.
ÇETE BÜYÜYOR…

Arşiv

Yazarın arşivi

günün birinde ‘… olayları’ diye anıp unutmaya ve avunmaya çalışacağımız bir utancın daha eşiğindeyiz…
kardeşler, karşı çıkalım buna…

‘Büyük yönetmen’e çocuk tacizi bile mübah…

Johann Hari

Yorum / 14/07/2010

Roman Polanski’yi savunanlar, ne söylediklerinin farkında değil. Pişmanlık duymayıp suçuyla övünen bir çocuk tecavüzcüsü, birkaç ‘iyi’ film yönetti diye bu kişilerin ve ‘ulusal çıkar’ını düşünen İsviçre yüzünden serbest

Artık hepimiz biliyoruz. 44 yaşında bir adamsanız, ‘Hayır hayır hayır’ diye hıçkırarak ağlayan ve astım ilacı için yalvaran 13 yaşındaki korkmuş bir kıza uyuşturucu verip anal yoldan tecavüz edebilir ve hiçbir ceza almayabilirsiniz. Tek yapmanız gereken iki şartı yerine getirmek: Kaçıp 15-20 yıl olay mahallinden uzak durmalısınız ve bazı iyi filmler yönetmelisiniz. Bu şartları yerine getiriyorsanız, sadece elinizi kolunuzu sallayarak dolaşmakla kalmazsınız, ‘cadı avı’ndan korunmanız için devasa bir kampanya yürütülür ve bir kahraman gibi alkışlanırsınız.
Roman Polanski kaçmadan önce suçunu kabul etti ve yıllar sonra, sürgünde şişine şişine, bütün erkeklerin onun yaptığını yapmak istediğini söyledi. 1979’da kendisiyle söyleşi yapan bir gazeteciye kıkırdayarak şunları söylüyordu: “Birini öldürmüş olsaydım, bu durum basına bu kadar ilgi çekici gelmezdi, anlıyor musun? Fakat… kahretsin … genç kızlar. Yargıçlar genç kızları düzmek istiyor. Jüri üyeleri genç kızları düzmek istiyor. Herkes genç kızları düzmek istiyor!”
Fakat anlaşılan İsviçre hükümeti bunu, Polanski’yi yargılanmak üzere ABD’ye iade etmek için yeterli bulmuyor. Paçayı sıyırabilmesi için yasada boşluk buldular, ‘ulusal çıkarların’ bir faktör olabileceğini de kabul ettiler. Bir İsviçre vatandaşı olarak, şunu söyleyebileceğimi sanıyorum: İsviçre’nin geçmişte ‘ulusal çıkarları’ korumak için yaptığı pazarlıkları hepimiz hatırlarız. Suçlulara yardımcı olup buna İsviçreli gerçekçiliği demek buralarda kökü eskiye uzanan bir gelenektir.
Polanski’nin bırakılması için yürütülen kampanya, bir nesil önce alt edildiğini sandığım bir yaklaşımlar silsilesini tekrar devreye sokuyor. Oyuncu Whoopi Goldberg, bunun ‘bildik bir tecavüz’ olmadığını söylüyor. Bazıları iğrenç bir tavırla, kızın bakire olmadığını ima ediyor.
13 yaşındaki bir kız daha önce taciz edilmişse, müstakbel tecavüzcüler için meşru hedef değil midir? Kampanyanın başını çeken Fransız filozof Bernard Henri-Levi, ‘Büyük Sanat’ tehlikeye girdiğinde, bir çocuğun biraz cinsel istismara maruz kalmasının kendisi için sorun olmadığını söylüyor. Şöyle yazıyor: “Polanski’nin yaptığından iğreniyor muyum? Onun davranışı beni ilgilendirmiyor. Benim derdim filmleri. Piyanist’i ve Rosemary‘nin Bebeği’ni seviyorum.”
Tekrarlamaya değer: Bu kampanyanın başında, bir çocuğa uyuşturucu verip tecavüz etmenin, Mia Farrow’u hamile bırakan ‘Şeytan’la ilgili bir filme kıyasla ‘kendisini ilgilendirmediğini’ söyleyen bir adam var. Romancı Robert Harris, “Bu muamele korkunç” diyor. Harris çocuk tecavüzünden değil, çocuk tecavüzünü cezalandırma çabasından söz ediyor. Polanski’nin ‘lince’ tabi tutulduğunu savunuyor. Bu linççi güruh nerede? Benim bütün görebildiğim, sabırla yasaların uygulanması ve Polanski’nin adil, açık bir mahkemede yargılanması gerektiğini söyleyen insanlar. Bu lincin tam zıttıdır: Bu ölçülü adalettir. Polanski’yi savunanlar ne söylediklerini anlıyor mu? Harris’in dört çocuğu var. Yarın öbür gün büyük bir yönetmen onlara uyuşturucu verip tecavüz ederse polisi arayacak mı, ya da bunu yapmanın ‘mide bulandırıcı’ olduğunu söyleyecek mi? Çocuklarını korumaya çalışan polisin ve savcıların ‘linççi bir güruh’ olduğunu mu savunacak? Tecavüzcü kaçarsa, 30 yıllık firarın ardından serbest bırakılması gerektiğini mi söyleyecek?
Kampanya başarılı oldu. Yani Whoopi, Bernard ve Robert’e tebrikler: Pişmanlık duymayıp övünen bir çocuk tecavüzcüsü kısmen sizin sayenizde hesap vermeyecek. Zafer partisinde iyi eğlenin. Fakat belki kızlarınızı partiye götürmeyip evde bırakmak istersiniz. (13 Temmuz 2010)

asgari ücret veren boşa çocuk seviyor…
asgari ücret veren nafile ayakkabı giyiyor…
asgari ücret veren haybeye cümle kuruyor…
haddim değil ama, 1 mayıs 2010 günü taksim meydanında uzaktan gördüğüm recep ihsan eliaçık’tan öğrendiğim kadarıyla, boşuna da namaz kılıyor…
allah bütün dünyaya böyle sert suratlı, güzel gülüşlü adamlar ihsan eylesin.

bu adamlardan sakallı olanı bir rus matematikçi: grigoriy perelman… dünyanın en önemli 7 probleminden biri sayılan poincaire varsayımı’nı çözdü… kendisine 1 milyon dolar ödül teklif edildi… reddetti… annesiyle birlikte yaşıyor… bir masası, bir sandalyesi ve kirli bir yatağı varmış… komşuları, onun evine sığındıkları için hamamböceklerinin kökünü kurutamadıklarından yakınıyor… opera ve yürüyüş tutkunu… 44 yaşında.
kabak kafalı  olan ise ronald perelman… amerikalı bir yatırımcı… zor durumdaki şirketleri satın alıp sağını solunu yamadıktan sonra yüksek karlarla satmasıyla tanınıyor… bir nevi akbaba… bu şirketler arasında meşhur marvel comics de var… hayırsever de bi abimiz lakin… hayır işlerine son 10 yılda 200 milyon dolar bağışlamış… öte yandan fox tv tarafından büyük bir vatansever olarak nitelenmesine vesile olan yardımlar da yapıyor… 67 yaşında.
bu iki adamın yüzüne ve yüzlerindeki ifadeye baktığımda hayatla ilgili çetin bir denklemi çözecek gibi oluyorum sanki… paylaşmak istedim… saygılar.

mazlumun zalim karşısında itirafçı, soytarı, fahişe veya muhasip olmaya mecbur kalması bana çok koyuyo. koyuluk da bir tür soytarılık öte yandan. ‘öte yandan’ ifadesi de zaten bok, tıpkı ‘ama’ gibi…
çoğumuz biliyoruz aslında, sefil geldik sefil gidicez… bi adam gibi sevmeden, bi deli gibi tüfekkür edemeden… şanslı olanlarımız sırf ihtiyarladığı için bi bok sanılacak… bebenin ihtiyara garanti alakası, hürmeti falan… bari adam gibi bi savaş olsa…
marx, engels, lenin, roza ve troçki okumak iyidir bu havalarda, ferahlık verir.
…

clara zetkin-rosa luxemburg (1910)

1
Bundan böyle düşünme hiç… Çünkü ışık kırmızı
Kimseyle konuşma aman… Çünkü ışık kırmızı
Nasları üzerinde tartışma sakın
Ne fıkhın, ne nahvın, ne sarfın, ne şiirin, ne nesrin
Çünkü lanetlidir akıl, iğrençtir, kötüdür.

2
Mumla mühürlü kümesini terk etme
Çünkü ışık kırmızı
Bir kadını veya bir fareyi sevme
Çünkü sevginin ışığı kırmızı
Duvara, taşa, koltuğa yanaşma
Cinsiyetin ışığı kırmızı çünkü.
Gizli kal.. Sineğe bile açma kararlarını
Bilgisiz kal.. Ne zinaya ortak ol, ne yazmaya
Yazmak suçundan ehvendir zina çağımızda..

3
Düşünme, yurdun kuşlarını
Ağaçlarını, ırmaklarını ve haberlerini
Düşünme yurdun güneşine saldıranları
Nasılsa gelir zorun kılıcı sabahleyin
Gazete başlıklarında
Manzume vezinlerinde
Kahvenin telvesinde
Karının kollarında uyuma
Kanapenmin altında bulurlar çünkü
Tan ağarırken ziyaretçilerin..

4
Eleştiri yahut felsefe kitaplarına dalma
Tan ağarırken gelen ziyaretçilerin
Güve gibi yayılırlar kitap raflarına
Karınca, sivrisinek ve süprüntü dolu fıçında kal
Ayaklarından asılı kal kıyamete kadar
Sesinden asılı kal kıyamete kadar
Aklından asılı kal kıyamete kadar
Fıçının içinde kal ki görmeyesin
Şu tecavüze uğramış toplumun yüzünü..

5
Sultana gitmeye kalkışırsan
Yahut karısına yahut da
Kölelerin etini yer gibi
Balık, elma, çocuk yiyen
Ülke güvenliğinden sorumlu hısmına
Işığı kırmızı bulacaksın mutlaka..

6
Bir gün okumaya kalkışırsan
Hava durumunu, ölenlerin adlarını, suç haberlerini
Işığı kırmızı bulacaksın mutlaka..
Sormaya kalkışırsan fiyatını astım ilacının
Çocuk ayakkabısının, domatesin fiyatını
Işığı kırmızı bulacaksın mutlaka..
Burç köşesini okumaya kalkışırsan bir gün
Talihini öğrenmek için
Petrolden önceki ya da petrolden sonraki
Işığı kırmızı bulacaksın mutlaka..

7
Sığınacak bir ev aramaya kalkışırsan kartondan
Yahut savaştan kalma bir kadın, seni avutmaya razı
Bir çift sarkık göğüs, kullanılmış buzdolabı
Işığı kırmızı bulacaksın mutlaka..
Sınıf öğretmenine sormaya kalkışırsan, Neden
Arapları avutuyor bugün bozgun haberleri?
Neden üst üste camlar gibi kırılıyor Araplar bugün?
Işığı kırmızı bulacaksın mutlaka..

8
Arap pasaportuyla yola çıkma
Bir daha yolculuk yapma Avrupa’ya
Biliyorsun Avrupa dar geliyor tüm düşkünlere
Ey itilmiş, şüpheli, tüm haritalardan kovulan
Ey büyük yaralar almış horoz
Ey savaşmadan öldürülen
Ey kanı akmadan boğazlanan
Allah’ın ülkelerine yola çıkma, çünkü
Korkakları görmekten hoşlanmaz Allah..

9
Arap pasaportuyla yola çıkma
Sıçan gibi bekle her havalimanında
Çünkü ışık kırmızı
High-roads’daki kumral satıcı kadına
Düzgün bir dille
Ben Mervan’ım, Adnan’ım, Sahban’ım deme
Çünkü bu ad bir şey söylemez ona
Çünkü senin tarihin, efendim, sahte bir tarih..

10
Libidoya ilişkin kahramanlıklarınla şişinme
Ne Susan, ne Jeanine, ne Colette
Ne binlerce Fransız kadın bugün
Okumuş değiller Zir ile Anter’in öyküsünü!
Paris gecesinde gülerek görünme
Hemen oteline dön.. Çünkü ışık kırmızı..

11
Arap pasaportuyla yola çıkma
Arap mahallelerinde üç kuruş için öldürürler seni
Akşam acıkınca yerler seni
Hâtem Tâi’ye konuk olma sakın
Yalancıdır o, dolandırıcıdır
Aldatmasın seni binlerce şaşkın
Ve sandık sandık altın..

12
Dostum
Geceleyin tek başına dolaşma
Arab’ın köpekdişleri arasında
Sen evinde oturmakla kısıtlısın
Soyu belirsiz birisin kendi toplumunda
Dostum
Allah Araplara rahmet etsin!!!

—————————————————————

Nizar Kabbani

Türkçesi: İbrahim Demirci


türkiye’de sınıf mücadeleleri (1908-1980)- yordam kitap – 2010

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

(Kelimeler ve silahlar aynı şeydir, ikisi de öldürür… Leo Ferre)
şarkı: Avec le Temps (1970)

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.


(Rembetiko – Kostas Ferris – 1983)

halkla doğrudan iletişime geçmek güzel şey hakkatten…
önceki iki 1 mayıs’ta gözümde yaş, genzimde ataşla müşahade etmiş idim…
sonuncusu hiç heyecanlı değildi, ne o öyle, sen sivil ben sivil, soğudum…
“ataş” derken taş geldi aklıma, kelimelerin hikmeti işte…
taş atan çocuklar birbirine çok benziyo nedense…
amed ve gazze’den iki fotoyu gugıldan buluverip örneklemek mümkün, ama işte lüzumu yok…
hoşt amerika puşt amerika diye bi şarkı vardı…
burs alan çocuklara kılım…
sınıfımı biliyom şükür, zengin düşmanıyım…
bu hususta vahim kindarım…
beyazları hiç sevmiyom ulan.

2 sayfa12»Yukari Asagi