.

Önümdeki masada iki sarışın kadın oturuyordu. İkisi de ellili yaşlarda. İkisinin de bana sırtı dönük. Soldaki daha uzun boylu, daha kilolu. Zincirli bir gözlük takıyordu. Sağdakinin saçları herhalde yeni boyanmış. Bu kadın daha esmer ve daha zayıf.  Kahverengi sedef karışımı alacalı eski model bir tokası vardı. Bir kısım saç tokadan kurtulmuş özgür kalmış. Kolaylık olsun diye soldakine Muazzez, sağdakine Nuray diyeceğim.

Önlerinde Muazzez’in kullandığı bir dizüstü bilgisayar duruyordu. Görebildiğim kadarıyla renkli topların istiflendiği bir oyun. Nereye bastığını anlamadım ama o renkli toplar zaman zaman eriyor. İstif küçülüyor. Benden önce gelmişler. Vücutları hafifçe birbirlerine dönük. Muazzez oyunla meşgul görünüyordu ama sırtından bile aklı başka yerdeymiş izlenimini alıyordum. Nuray da ayıp olmasın diye ilgileniyordu sanki. Konuşmuyorlardı. İkisi de şort giymişti. Üstlerinde ise penye anne tişörtleri. Muazzez’in ayağında erkek terlikleri. Nuray’da sandaletler vardı.

Yarı açık bir çay bahçesindeydik. Tavanları hasır kaplı, iskelet ise griye boyanmış demir. Sigara içiyorlardı bir taraftan. Çayları bitmişti. Nuray yeni birer çay almak için arada sırada garsonu gözlüyordu. Olduğu yerde dönüyor, etrafı süzüyor, sonra eski pozisyonunu alıyordu. Sigaraların markalarını anlayamadım. Birininki standart, diğeri ince. Küllük dolu değildi. Ama benimkine nazaran çok daha kirliydi. Aslında buralar rüzgârlı olur ama küllüğün içindekiler aynen duruyordu. Normal şartlarda o küllerin küçük bir hortuma kapılmış gibi kendi etraflarında dönüp dışarıya savrulması gerek.

Muazzez gözlüğünün zincirini düzeltti. O sırada ensesindeki bir tüyü çekmiş olmalı, çok küçük bir iniltiyle zinciri şöyle bir elden geçirdi. Nuray garsona bir daha baktı. Muazzez sigarasından bir nefes çekti. Gözlerini göremiyordum ama duman kaçınca kırpıştırmış gibi geldi. Nuray tavana bakarak, bacağını kaşıdı. PAŞ! Bir sinek öldürdü. Sonra durdu, bu sefer yere eğilip bacağını kontrol ederek tekrar kaşıdı. Anladığım kadarıyla bileğinin üst kısmını ısırmıştı sinek. Kafasını kaldırırken:

“Gözlüğünü mü değiştirdin?” dedi.

“İki tane almıştım yanıma” dedi Muazzez.

Üç buçuk dakika boyunca hiç bir şey olmadı. Garson gelmedi. Sinek ısırmadı. Gözlük zinciri sorun çıkarmadı. Muazzez’in ayaklarının tuhaf bir biçimde kıpırdadığını gördüm sonra. Terliğinin sağ tekini çıkarmış ayak parmaklarıyla sol ayağının üstünü kaşıyordu. Nuray garsona el salladı. İki çay daha geldiğinde Muazzez’in terliğinin teki hâlâ ayağında değildi. Betona mı basıyordu? Evet.

Nuray çayını daha çabuk bitirdi. İstiflenmiş renkli toplar hareketsizdi. Oyuna ara mı vermişti? Zaten çok yavaş oynuyordu. Durdurma tuşuna basmış olabilirdi. Muazzez başını arkaya doğru atarak saçlarını avuçladı, toplarmış gibi yaptı ama geri bıraktı. Bunun esnemekte olduğu gibi bir etkisi var mı acaba? Nuray da yaptı aynı şeyi çünkü. Tokasını çıkardı önce, çekerken takılmış telleri incitmemek için dikkat etti. Sonra Muazzez’den daha uzun olan saçlarını kavradı. Burgu yapıyormuş gibi bükerek ensesi üzerinde birkaç kere salladı, bıraktı. Tokasını yerine taktı. Bu sefer toka düzgün durmuştu. Nuray’dan sonra Muazzez gene saçlarına dokundu. Bu sefer başını daha da geriye uzattı. Bir an göz göze geleceğiz diye korktum. Soluk renk saçlarını topuz yaparcasına yukarıda birleştirip saldı. Bir şeyler yapmak istiyor ama vazgeçiyor gibiydi kadınlar.

Nuray çay kaşığında tırnağıyla bir şey kazıdı. Üç dört masa öteye yeni oturan bir aileye bakarak:

“Bugün pazar çok kalabalıktı” dedi.

“Evet” dedi Muazzez.

Kalkıp lavaboya gittim. Dönerken kasanın olduğu tarafta bir kitaplık gördüm. Yanındaki camda “Okuma Köşesi” yazıyordu. Etrafında bir oturma grubu.  Koltuklarda gri kırışık birer örtü. Kitapları da koltukları da hayırsever birileri bağışlamıştı herhalde. Eğilip kitaplara baktım. Birkaç sıra ansiklopedi. Bir Almanca test kitabı. Birkaç KPSS hazırlık kitabı. Bir Can Dündar. Birkaç dergi. Halikarnas Balıkçısı, İngilizce sözlük, yırtık bir ehliyet kursu kitabı. Panait İstrati’nin aynı romanından birkaç tane. Rıfat Ilgaz. Gani Müjde. Bir sıra Harlequin. Orta sırada iki cilt “İnsanlık Suçu”. Yaklaşıp eğilerek birincisini elime aldım. Belim çok acıdı. Dizlerimi yere bıraktım. Kahverengi cildi açtım. Theodore Dreiser. Altmışlı yıllarda basılmış. Karıştırdım biraz. Çok güzel kokuyordu. Otursam da okusam mı burada diye düşündüm. Üşendim.

Masama geçtim. Muazzez’in renkli topları duruyordu. Nuray beni fark etti. Sol kulağıma doğru baktı. Sanki bakışlarını isabet ettirememişti. Bir daha denemedi. Muazzez birden elini kürek kemiğine attı. PAŞ! Önce sarı ve hemen kırmızıya dönen parmak izleri. Kızıllık kaldı orada.

Gazozum bitti. Gazoz doluyken bittiği anı düşünmekten kaçarım. Bitince de yeni bir şişeye en uzak olduğum yerdir. Aslında lüzumsuz. Gazoz içerken düşünmeye ne gerek var.

Nuray kıpırdandı. Boynunu ovaladı. Kadınlar boyunlarını ovalar bazen. PAŞ! Muazzez önünde bir yerine vurdu ama göremedim. Kucağına belki.

Saate baktım. Sıcak yüzünden kayışından gevşettiğim saatim yamuk duruyordu. Bileğimi sallayarak kalktım. Hesabı ödedim. Dreiser’le vedalaştım. Nuray’la Muazzez hâlâ oturuyordu. Renkli toplar yığılmıştı. Oynamayacaksan kapatsan ya. PAŞ!

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi