.

İyi bir takipçisi sayılmasam da takip edebildiğim kadarıyla, Lütfi Bergen’le mutabık olduğum bir fikir yok. Ne teknoloji hakkındaki fikirlerinde ne de tasavvufa bakışında mutabıkız. Mesela “Anadolu heterodoksisi” dediğinde cinlerim tepeme sıçrıyor. Hele medeniyet tartışmasında Hilmi Yavuz’a karşı İsmet Özel “selefiliğine” gönül indirdiğinde ise hepten şaşırmıştım. Fakat bütün bu anlaşmazlığımıza rağmen, Lütfi Bergen zamanımızın fikir imal eden nadir insanlarındandır ve sadece bu vasfıyla, yalapşap okumaların entelijansıyasının ve tezsiz tezlerle kariyer basamaklarını sıçramış hımbıl akademisyenlerin itikadınca affedilmez bir “günahkârdır”. Ama bugün onun sözünü boğmaya çalışanlar ve dolayısıyla burada bahsetmek istediklerim onlar değil; onların belki talebesi, belki müridi olmuş, üçüncü/beşinci sınıf türevlerini ele almayı murad ediyorum.

Türkiye’de yeni bir entelektüel güruh türedi (meseleler “intellect”le alakalı olduğu için bu kelimeyi kullanıyorum; yoksa “entelektüel” bu güruhun sıfatı olamaz). Bu güruhun ataları ve ilk nesilleri önce sözlüklerde görünür olmuşlardı. Eğitimli, teçhizatlı, tarz sahibi gençlerdi. Akademik bilgiye yaklaşımlarındaki sarkastik tavır, verili hiyerarşiyi tanımamaları ve sarsmaya çalışmaları bize de hoş geldiğinden, hüsnü kabulle karşılamış, hatta onların mecralarına dâhil bile olmuştuk.

Sözlükler Kemalistlerle İslamcıların, militan ateistlerle dindarların, evrimcilerle yaratılışçıların, Türkçülerle Kürtçülerin, Stalinistçilerle özgürlükçü sosyalistlerin savaşa alanına dönüşünce, bu ilk nesiller (hâlâ medyaya kapağı atamamışlarsa) bloglara ve Twitter’a çekildiler. Sarkastik üslup buralarda devam etse de, başta şahit olmadığımız türde bir ukalalık ve mütehakkim bir eda seziliyordu. “Gerçek” hayatta ise bu nesiller sadece ana-akım medyada istihdam edilmediler: Muhalif yayın organlarında yazarlık, milletvekili danışmanlıkları, partilerde çeşitli görevler ve tabii ki akademi. Sanırım onların da artık bilginin tahakkümüne iman etmeleri bu dönüşümle alakalıydı. Kibrin, insanın bulunduğu konumu hak etmediğini bilmesinden kaynaklanan bir savunma mekanizması olduğunu okumuştum; eksiksiz bir izah olmasa da doğruymuş.

Dostum, biz seni kibirli yazar-çizerleri, cehaletinden bihaber akademisyenleri sarsan özgürlükçü bilgi anlayışından dolayı sevmiştik. On dokuzuncu yüzyıl kafasıyla gevezelik yapan gerzek Türk entelijansıyasına karşı post-moderni kavramaya çalışan çocuklar olduğunuz için size itibar ettik. Yoksa o Lacan’lı, Derrida’lı, Deleuze’cü şakaları yaparken, hiçbirinizin bu meselelerde allame olmadığınızı biliyorduk. Yok, bugün âlim oluverdiyseniz, eserleriniz nerede? Suyunun suyunun suyu Lacan okumalarından, yetmişlerden tevarüs ettiğiniz goşist teorilerinize ya da azınlıkçılığınıza sos olarak dökmeye yetecek kadar Deleuze-Guattari alıntısından başka bir halt görünmüyor ortada. Aksi olsaydı bu entelektüel zillet halinde olmazdık.

Neyse! Bu bahsettiğim nesiller, bilgileriyle kibre kapılanlardı. Onlardan sonra gelenler ise tam bir facia! Lisede örgütlendiğinden bu yana, teşkilatın bültenlerinden başka bir şey okumamış adam, Alman İdeolojisinin Eleştirisine Katkı’nın önsözündeki meşhur pasajda, Marx’ın tezinin deterministik olmadığını söyleyen birine, “Bu önsöz daha önce bağımsız bir makale olarak yayımlanmıştı, ama nerde yayımlandığını şimdi, canlı yayında hatırlayamadım,” dediği için, “Azcik sen oku hocam. Ama marxin makalesinden degil (onlar gazete yazilari) kitabindan basla” diyebilmektedir. Ya da kahramanın geleneksel yolculuğunun modern anlatıda neye dönüştüğünü sorgulayan birine kıçıyla gülüp, Die Verwandlung’un yüksek lisansta belletilen amatör Marksist bir okumasını size satmaya çalışabilmektedir.

Daha süslü bir lafazanlıkla ifade etse de aslında “Ay, inanmıyorum!” diyor, sosyal medya bilgici. Gerçekten de nasıl böyle bir şey söylenebildiğini aklı almıyor. Nasıl alsın? Kendisini zihnen var eden ve sınırlandıran söylemde mündemiç ontoloji ve epistemoloji dışında, düşünülmüş ve benimsenmiş bir varlık ve bilgi görüşü olmadığından, başka türden bir varlık ve bilgi anlayışının imkânını dahi aklına getiremiyor. Kabul edemeyeceği bu “zırva”nın, kendisininkiyle taban tabana zıt bir ontolojik/epistemolojik yaklaşımdan kaynaklanıyor olacağına, ihtimal dahi vermeden, ancak bir cehaletin eseri olabileceğine hükmediveriyor. Ondan sonra gelsin komiklikler, şakalar ve hakaretler. Bu güruhtan bir varlık ve bilgi anlayışı beklemek elbette abartılı bir tavır. O halde bırakalım varlık ve bilgi hakkında bir fikir sahibi olmalarını, şunu dahi düşünebilecek zihinsel yetenekten yoksunlar: Yahu, sakın bu görüşler, benim de okuduğum kaynakların eleştirel bir başka okuması olmasın? Zinhar! Ancak o kaynakların okunmamasından doğabilir bu görüşler! Daha somut konuşalım: Türk akademisinde, lisansüstü seviyede dahi yapılan okumaların gâvurun parasıyla beş kuruş etmediğini bilmediği gibi, bu okumaları da mümkün tek okuma olarak belliyorlar. Yani lise seviyesindeki Freud okumasıyla psikanalize hâkim olduğunu ve bu bilgiyle dünyayı anlayabileceğini sanıyor bu zavallılar. Sen de tutup, farz-ı misal, Freud’un benlik tanımının topografik oluşundan, kadim nefs anlayışlarının dinamizminden bahsedersen, bu biteviye liseli ergen güruh gülmekten üstüne sıçarak senin cehaletini ilan ediyor.

Tanıl Bora’nın o nefis “Tahsilli cehaletin cinneti” makalesini, bu güruhun halini teşhis edebilecek bir kavram bulma umuduyla tekrar okudum. Umduğumu da buldum: “Kolektif narsisizm”! Bora Adorno’dan aktarıyor: “Yarı-eğitimlilikle kolektif narsizmi birleştiren; bir şeylere temellük etme, söze dahil olma, kendini uzman olarak satma ve bir yere aidiyet edâsıdır.” Adorno’nun, yarı-eğitimliliğin, “onca Aydınlanmaya ve bilginin yayılmasına inat ve bizzat bunlar sayesinde, bugün hâkim bilinç tarzı halini aldığını” söylediğini de ekliyor, Tanıl Bora. Fakir de ondan ilhamla, bu güruha kolektif narsist sırtlan sürüsü adını veriyorum.

“Özet geç lan, piç!” diyenler için: Velhasılıkelam, Lütfü Bergen sosyalizme Müslüman Anadolu’da erken bir öncül arayan bir fikir adamıdır. Ne demiş olursa olsun, onun sözü, özgün fikirler imal eden bir entelektüel olduğu için dikkate almaya değerdir. Oysa bugün öfkeyle ona saldıran güruh, sen bir hiçsin. Birey olarak da bir hiçsin, sırtlan sürüsü haline geldiğinde de. Bütün bu narsisizmin de bunu bilmenden kaynaklanıyor. Bak burada haklısın: Bunu senden iyi kim bilebilir!

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi