerine bırakmış. Umutsuz bir galeyan durumu içinde haykırıyorlar: EVET. Ya da. HAYIR</p>
<p>Üstelik karşıt görüşlerin suçlamaları da oransız yakıştırmalara dayanıyor. EVETçiler HAYIRcıları, HAYIRcılar EVETçileri faşist ilan etmek için gerekçeler arıyor. Soydan soptan girip alevilikten sünnilikten çıkıyorlar&#8230; Güya demokratikleştirme ülküsüyle girişilen bir mücadele en faşizan yöntemlerle propagandaya taşınıyor. Boykotçular bile kendilerini propaganda savaşına soktuğu için tuzağa düşmüş durumda.</p>
<p>Şu gerçeği artık taşıyamayacak durumdayız: Hiçbir zaman akılcı bir halk olamadık, tercihlerimizde heyecanlar ve kemikleşmiş önyargılar etkili oldu. Propaganda denen şey, doğası gereği, faşistçedir ve zaten faşizmin icat ettiği bilimsel yöntemlerle sosyal baskı kurma aracıdır. Propaganda akılcı önerilerle ya da diyalog kurma çabasıyla yürütülmez. Propaganda kitlesel bir dayatmadır; her kapıya asker dikmekle her sokağa afiş asmak arasında özde bir ayrım yoktur. Olamaz.</p>
<p>1980 darbesi halkı ağır biçimde sindirmiş ve ikiyüzlülüğe zorlamıştı. Aynı şeyi aslında, üstelik parlementer sistem içinde, aykırı görüşte partilerin mantık ortaklığı altında yaşıyoruz. Bireyleri ve kurumları EVETlere ve HAYIRlara indirgiyoruz. Bu keşmekeş içinde bilebildiğim tek şey şu: Anayasa&#8217;ya ne yazarsa yazsınlar bu boru aynı sesi çıkarır. Yine de, umarım herkes için uğurlu bir referandum olur. Bağırabilmek de bir şeydir, düşündüğünüzü söyleyecek sözcükleriniz olmasa da&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/index.php/tengri-usig-bastan-alir-o-tusinir-yerge-cunki/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gönül Adamlığı</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/index.php/gonul-adamligi</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/index.php/gonul-adamligi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Aug 2010 22:13:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=6848</guid>
		<description><![CDATA[90&#8242;lı yıllarda bir Leman fırtınası esti&#8230; Daral ile Timsah, Bahadır Boysal, Cem Yılmaz karikatürleri, Kıllanan Adam, Erdener Abi, Nihat Genç&#8217;in ateş gibi yazıları&#8230; Politik çizgisi keskin bir dergiydi Leman. Lise çağındaki sıradan gençlerin  bile kimbilir Kürt sorununa bakışını etkilemiştir. Az da olsa.
Penguen&#8217;in çıkışıyla Leman&#8217;ın hızı kesildi, Uykusuz&#8217;dan sonra adı daha da az işitiliyor&#8230; Ama kim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>90&#8242;lı yıllarda bir Leman fırtınası esti&#8230; Daral ile Timsah, Bahadır Boysal, Cem Yılmaz karikatürleri, Kıllanan Adam, Erdener Abi, Nihat Genç&#8217;in ateş gibi yazıları&#8230; Politik çizgisi keskin bir dergiydi Leman. Lise çağındaki sıradan gençlerin  bile kimbilir Kürt sorununa bakışını etkilemiştir. Az da olsa.</p>
<p>Penguen&#8217;in çıkışıyla Leman&#8217;ın hızı kesildi, Uykusuz&#8217;dan sonra adı daha da az işitiliyor&#8230; Ama kim ne derse desin, Leman daha dik kafalıydı, söylerken okuru gocutmayı da göze alırdı.</p>
<p>Yine de beni en çok Uykusuz eğlendiriyor, belki yazar-çizerleri yaşıtım olduğu için&#8230; Belki de esprilerine güleceğim olası en genç kuşak Uykusuz&#8217;dur, Uykusuz&#8217;dan sonraki dergiyi muhtemelen sevemeyeceğim. Yaştan malulen.</p>
<p>Sözü uzattım: Dergileri kıyaslayacak değilim. Diyeceğim şu:</p>
<p>Leman&#8217;da, Güneri İçoğlu&#8217;nun çizdiği bir &#8220;<strong>Gönül Adamı</strong>&#8221; vardı anımsar mısınız? Gözünün kenarında bir damla yaşla İstanbul sokaklarını gezer alaturka bir geçmişi yaşatmaya umutsuzca çabalardı.</p>
<p>&#8220;Gönül Adamı&#8221; serilerinde gözü hırstan dönmüş müteahhitler eski ahşap mimari  evleri yıkıp bahçelerinde asırlık çınarları keserek beton yapılar dikmeye çalışırdı. Dolmuşçular ve boğazdaki motorcular arasında da  bir nostalji savaşı vardı. Eski model kocaman Amerikan arabalarından bozma dolmuşların sahipleriyle yeni panelvanların sahipleri arasında&#8230;</p>
<p>Çevre duyarlığı ve İstanbul aşkı Gönül Adamı&#8217;nı sevdiriyordu. Ama anlamadığım şeyler de yok değildi.</p>
<p>Şu eski dolmuş meselesini ele alalım. Eski dolmuşlar, tank teknolojisiyle üretilmiş Amerikan arabalarının kalıntılarıydı. Çirkin demir yığınlarıydı. Yoklukta İstanbul sokaklarını sahiplenmiş ilkel ulaşım araçlarıydı. Yakıt azgını, trafik düşmanı, can güvenliği düşük, aynı zamanda hem yolcular hem şoförler için rahatsızdı.</p>
<p>Biz bu dolmuşları çocukluk anılarımızla, Sadri Alışık&#8217;lı,Fatma Girik&#8217;li, Ayhan Işık&#8217;lı filmlerle  birleştirdiğimiz için olsa gerek sevimli buluyorduk herhalde. Nasıl mı? Örneğin büyükanneniz size bir kolye armağan etse kötü görüntüsüne ya da demodeliğine aldırmayabilirsiniz. Böyle bir şey&#8230;</p>
<p>Boğazdaki motorlar için de aynısı geçerli. Eski motorlar Üsküdar&#8217;dan Beşiktaş&#8217;a geçerken arayabileceğiniz en heyecanlı macerayı vaad ediyordu. Manevraları da zayıftı. Birkaç kez kıyıda birbirlerine tehlikeli şekilde çarptıklarını anımsarım.</p>
<p>Ayrıca berbat görünüyorlardı. Eski boğaz vapurları bir nebze estetiğe sahiptir. Ama bu motorların eskileri de yenileri de, görüntüleriyle değerlendirsek, en fazla kömür taşımaya yarar.</p>
<p>Anılarımızın ve kişisel bağlarımızın yerini objektif estetik yargılarla değiştiremeyiz. Annesinin resmini &#8220;Pek çirkinmiş&#8221; diye duvardan indiren var mıdır? Varsa da, &#8220;Bu arkadaşın bir derdi olmalı&#8221; diye düşünmez miyiz?</p>
<p>Yani bir eleştirmen çıksa ve en değerli anılarınızı dinledikten sonra tıpkı bir kitabı eleştirir gibi eleştirse, bazı yerleri sıradan, klişe, bayağı bulduğunu söylese, örneğin babanız toprağa verilirken yağmurda aklınızdan geçenlerin yozlaşmış düşünceler olduğunu söylese, suratına bir yumruk indirmez misiniz?</p>
<p>Ama&#8230;</p>
<p>Toplumların da anıları vardır. Ortak tarih de bir toplum için böyle güçlü bağlar ve anılar yaratır; zaman zaman bu ortak anıların çekiciliği de tıpkı annemizin resmi gibi bizi sarabilir. Güneri İçoğlu&#8217;nun eski dolmuş tutkusu gibi.</p>
<p>Burada bir dur demek, şalteri kaldırıp aydınlıkta bakmak gerekir. Çünkü soru şudur: İstanbul&#8217;un estetik kimliğiyle ilgili bir karara varacaksak, bu köhne ağır arabaları  ve denize atılmış teneke kutulardan farkı olmayan motorları listede kaçıncı sıraya yazmalıyız? Böyle yaparsak gelecekte de kalın plastik mavi su damacanaları mı bu kenti temsil edecek?</p>
<p>Sanat meselesine biraz böyle bakmak gerekiyor. Aslında sanat son kertede, sahiplenmemize gerek duymadan da yolunda yürür. Toplumun hangi değerler üstünde kendini temsil edeceğini sorması, yani &#8220;Benim sanatım budur&#8221; sorusuna yanıt vermesi gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/index.php/gonul-adamligi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Süreyyya Evren&#8217;in Mahallesi</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/index.php/sureyyya-evrenin-mahallesi</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/index.php/sureyyya-evrenin-mahallesi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Aug 2010 00:35:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=6676</guid>
		<description><![CDATA[Süreyyya Evren, son dönemde tadımızı kaçıran anlamlarıyla yeniden doğan &#8220;mahalle&#8221; kavramı üstüne bir yazı yazmış, kavramsal açılışını Memduh Şevket&#8217;i bugüne getiren keyifli gözlemlerle sonlandırmış. Çok kısa bir alıntı:
Önceki gece mahallelilerden biri gece yarısı yüksek sesle, İbrahim, evet gerçekten de, Tatlıses dinleyerek mahalleye daldı. Bir Tatlıses dalgalanması yaşandı. Arabasını en sıkışık noktaya inatla ve kırk manevrayla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Süreyyya Evren, son dönemde tadımızı kaçıran anlamlarıyla yeniden doğan &#8220;mahalle&#8221; kavramı üstüne bir yazı yazmış, kavramsal açılışını Memduh Şevket&#8217;i bugüne getiren keyifli gözlemlerle sonlandırmış. Çok kısa bir alıntı:</p>
<p><em>Önceki gece mahallelilerden biri gece yarısı yüksek sesle, İbrahim, evet gerçekten de, Tatlıses dinleyerek mahalleye daldı. Bir Tatlıses dalgalanması yaşandı. Arabasını en sıkışık noktaya inatla ve kırk manevrayla park etti, pencerelerden laf edenlere laf yetiştirdi ve eve öyle girdi. Tam karşı pencerede namaz kılan bir adam var, bir de cep telefonuyla oynayan biri, diğer pencerede evde dört erkek olduğunu görüyorum ve birinin elinde oyuncak bir tabanca. Ama ben bir tabancanın oyuncak mı yoksa gerçek mi olduğunu nereden bilebilirim ki?  Caminin karşısındaki fırında karşıma çıkan Mavi Marmara tonunu hatırlıyorum, İnsani Yardım Vakfı kumbarası sizi bekliyor. Cadde üstünde bol bol Tekel Bayii var ama Dia’da içki yok (bunu en son Fatih’te görmüştüm). Balkonda ‘mahalle baskısı’nı hayal ediyor ve bira yerine votka vişne içiyorum. 14 aylık oğlum Yaz için yumurtanın iyisinden vermeye çalışan bakkal bir türlü turuncu bir yumurta denk getiremiyor. Apartmanda asansör, kapıcı vs olmadığı gibi apartman ışıkları sensörlü de değil. Herkes o sensörlere öylesine alışmış ki düğmeye basmayı konuklarımız hep ‘nostaljik’ buluyorlar. Biraz önce yazıya ara verdim, çöpü aşağıya bırakıp balkona geri döndüm. Çöp arabası yanaştı, fırlattılar çöpleri kamyona, ve kamyona asılarak çalışan çöpçülerden biri, gözüne ilişen bir çocuk tşörtünü eline aldı, havaya kaldırdı, inceliyor.</em></p>
<p><a title="Süreyyya Evren" href="http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1187091385&amp;news_code=1280663887&amp;year=2010&amp;month=08&amp;day=01" target="_blank">Yazının tamamı</a>na buradan ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Bu arada, hiç ilgisi olmasa da şunu düşündüm: 80 öncesi Türk sinemasında mahalle neredeyse vazgeçilmez bir alandır, toplumun bütün olumlu değerlerini temsil eder. Galiba bir tek Yılmaz Güney filmlerinde böyle melodramatik bir mahalle yok&#8230; Yılmaz Güney filmlerinde aile mahalle denen çekirdekte korunmuş değildir; tam tersine bütün saldırılara açık şekilde ortalığa fırlatılmıştır. Galiba&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/index.php/sureyyya-evrenin-mahallesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Madem Arabesk Dedik, Mahler&#8217;den Gelsin: &#8220;Nikah Masası&#8221;</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/index.php/madem-arabesk-dedik-mahlerden-gelsin-nikah-masasi</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/index.php/madem-arabesk-dedik-mahlerden-gelsin-nikah-masasi#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Jul 2010 11:40:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=6556</guid>
		<description><![CDATA[Mahler, 1884&#8242;le 1891 arasında &#8220;Wenn mein Schatz Hochzeit macht&#8221; adında bir &#8220;Lied&#8221;, yani şarkı bestelemiş. Sözlerini de kendisi yazmış:
Wenn mein Schatz Hochzeit macht,
Fröhliche Hochzeit macht,
Hab&#8217; ich meinen traurigen Tag!
&#8230;
Kaba saba bir Türkçe&#8217;yle şöyle bir şey:
Sevdiceğim evlendiğinde,
Mutlu bir düğünle,
En kederli günümü yaşarım ben!
&#8230;
Size de, aynı şeyi anımsatmıyor mu?
Dinleyelim madem, hem de Hitler&#8217;e uzattığı elini mendille temizleyiveren [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mahler, 1884&#8242;le 1891 arasında &#8220;Wenn mein Schatz Hochzeit macht&#8221; adında bir &#8220;Lied&#8221;, yani şarkı bestelemiş. Sözlerini de kendisi yazmış:</p>
<dd>Wenn mein Schatz Hochzeit macht,</dd>
<dd>Fröhliche Hochzeit macht,</dd>
<dd>Hab&#8217; ich meinen traurigen Tag!</dd>
<dd>&#8230;</dd>
<p>Kaba saba bir Türkçe&#8217;yle şöyle bir şey:</p>
<dd>Sevdiceğim evlendiğinde,</dd>
<dd>Mutlu bir düğünle,</dd>
<dd>En kederli günümü yaşarım ben!</dd>
<dd>&#8230;</dd>
<p>Size de, aynı şeyi anımsatmıyor mu?</p>
<p>Dinleyelim madem, hem de Hitler&#8217;e uzattığı elini mendille temizleyiveren Furtwangler çalsın, sanat güneşimiz Dietrich Fischer-Dieskau söylesin:</p>

]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/index.php/madem-arabesk-dedik-mahlerden-gelsin-nikah-masasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaaşaaamaaak ne güzeel&#8230;</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/index.php/yaasaaamaaak-ne-guzeel</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/index.php/yaasaaamaaak-ne-guzeel#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Jul 2010 23:38:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=6538</guid>
		<description><![CDATA[Yanılmıyorsam 2003&#8242;te, Nuriye Akman&#8217;ın kadınlara ne formatta bir ilişki sunduğu  sorusuna karşılık İsmet Özel, &#8220;Kölelik&#8221; diye karşılık veriyordu, &#8220;Bunu gönüllüce, çok arzulayarak yapması lazım.&#8221;
Bu sözler basının o beylik deyişiyle çok tartışıldı; aslında anlamı açısından doğru dürüst tartışıldığı su götürür, ama Türkiye&#8217;nin kültür çevresi çapında bir sansasyon değeri yarattı.
Pek yakında, Fazıl Say, Twitter üstünden, &#8220;arabesk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yanılmıyorsam 2003&#8242;te, Nuriye Akman&#8217;ın kadınlara ne formatta bir ilişki sunduğu  sorusuna karşılık İsmet Özel, &#8220;Kölelik&#8221; diye karşılık veriyordu, &#8220;Bunu gönüllüce, çok arzulayarak yapması lazım.&#8221;</p>
<p>Bu sözler basının o beylik deyişiyle çok tartışıldı; aslında anlamı açısından doğru dürüst tartışıldığı su götürür, ama Türkiye&#8217;nin kültür çevresi çapında bir sansasyon değeri yarattı.</p>
<p>Pek yakında, Fazıl Say, Twitter üstünden, &#8220;arabesk yavşaklığından utanıyorum&#8221;  türü bir ifade kullandı. Orhan Gencebay ve Işın Karaca gibi birkaç müzisyen de kendi ağırlıklarınca ayıplayan şeyler söyledi.</p>
<p>Ayrı safları tutmuş bu iki sanatçının açıklamalarında anlamsal hiçbir ilişki olmamasına karşın bir biçem akrabalığı var; ikisi de, sorgulanması kitlelere rahatsızlık verecek yerleşik bir doğruyu sarsma çabasında. İki açıklama da belli bir anlayışa saldırıyor.</p>
<p>Dahası, bana göre, iki sanatçının açıklaması da, kamuya yansıttıkları ideolojik kişilikle derinde çelişiyor.</p>
<p>Bu iki açıklamanın ortak yanı orta sınıfın değer yargılarına kökten saldırmasında yatıyor. İsmet Özel&#8217;in ifadesi çok daha kökten, çok daha sarsıcı. Dolayısıyla kolaylıkla kötüye yorulabiliyor.  Basın, neredeyse hiçbir yorum katmadan, bu sözleri olduğu biçimde servis ederek orta sınıfın tepki sinirlerini gıdıklamayı başarabiliyor.</p>
<p>Fazıl Say&#8217;ın sözleri görece daha hafif kaçabilir; çünkü nihayetinde odak noktası müzik&#8230; Bana göre, arabesk müziğin bu ülkenin bir değeriymiş gibi sahiplenilmesine Fazıl Say ayarında bir sanatçı tepki verdiğinde en fazla elitist olmakla suçlanabilir. Kişisel düşüncem, arabeskin, tükenmişlik duygusundan beslenen, halk müziğiyle Türk sanat müziğinin kolaya kaçmış bir karışımıyla sömüren sıradan bir pop müzik formatı olduğu yönünde.  Hele Orhan Gencebay ya da Ferdi Tayfur arabeskin bile vasatları arasındadır.   Sadettin Kaynak, Erkin Koray dururken&#8230;</p>
<p>70&#8242;lerin öykü ve romanlarından izini sürebildiğim kadarıyla arabesk müzik bir halk değeri olarak görülmemiş. Yozlaşma olduğu kaydedilmiş. Ne olduysa 80&#8242;lerde, 90&#8242;larda aydın takımı içinde de arabeskperestlik baş gösterdi. Gencebay ilah ilan edildi. Neden bilmem, Ferdi Tayfur yeterince &#8220;baba&#8221; bulunmadı. Herhalde, &#8220;Haydi gel köyümüze geri dönelim&#8230;&#8221; tadında işlerinden ötürü.</p>
<p>İsmet Özel&#8217;in meselesi ise daha karmaşık; şairin işi aşkla. Haliyle orta sınıfın çağdaş kadın-erkek ilişkisi kavramına çomağı sokuvermiş. Orta sınıfın ilişki kavramı gerçekten de muhasebesi muntazam tutulan bir şirkete benzer. Ölçülü bir karşılıklılık, bey ve hanım olma kuralları içinde tanımlanır. Yıldönümü ritüelleri, tek eşlilik vaadleri,  sulu gönül alma biçimleri içinde boktan bir din gibi paketlenir. Yersen&#8230; Yeriz de&#8230;  İsmet Özel de yemiş aslında, ama içinde kalanı da söyleyivermiş.</p>
<p>İşin komiği, bu tür çıkışların sanatçıları kısa bir anlığına da olsa sınıfsızlaştırmasının yarattığı yanılsama. Fazıl Say, orta sınıfa farkında olmadan ayar verdi biraz; ama sırtını  çağdaş ilerlemeci ideolojinin kıytırık tezlerine dayadığı için maalesef arabesk bir şikayet silsilesine kapıldı!</p>
<p>İsmet Özel&#8217;in çelişkisi ise insan denen varlığın elegezmezliğini bir inanç sistemine dayandırma çabasında. Ama işte elinde devridaim düşünce makinesi yok. Aslında doğada sürtünme denen bir şey var ve hakiki sözler de sertliği ölçüsünde makinenin dişlilerini yontuyor. Zaman içinde geriye düz yuvarlakların birbirine sürtmesinden doğan iç gıcıklayan bir çığlık kalıyor&#8230;</p>
<p>Sözlerin bireyleri aştığı anlar vardır. Tıpkı kozasından çıkmak için kıvranan bir canlı gibi. Köhne benlikleri soyunmadan, yırtıp saldırmadan da yaşamanın kolayı yok. Bana öyle geliyor&#8230; Fazıl Say&#8217;ın da, İsmet Özel&#8217;in de diline sağlık. Böyle olunca, Orhan Gencebay&#8217;ın Vodafone reklamlarında dediği gibi: &#8220;Yaaşaaamaaak ne güzeel&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/index.php/yaasaaamaaak-ne-guzeel/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yazar Çizer Takımı Futboldan Ne Anlar?</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/index.php/yazar-cizer-takimi-futboldan-ne-anlar</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/index.php/yazar-cizer-takimi-futboldan-ne-anlar#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jul 2010 21:11:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[dünya kupası]]></category>
		<category><![CDATA[iniesta]]></category>
		<category><![CDATA[sıcak nal]]></category>
		<category><![CDATA[xavi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/index.php/yazar-cizer-takimi-futboldan-ne-anlar</guid>
		<description><![CDATA[Futboldan anlamadığımızı Sıcak Nal dergisinin &#8220;Dünya Kupasını Kim Kazanacak?&#8221; soruşturması sayesinde yedi düvele duyurmuş olduk&#8230;
Evet, Sıcak Nal&#8216;ın 3. sayısında (Temmuz-Ağustos) Neval Güven Türkeli tarafından hazırlanan bu başlıkta kısa bir soruşturma yer alıyor. Yazar ve şairlerden Dünya Kupası&#8217;nda hangi takımların final oynayacağı ve kupayı kimin alacağı konusunda tahmin istenmiş.
İspanya&#8217;nın kupayı alacağını tahmin eden bir tek Tanıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.afilifilintalar.com/af/depo/2010/07/SicakNal.jpg" rel="lightbox[6448]"></a>Futboldan anlamadığımızı <em>Sıcak Nal</em> dergisinin &#8220;Dünya Kupasını Kim Kazanacak?&#8221; soruşturması sayesinde yedi düvele duyurmuş olduk&#8230;</p>
<p>Evet, <em>Sıcak Nal</em>&#8216;ın 3. sayısında (Temmuz-Ağustos) Neval Güven Türkeli tarafından hazırlanan bu başlıkta kısa bir soruşturma yer alıyor. Yazar ve şairlerden Dünya Kupası&#8217;nda hangi takımların final oynayacağı ve kupayı kimin alacağı konusunda tahmin istenmiş.</p>
<p>İspanya&#8217;nın kupayı alacağını tahmin eden bir tek Tanıl Bora var. O da, finali Almanya&#8217;yla oynayacaklarını söyleyerek fikstür hatasına düşmüş.</p>
<p>Hollanda&#8217;ya final oynama şansı tanıyan bir tek Küçük İskender var; ama, nasıl bir düşünceyle bilmiyorum, rakibini İngiltere olarak tahmin etmiş.</p>
<p>Çoğunluk Almanya demiş. (Ben de, Almanya&#8217;nın kazanacağını sananlardandım. Ama İspanya, Almanya&#8217;yı 90 dakika boyunca kelimenin tam anlamıyla bunalıma soktu.)</p>
<p>Aslında, tahmin yürütürken unuttuğumuz iki küçük adam vardı: Iniesta ve Xavi.</p>
<p>Bu tatlı soruşturmanın yanısıra <em>Sıcak Nal</em>, oldukça dolu bir sayıyla okurun karşısına çıktı. Dergide günümüz Afrika Edebiyatı üstüne yazılar ve bir soruşturma yer alıyor. Ve elbette, taze, cesur, sağlam öyküler ve yazılar&#8230;</p>
<p>Kısacası bu ay mutlaka, en az 3 edebiyat dergisi alın. Biri de <em>Sıcak Nal</em> olsun.<br />
<img title="SicakNal" src="http://www.afilifilintalar.com/af/depo/2010/07/SicakNal.jpg" alt="" width="450" height="632" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/index.php/yazar-cizer-takimi-futboldan-ne-anlar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Babalar ve Oğullar</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/index.php/babalar-ve-ogullar</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/index.php/babalar-ve-ogullar#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2010 20:32:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=6416</guid>
		<description><![CDATA[Sanatçıların, özellikle müzisyenlerin çocuklarının ebeveyinlerinin mesleğini sürdürmesine alışığız; çoğunlukla başarılı da olurlar.  Müzik biraz da imkan ve çevre meselesi. Enstrüman alacaksınız, müzik kültürü ve bilgisi verecek birileri olacak, adınızı sesinizi duyurmak için çalacak kapılar bulacaksınız&#8230; Aynı şekilde tiyatro oyuncusu ve sinema aktörlerinin çocukları da ailelerinin izinde çok başarılı olabiliyor.
Yeteneklerin de kaşlar, saçlar, gözler gibi  çocuklara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sanatçıların, özellikle müzisyenlerin çocuklarının ebeveyinlerinin mesleğini sürdürmesine alışığız; çoğunlukla başarılı da olurlar.  Müzik biraz da imkan ve çevre meselesi. Enstrüman alacaksınız, müzik kültürü ve bilgisi verecek birileri olacak, adınızı sesinizi duyurmak için çalacak kapılar bulacaksınız&#8230; Aynı şekilde tiyatro oyuncusu ve sinema aktörlerinin çocukları da ailelerinin izinde çok başarılı olabiliyor.</p>
<p>Yeteneklerin de kaşlar, saçlar, gözler gibi  çocuklara geçtiğine inanmaya eğilimliyiz. Babasının yolundan gidenleri seviyoruz&#8230; Babanın yolundan gitmeyi insanlara yakıştırıyoruz.</p>
<p>Yalnız, babanın izinden gitmenin pek para etmediği bir meslek var: Politikacılık. Seçimlerin şöyle böyle de olsa hakça düzenlendiği hiçbir dönemde büyük bir politikacının oğlunun iktidara geldiğini görmedim. Başarılı denebilecek tek tük örnekler var. Erdal İnönü gibi&#8230; Ama o bile, eh işte&#8230; Bir şekilde politikada kalıyor bu oğul ya da kızlar&#8230; Medyanın ilgisini de çekiyorlar. Mikrofon uzatan birileri hep oluyor kendilerine. Ama işte&#8230; Yani sanki sussalar, ses etmeseler, bu mesleğe burunlarını sokmasalar&#8230; Çok antipatik olmuyorlar mı? Babalarının ya da bazen analarının adından başka neleri var? Ya da şöyle sorayım: Bize, kimin çocuğu olduğunu unutturacak kadar büyük işler başaranları çıkmış mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/index.php/babalar-ve-ogullar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ve</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/index.php/ve</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/index.php/ve#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2010 23:10:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=5802</guid>
		<description><![CDATA[Nurullah Ataç, &#8220;ve&#8221; bağlacına kafayı takmıştı. Çoğumuza &#8220;ve&#8221; Türkçe&#8217;de vazgeçilmez gibi gelir; oysa Ataç, Türkçe&#8217;nin yapısına aykırı bulduğu bu bağlacı tamamıyla çöpe atmak istiyordu. Virgül kullanmayı ya da cümleleri &#8220;ve&#8221;siz kuracak bir anlayışta yazmayı öneriyordu.
Fethi Naci de bir yazısında Sait Faik&#8217;in öykülerinde &#8220;ve&#8221;yi ayıklamasından takdirle söz eder.
Haksız mıdır? &#8220;Ve&#8221; aslında içi boş bir bağlaçtır. Kavramları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nurullah Ataç, &#8220;ve&#8221; bağlacına kafayı takmıştı. Çoğumuza &#8220;ve&#8221; Türkçe&#8217;de vazgeçilmez gibi gelir; oysa Ataç, Türkçe&#8217;nin yapısına aykırı bulduğu bu bağlacı tamamıyla çöpe atmak istiyordu. Virgül kullanmayı ya da cümleleri &#8220;ve&#8221;siz kuracak bir anlayışta yazmayı öneriyordu.</p>
<p>Fethi Naci de bir yazısında Sait Faik&#8217;in öykülerinde &#8220;ve&#8221;yi ayıklamasından takdirle söz eder.</p>
<p>Haksız mıdır? &#8220;Ve&#8221; aslında içi boş bir bağlaçtır. Kavramları bitiştirir ama aralarında bir bağ kurmaz. Virgüle karşı bir ses üstünlüğü vardır elbette. Hepsi o mu? Önemsiz bazı şairler için kurtuluştur. Alelade cümleleri &#8220;şiir gibi&#8221; yapmaya yarar.</p>
<p>Kısacası &#8220;Ve&#8221; sadece bir edadır. Ataç&#8217;ın belirlediği gibi aslında gereksizdir. Yine de ben kolayca kurtulamadım bu boş bağlaçtan. İşsiz bir akraba gibi. Beklenmedik zamanlarda karşıma çıkar, kapımı çalar, geri çevirmek olmaz. Zaten alışkanlıkları çıkarınca ne kalır bir insandan geriye, değil mi? Sonuçta hepimiz içi boş bir &#8220;Ve&#8221;nin bir araya getirdiği, birbiriyle bağı kurulmamış bayağı şeylerden oluşuyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/index.php/ve/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>80-(12+3+8) = ?</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/index.php/80-1238</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/index.php/80-1238#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jun 2010 20:16:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[işçi sınıfı]]></category>
		<category><![CDATA[matthew arnold]]></category>
		<category><![CDATA[ösym]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=5800</guid>
		<description><![CDATA[ÖSYM başkanı Ünal Yarımağan geçtiğimiz yıllarda düzenlenen bir üniversite giriş sınavında 600.000 öğrencinin yukarıdaki işlem sorusuna doğru yanıt veremediğini belirtmiş&#8230;
Matthew Arnold idi sanırım; 19. yüzyılda İngiltere&#8217;de işçi sınıfının yaşadığı sefaleti ve cehaleti anlatmak için &#8220;İsa&#8221;yı bile tanımayan binlercesi olduğunu yazmıştı.
Ancak yukarıdaki soruyu yanıtlayamayan gençlerin sorunu sefalet değil. Lise eğitimi almışlar, mezun edilmişler! Büyük olasılık, 80 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ÖSYM başkanı Ünal Yarımağan geçtiğimiz yıllarda düzenlenen bir üniversite giriş sınavında 600.000 öğrencinin yukarıdaki işlem sorusuna doğru yanıt veremediğini belirtmiş&#8230;</p>
<p>Matthew Arnold idi sanırım; 19. yüzyılda İngiltere&#8217;de işçi sınıfının yaşadığı sefaleti ve cehaleti anlatmak için &#8220;İsa&#8221;yı bile tanımayan binlercesi olduğunu yazmıştı.</p>
<p>Ancak yukarıdaki soruyu yanıtlayamayan gençlerin sorunu sefalet değil. Lise eğitimi almışlar, mezun edilmişler! Büyük olasılık, 80 kontörleri varken sırasıyla 12, 3 ve 8 kontörlük konuşmalar yapsalar geriye 57 kontör kaldığını hesaplayabilirler. Gerçi kontör hesabı da kalktı artık. Beceremedikleri, bir şekilde öğrenemedikleri şey matematiğin sembolik dili olsa gerek&#8230; Buna en basit düzeyde bile gönül indirmek istemiyorlar.</p>
<p>Türkiye&#8217;de bir işçi sınıfı olamayışının nedenini de bu &#8220;gönül indirmez&#8221; çoğunlukta aramak gerek. Lümpen sınıfı en kalabalık olan ülkeyiz belki de; sefilliğe bir de mücadelesizlik, kendini salmışlık, köksüz bir özgüven ve boş hayalcilik eklenmiş.</p>
<p>Biliyorum 600.000 matematikçiye ihtiyacımız yok; ama bu şanslı 600.000 içinden pek fazla futbolcu ya da pop star çıkmayacak gibi geliyor bana. Ama bazı ucuz komedi filmlerinin seyircileri arasında çoğunluk olacaklarını sanıyorum.</p>
<p>Arnold, sözünü ettiği işçi sınıfına öğreteceği bir şey olduğuna inanıyordu: İsa. Biz elimizdeki 600.000&#8242;lere ne söyleyebiliriz?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/index.php/80-1238/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Politikayı ortadan kaldırırsanız geriye ne kalır?</title>
		<link>http://www.afilifilintalar.com/index.php/politikayi-ortadan-kaldirirsaniz-geriye-ne-kalir</link>
		<comments>http://www.afilifilintalar.com/index.php/politikayi-ortadan-kaldirirsaniz-geriye-ne-kalir#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 20:38:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Selçuk Orhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.afilifilintalar.com/?p=4942</guid>
		<description><![CDATA[Metis Defterleri dizisinden çıkan &#8220;Demokrasi Ne Alemde?&#8221; her &#8220;el&#8221;de bulunması gereken bir derleme . Kitapta, Agamben, Badio, Zizek gibi düşünürlerin demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi olan yazıları yer alıyor. Hepsini okumamakla birlikte rastgele açtığım bir sayfada şu cümle gözüme çarptı:
Politikayı ortadan kaldırırsanız geriye teoloji kalır
Daniel Bensaid&#8217;in &#8220;Daimi Skandal&#8221; yazısından. Başbakan&#8217;ın, ölen madencilerin arkasından üstüne basa basa &#8220;kader&#8221;den söz etmesi de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Metis Defterleri dizisinden çıkan &#8220;Demokrasi Ne Alemde?&#8221; her &#8220;el&#8221;de bulunması gereken bir derleme . Kitapta, Agamben, Badio, Zizek gibi düşünürlerin demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi olan yazıları yer alıyor. Hepsini okumamakla birlikte rastgele açtığım bir sayfada şu cümle gözüme çarptı:</p>
<p><strong>Politikayı ortadan kaldırırsanız geriye teoloji kalır</strong></p>
<p>Daniel Bensaid&#8217;in &#8220;Daimi Skandal&#8221; yazısından. Başbakan&#8217;ın, ölen madencilerin arkasından <span style="text-decoration: underline">üstüne basa basa</span> &#8220;kader&#8221;den söz etmesi de bu önermeyi doğrulamıyor mu? Başbakan bu işi kaderle açıklayınca şunu demiş gibi anlıyorum aslında: &#8220;Madenlerde ya da başka iş kazalarında (tinercilerce bıçaklanan polis örneğini de veriyor çünkü) ölecek insanlara karşı HİÇBİR ŞEY YAPAMAYIZ.&#8221; Hiçbir şey&#8230; &#8220;Hiçbir şey yapamayız&#8221; bir politikacının ağzından çıkacak söz değildir. &#8220;Petrol vardı da biz mi içtik?&#8221; tadında bir serzeniş, bir çaresizlik, bir iktidarsızlık bildirisi.</p>
<p>İşin beteri, politika çekilince bizde teoloji bile kalmıyor; teolojiden bir gıdım bile kalmış olsa, Ömer&#8217;in Ebu Ubeyde&#8217;ye söylediği akla gelmez miydi?</p>
<p>&#8220;Ey Ebu Ubeyde, senin deven zemini otlu ama etrafı taşlı bir derenin içinde olsa onu alıp yalçın kayalık bir yerde dolaştırsan veya bir otlağa götürsen yaptığın tercih kaderle değil midir? <strong>Sen bir karar verip uygularsın, işte bu kaderin ta kendisi olur.</strong>&#8220;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.afilifilintalar.com/index.php/politikayi-ortadan-kaldirirsaniz-geriye-ne-kalir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
