.

Karıncalar, belki görmüşsünüzdür, bir su engelini geçmeleri gerektiği zaman, kervanın en önündekiler, kendilerini suyun içine gömerek can verirler, arkadan gelenler onların üstüne basarak karşıya geçerler. Öndekiler kendi cesetlerinden yığma bir köprü yaparlar. Bir an bile tereddüt etmezler bunu yapmadan önce. Hayatlarının muhasebesini yapmak için ya da günahlarından arınmak için bir saniyelerini bile ayırmazlar. Büyük olasılıkla hayatları gözlerinin önünden bir film şeridi gibi de geçmez.

Nedir onları bu kararlılıkla ölüme götüren? Bunu anlamak, ancak insan postunun dar kesiminden sıyrılmakla, bu canlılara insan gözünden değil, yaşamın kendisinin gözünden bakmaya çalışmakla mümkün.

Karınca bireylerinin kendi yaşam süreleri içinde yeni şeyler öğrenme kapasiteleri, insan gibi bir canlıyla karşılaştırılırsa, yok denecek düzeydedir. Yani pratikte herhangi bir hafızaları yoktur. Lazım olan her şey, en baştan yazılı olarak ellerine verilmiştir. Karıncalarda tereddüt yoktur, onlarda her olası durum için her karar bellidir. Durum algılandığı anda karar uygulanır. Eğer durum, yeni karşılaşılan bir durumsa, makine ona en yakın durumu bulur ve o durumun gerektirdiği kararı uygular.

Yaz gecelerinde ampulun çevresinde dönüp duran pervaneler, aslında var olan duruma en yakın buldukları durumun kuralını uygulamaktadır. Bu kuralın nasıl bir şey olduğunu tahmin etmek zor değil: “Uçarken ışık hep aynı yönünden gelsin”. Güneş ışığı veya ay ışığı söz konusu olduğunda bu düz gitmeyi sağlar. Amaç belli ki düz gitmektir. Ama dünya üzerine gece vakti bu kadar güçlü bir ışık kaynağı (ampul) için kayıtlı ayrı bir yönergeleri yoktur. Işığı hep aynı taraflarında tutmak için ampulun çevresinde ampul sönene kadar dönüp dururlar. Ampul söndüğünde durum değişmiştir. Ondan sonra ne halleri varsa görürler.

Karıncaların su engeliyle karşılaştıklarındaki yönergesi ise onlara şunu söylüyor: “Suyun içine gir ve öl!”. Bu acımasız bir emir gibi görünebilir ama karınca açısından bu emrin diğerlerinden bir farkı yoktur. Anında uygulanır.

Karıncaların üreme sistemi, bir kraliçe, bir bölük erkek karınca, ve bolca, cinsiyeten dişi olsalar da üremeye niyetleri olmayan (frijit diyebilir miyiz?) işçi karınca gibi bir bölünmeye yol açar. İşçi karıncaların hepsi kardeştir. Tabii ki bütün işçiler kardeştir, ama bunlar hakikaten kardeştir. En azından anneleri ortaktır. Üstelik hepsi kraliyet ailesindendir, hepsi kraliçenin çocuklarıdır. Hep kraliçenin hizmetindedirler, o yüzden James Bond kadar cesurdurlar. Babaları da kardeştir, yani aynı zamanda amca çocuklarıdırlar (çoğu kişi bilmez, James Bond’un anne ve baba tarafından dedeleri de kardeştir). Kardeş oldukları için birindeki bir gen, büyük olasılıkla diğerlerinde de vardır. Birindeki “suyun içine gir ve öl” emrinin kayıtlı olduğu gen, üstlerinden geçenlerde de vardır. Eğer hasbelkader onlar önden gitselerdi, onlar öleceklerdi. Ölenler, arkalarından gelenlerin yararlı yiyecek kaynaklarına ulaşmalarını sağlıyorlarsa, kazanan bu gen olur. Strateji işe yaramıştır, üstelik oldukça düşük bir maliyetle. Karınca kolonisi için karınca üretmek hiç problem değildir. Bunlar ortama adeta pompayla yeni karınca basmaktadırlar. Birkaçının feda olması küçük bir maliyettir. Suyun dibindekiler kendi kendilerine “biz görmedik, sen görürsün, yavrum yavrum” diye terennüm ederken aslında makine, üstlerinden geçenlerin yönergelerinde yaşamaktadır. Hem de ne yaşamak!

Karıncalar için öğrenebilen bir beynin maliyeti, var olan nüfus düşünüldüğüne karşılanır gibi değildir. Acı çekmelerini sağlayacak bir sistem de gereksizdir, çünkü öğrenmiyorsanız acı çekmeniz bir işe yaramaz (güzel laf oldu). Acı çekmeden ölürler ve tuğla olurlar. Onlar için varlığın anahtarı, şu anda oldukları basit ve etkili makinedir. Varoluşun duvarını buradan delmişlerdir.

, 25 Şubat
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi