.

Türkiye’de polisin adetidir. Baskınlarda ele geçirilen mermilerle TC Polis, Captagon haplarıyla İstanbul Narkotik filan yazılır. Baskın yayınevi deposuna yapılmışsa kitaplar toplanır. Darbe zamanıysa kitaplar şu güzel ortamı ısıtmak için yakılır. Demokratik dönemlerde ise çerezcilere külah yapsın diye veriliyor olabilir; bilmiyorum. Leblebi yerken bir iki kere Troçki’nin kitap sayfalarına denk gelmişliğim vakidir.

O değil de 23 Mart 2011’de bu topraklarda ilginç olmayan bir baskın oldu. İthaki Yayınları çıkmamış bir kitap için basıldı. West İndies, Kızıl Elma ve Maçin’de bu işler nasıl bilmiyorum ama Türkiye’nin son yıllarında böyle bir baskını ben görmedim, duymadım. Varsa öğrenmek isterim. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül. Askeri darbeler basılmış kitapları yargıladı veya yargılamadan yaktı. Sene 2011 ve polis, gazeteci Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” adlı basılmamış kitabı için yayınevi bastı. Kitap sahipsiz, kitap en fazla dostlara emanet. Kitabın sahibi hapiste.

Kocası askere gidip bir daha dönmemiş gencecik kadınlara musallat olan vahşi erkekler misali birileri bir kitabın başına üşüştüler. Bilgiden, kitaptan, yazıdan bu kadar korkmak niye? Kitaplar okunmak içindir, kanun zoruyla üzerine çöreklenmek için değil.

Abdülhamit’in devri-i istibdatında yaşanan sansürler, ona rahmet okutan İttihat Terakki iktidarındaki zulümler, muhaliflerin mecliste infaz edildiği, mezar taşlarını bile parçalayan tek parti yılları… Bunları geride bırakmadık mı? Geçmiş dönem tasfiye oluyor diye kına yakıp göbek atanlar, geçmiş dönemin ruhuyla kitap avına çıkıyor. Utanma duygusunu hangi çağda bıraktınız? Bu baskının siyasî sorumluluğunu iktidar hangi argümanlarla açıklayacak? Hangi gazeteci bozuntuları iktidara meşru argüman transferinde bulunacak? Bu insanlar sevdiklerinin yüzüne nasıl bakacak?

28 Şubat’ta Yeni Şafak gazetesi alçakça basılmıştı. O dönem baskın yapanların doğal müttefikleri sus pus olmuştu. Şimdi ise İthaki’ye baskın yapanların doğal müttefikleri işi şamataya getiriyor. Kemalizm hücre yeniliyor, zihniyetten zihniyete bulaşıyor.

24 Mart 2011’de Ahmet Şık’ın meslektaşı Ertuğrul Mavioğlu’nun Radikal’deki bilgisayarına da baskın yapıldı. Kendisine, “ya kitabın taslağını teslim edersin ya da terör propagandasıyla suçlanırsın” denildi. Basılmamış kitap terör unsuru ilan edildi.

Bunları düşünürken aklıma İthaki’nin arşivi geldi. Polis İthaki arşivinde Kemal Tahir’in Kurt Kanunu kitabını bulup okursa İzmir Suikasti de Ahmet Şık’ın üzerine kalabilir. Lois Althusser adlı şüpheli şahsın Paris’ten Veli Küçük’e para transferi yaptığı da iddianameye girebilir. Hatta JİTEM’in Kürt diyarlarında öldürüp gömdüğü insanların kemiklerini yine İthaki’den çıkmış “Mezarlık Kitabı”nda bulabilir savcı ve polis. Neil Gaiman da böylece Ergenekon iddianamesine girerek kendi yazdığı fantastik romanların kahramanlarına selam çakabilir.

Ne diyeyim, demek manzara bu: Yayınevlerinin işi kitap basmak, Polislerin işi yayınevi basmak. Peki sırada ne var: Ergenekon’un kökenleri buradadır diye, Moğolistan’daki Orhun Yazıtları’nı söküp mahkeme deposuna mı getirmek?

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi