.

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

Yağmuru ve kadınları hep çok sevmişti. Belki de, ikisine de çok uzak olduğundan ama bu durum bir cümle önceki gerçeği hiçbir zaman değiştirmedi.

Dünyanın başka bir yerinde, başka bir devirde, sıcak bir masada ve henüz soğumuş bir denizin kenarında oturan bir başka adam ise -tıpkı onun gibi- yağmuru ve kadınları hep çok sevmişti. Tek kişilik masasında, pes sesli bir kadının söylediği içinde gökyüzü, yalnızlık ve yıldızlar geçen şarkıyı dinlemekteydi. Kendini o anda en yakın hissettiği şey, “acaba içinde peynir var mı?” diye düşündüğü cevizli ve koyu pembe renkli, yarısı boşalmış ezme tabağıydı. Bu durum okumakta olduğunuz paragrafın ilk cümlesindeki gerçeği değiştirmedi -zaten değiştirmesi de beklenemezdi. Ezme’nin içinde peynir olup olmadığını merak etmesinin tek sebebi, damağında hissetmek istediği o ezici acı duygusunun garip bir asit ekşisiyle gölgelenmiş olmasıydı ve bütünüyle iyi niyetliydi. En az yalnızlığı kadar.

Gökyüzü ve yeryüzü aynı renk olduğunda kaybedeceğiniz ilk şey uzamdır. Uzamı yitirdiğinizde zamanı yitirmemek için çok zamanınız kalmamış olabilir ve genellikle öyle olur. Zamanı kaybetmemek için uzamı geri istersiniz, bu sizin hakkınızdır. Böylesi durumlarda size uzamı geri getirebilecek tek şey artık hatırlamakta zorlandığınız süredir çiğnemekte olduğunuz tütün sayesinde iyice koyulaşmaya başlamış olan tükürüğünüz olabilir.

Bu kadar yüksekte ve kuzeyde, göz alabildiğine uzanan ıssızlığı kaplayan derin kar katmanının geceyi satene bürüyen o acayip şarkıya esin olamayacak kadar acı verici olması, herhangi birinin yağmuru ve kadınları sevmesi kadar doğaldı. Artık beyazın, zamanın ve uzamın yokluğuna düşmüş adama varlığını hatırlatan tek şey damağında hissettiği tükürmedikçe yoğunlaşan tütünün acısıydı. Ağzında yoğunlaşan bu acıya bir kadının satene sarılması gibi sarılmıştı. Gücünün sonuna yaklaştığını hissettiğinde ağzındaki o yoğunlaşmış acıyı tükürdü. Deneyimleri ona yeterince yoğunlaşmış bir tükürüğün ki çocukluğunda en uzağa işeme ve tükürme yarışmalarını genellikle o kazanırdı, en azından on metre ileri gideceğini söylüyordu. Kör bir bıçağın tene değmesi gibi, tende açılmış eski bir yaranın tazelenmesi gibi, tükürdü.  Sonsuz beyazı yok eden tükürüğüne, zamanda ve uzamda açtığı birazdan onu yutacak olan solucan deliğine, bakakaldı. On metre kadar yürüdü, uzamı geri aldı, oturdu, dondu.

Kütükten yapılma küçük kulübesinden çıkmadan önce harladığı ateşe bakılırsa sadece üç saattir yoktu.

1800’lerin ortasıydı…

K.

Köpoğlu, ezme, rakı, rakı

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.

Bir cevap yaz.

Yorum yazmak iin giris yapmalisiniz.

Panel
Yukari Asagi