.

90’lar cehenneminde bulunduğum çevrelerde ve ana akım medyada yok sayılan fakat illâ anılacaksa mutlaka stigmatize edilen isimler vardı. Bunlardan ikisini çok iyi hatırlıyorum, çünkü küfretmek için metinlerini okumuştum: Fikret Başkaya ve İsmail Beşikçi.

90’larda faşist, gerici, devletçi, kemalist, darbeci, cuntacı, siyasal İslamcı takılan bir sürü isim şimdinin kendine demokratı, uyduruk sivil toplumcusu; 90’ların bazı demokratları, solcuları, anti militaristleri ise şimdiki dönemin darbecisi, halk düşmanı vs. oldular. Kafayı yiyenler, meczuplaşanlar, saldıranlar, geçmişini unutup şimdi çirkinleşenler… Neler neler gördük. At izi it izine karıştı. Dönemler insanları bozdu.

Şu alt üst oluşların hiçbirine bulaşmayan, her dönem cezalarla, hapislerle, yıldırma siyasetleriyle imtihan olan, akıl sağlığını yitirmeden gülümseyen, hakikati her dönem aynı sorumlulukla haykıran kim var derseniz ben İsmail Beşikçi derim.

İsmail Beşikçi nam-ı diğer Sarı Hoca, bugün yani 4 Mart 2011’de yine hapis cezası aldı. Kürtlerin varlığını haykırmaktan başka derdi olmayan Sarı Hoca’nın ceza almasına sebep olan yazısını okuyamadım; hakimin gerekçeli kararına ise ellerimi sürmem.  Sebebini bilmiyorum yani. Ama şu var. Sarı Hoca’nın toplamda 17 yıl hapis yattığı sözleri şimdi herkes dillendiriyor. Hepimizin hakikat diye söylediği sözlerin telifi ona ait, bu sözlerden bugün mahkum olmuyoruz çünkü zindanlarda bu sözlerin zekatını geçmişte Sarı Hoca ödedi. Yine öyle oldu. 10 yıl sonra birileri yani bizler rahat rahat konuşalım diye İsmail Beşikçi hapis cezası aldı.

Kurban olan kalem tutan ellere…

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi