.

Televizyon programlarında bir sosyolog ya da psikoanalist tarafından sunulan fikirlere hemen inanmaya meyilliyimdir. Gözlüklerinin, sakallarının ve pipolarının arasından tok ve tartışılmaz erkeksi sesleriyle ileri sürdükleri fikirler, azar azar nesnelleştirilir ve tüketici toplum tarafından hızla emilir.

Korktum. Tarif edilemez ama tasavvur edilebilir düzeyde baş döndürücü bir beyin aktivitesi beni aniden televizyonu kapatmaya ve Villa Urquiza’da bulunan mahallemdeki Susario Hermanos’un bisikletçi dükkânına hızla gitmeye sevketti. Susario kaç kardeşti ve bu onun kardeşi miydi bilmiyorum ama dükkânda çıkık elmacık kemikleri olan çok zayıf bir adam vardı. Zeki, etkili ve pratik birine benziyordu.

Bana bisikleti satarken bir öğretmenin öğrencisine söyledikleri gibi oldukça kibar cümleler döküldü dudaklarından:

“Bu yapabileceğiniz en iyi şey. Hayat umutsuz bir şekilde karmaşık hale geldi. Mekanik bir nesne olsa da bisiklet basittir. Doğal şeyler gerektirir: Temiz hava, güneş ışığı ve egzersiz.”

Haklıydı. Çocukça bir sevinçle bindim ve dışarı çıktım. Villa Urquiza ve Villa Pueyrredon’un caddelerinde dolaştım ve birkaç dakika içinde Villa Lynch’e geldim. “İnanılmaz” dedim kendi kendime. “Bu basit ve çileci alet, upuzun mesafeleri kıpkısa bir sürede almamı sağlıyor.”

Evet ama gerçekten ne kadar mesafe katetmiştim?

Dönüp Bay Susario’nun yanına gittim. Bu sefer bana ciddi ve donuk bir tavırla baktı, tutumunda çok rahat algılanabilir bir değişiklik vardı:

“Unutmayın” dedi, “Geri gelmek sizin fikrinizdi”

Esaslı bir dalkavuk gibi cevapladım:

“Tatmin olmuş bir müşteri her zaman dürüst esnafına geri döner”

Ona bisikletime bir kilometre sayacı takmanın iyi bir fikir olup olmadığını sordum.

Beni azarlarcasına: “Yanında hız göstergesi olmayan bir kilometre sayacı, bıçaksız çatala benzer. İkisi birbirini tamamlar ve biri diğeriyle varlık nedeni ilişkisi kurar. Kilometre sayacı sana ne kadar ilerlediğini, hız göstergesi ise bacaklarının ne kadar güçlü olduğunu gösterir.”

Haklı olduğunu düşündüm. Beş dakika içinde iki aygıt da gidona takılmıştı bile.

“İnsanlar ya kara kara düşünürler ya da aptal doğmuşlardır” dedi Bay Susario. “Yani bir takım aklıevvellerin arasına dalarsan şaşırma. Havalı ve elektrikli bir kornaya ne dersin?”

“Üzgünüm ama korna sesinden nefret ederim”

“Bu korna güneşin doğduğu imparatorluktan geliyor” diye açıklamaya başladı.  “Ve belki biliyorsundur Japonlar mekân tasarrufu konusuna epey kafa yoruyor. Bu yavrucuk, bir kibrit kutusundan daha büyük değil ve eğer kornanın melodisinden hoşlanmazsan ekstraları deneyebilirsin; steryo kasetçalar ve kaydedici ve ayrıca bir rüzgâr saati ki Tokyo’da, Adisababa ve Tegucigalpa’da saatin kaç olduğunu gösteriyor. Termometre ve barometre, elli yedi fonksiyonlu mini hesap makinesi ki yolculuk esnasında bir şeyleri toplama ihtiyacı duyarsan diye.”

Bütün bu özellikler karşısında çok mutlu oldum ve kornayı aldım.

“Hava nasıl?” dedi Bay Susario.

Bu retorik bir soruydu.

“Harika, parlak ve ışıl ışıl bir gün” diyerek kendisi cevapladı. “Buenos Aires’te ocak ayı güneşi insan beynini erimiş peynire çevirir, tabi eğer şunlardan birine sahip olacak kadar şanslı birine ait değilse. Vahşi bir fırtınaya yakalanırsan ve orası çok ıssız bir noktadaysa ve eve elbiselerinde ve ayakkabılarında galonlarca su ile dönersen hiç şaşırma”

Bir an için kafam karıştı

“Yirmi birinci yüzyılın eşiğinde bu küçük cihaza sahip olan hiç kimse kendisini yağmurun ıslatmasına izin verecek kadar gerizekalı değildir?”

Elinde küçücük bir televizyon tutuyordu.

“Yetmiş iki saatlik hava tahminleri yapar ve hata payı sıfırdır.”

Gidona hızla vidaladı.

“Ayrıca Avustralya ve Gabon için basınç ve derinlik eğrilerini gösterir, İran Körfezindeki gel-gitler hakkında bilgi verir ve bisiklet yolu üzerinde pusuya yatan oklu kirpileri ve vahşi köpekleri yok eden ultrasonik bir sisteme sahiptir.

“Peki ya sinekler?”

“Maalesef bu arsız çift kanatlılar cihazın ışınlarına karşı çok sağlam bir bağışıklık geliştirdiler. Ama aygıtımızın tek ya da çift taraflı hem de renkli fotokopi çekebilme özelliği karşısında bunun lafı mı olur?”

Fotokopi çekmek için çok vakit harcadığımdan bu özelliği karşısında pes ettim.

“Arka çamurluk” dedi Bay Susario. “Kendini kalitesiz, alçak ve aşağı ve ezik hissetmemeli. Baksana gidonda bunca harika dururken arkada hiçbir şey yok.”

Tereyağı tabağı büyüklüğünde, düğmeleri olan metal bir kutu ve fren kolu ekledi selenin arkasına.

“Miskin birine benziyorsun ve muhtemelen boğazına da düşkünsün. Sence sağlam bir açlık sancısı ile miden büzüştüğünde içinde yirmi beş saniyede tavuk veya patatesli köfte yapabileceğin ve bütün bunlar olurken havadaki nemi bordo şarabına dönüştüren imbikten daha güzel bir şey olabilir mi?”

Teklif çok cazipti ve ben karşı koyabilecek kadar güçlü değildim.

“Bu şehirde doğdum ve elli üç yıldır Villa Urquiza’da yaşıyorum” dedi. Sağ kolunu heyecanla havaya kaldırmış, sesini birkaç perde yükseltmişti. “Ve hep komşuluğun büyük bir aile olmak gibi olduğuna inanırım. Sinsi birine benzemiyorsun, o nedenle riske girip dürüstlüğüne güveneceğim. Sana otuz altı ay taksit yapacağım. Seni ofise gelmek zahmetinden kurtaracağım. Bana adresini ver -ki aslında kalben biliyorum- yarın muhasebecim gelip sana kâğıtları imzalatacak.”

Titreyen ellerimle bir gazetenin kenarına adresimi yazdım. Sözünü unutursa diye korktuğumdan ısrar ettim:

“Yarın gelecek, yani kesin mi?” dedim.

“Tabi gelecek. Çok önemli bir sorumluluk üstleniyor. Ağzını açık bırakacak bilimsel avantajlarla dolu broşürleri ve gerekli banka taahhütnamelerini de yanında getirecek. Seni kutluyorum. Bu yapabileceğin en mükemmel şeydi. Hayat umutsuzca karmaşık bir hal aldı ama bisikletler basit ve doğaldır. “

Etkilenmiştim.

“Çok teşekkür ederim.”

Bisikletime atlayıp, pedallara bastım. Mutlu, hayat dolu ve dudaklarımda bir ıslıkla…

1987 / Buenos Aires, çev: bCy.

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi