.

Geldiler. Oğlanı gördüm. Sevindirik oldum. Neredeyse iki gün olmuş görmeyeli. Özlemişim keratayı. Bi sarılayım dedim. Baktım herif hiç oralı değil ağrıma da gitti ama bozmadım. Gönülsüz gönülsüz yanaştı böyle. Kucakladım, biraz da sıkmışım heralde. Ah uh falan. Çok sarmalamışım, kaburgalarını kıracakmışım. Ağlamaklı gitti odasına. Gülcan’dan da ilk ayarı aldık daha kapıda. Haydi buyrun! Ulan Alican ben senin annenin yeni kocası değilim ben senin babanım ulan. Komşu amca muamelesi yapma bana. Öyle olsa o da iyi. Sanki yabancıyım  ben. Sanki annene spermleri verdim emaneten, o da gitti babasının evine  kendisi için seni imal etti, siz ikiniz beraber yıllar geçirdiniz, sonra da ben ortaya çıktım, şimdi bana bakıyosun aval aval “Bu hıyar da nereden çıktı?” gibilerden. Yuh be! Ulan insan babasına bi meraba der, hal hatır sorar. Para istemeye gelince yavşamayı biliyosun ama. Baştan hata yaptım baştan. Dedim, Alican koymayalım adını. Dinletemedim. Bizim kayınpeder çok üzülürmüş. Ne de olsa ölen büyük oğlunun ismiymiş. Ölen deyince de insan çocuk büyümüş eşek kadar olmuş sonra da başına bişey gelmiş de ölmüş zannediyor, yok canım hiç alakası yok. Çocuk beş aylıkken boğmacadan ölmüş. Beş aylık çocuğun ne hatırası olacak di mi? Olmaz mıymış? Ben ne kadar da gaddarmışım! O çocuk, Gülcan’ın kıymetli babasının ilk göz ağrısıymış. Dedim, kardeşim iyi de o zaman öteki oğluna koysaydı ismini, bu adamın bi oğlu daha olmadı mı sonradan? Kendisi, olmakla kalmayıp büyüyerek sonradan benim kayınbiraderim haline gelecek olan nursuz ve uğursuz şahıs aynı zamanda. Doğruymuş dediğim, ama ona kayınpederim rahmetli babasının ismini koymuş, şimdi sıra bizim oğlandaymış. “Bizim ailede de sevdiğimiz ölen erkekler var, niye sizinkiler öncelikli oluyor böyle?” diye sordum. İki gün küstü bana. Baktım Gülcan bizim çocuğu depresyonda doğuracak. Tamam dedim, kabul. Fakat şeytan dürtüyor bir yandan. “Yav biz çocuğumuza ille de ölen bir aile büyüğünün ismini mi koymak zorundayız?” diye sorası oldum. Erken doğum ihtimali belirdi. Neyse oğlan sağsalim doğdu.
Fakat bu durum çok koydu bana abi. Çocuk doğdu, daha nüfusa kaydettirmemişim. Bari dedim, oldu olan hiç olmazsa Ali ile Can’ı ayrı yazalım halamın da gönlü olsun. Halam genç kızlığında Can diye birini sevmiş, adam kazada ölmüş, halam o yüzden bi daha evlenmemiş. Madem ölülerin arasında geziniyoruz, biraz da bizimkilerin arasında gezinelim. Ölüyse o da ölü. Kabul ettiremedim. Alican ile Ali Can’ın ne alakası varmış? Baktım sütten kesilecek. Sustum. Susuş o susuş. Benim kayınpederimin kafasındaki ideal ailedeki oğlan sayısı eksikmiş anlaşılan. Bir çalışma gerekti. Bu çalışmada benim spermlerimden yararlandılar. Baldızdan erkek çocuk çıkmayınca ailelerinin yegane erkek çocuğu benim Alican oldu ve olay bitti. “Alican,oğlum!” diyemedim abi senelerce, Allah sizi inandırsın. Benimseyemedim bu ismi ya bana tuhaf geliyor, her Alican deyişimde öksüre öksüre ölen ufak bi çocuk geliyodu aklıma içim bi fena oluyodu. Baştan Ali diyodum fakat baktım çocuk dönüp bakmıyo bile bana, o kadar alıştırmışlar ki Alican’a. Mecbur döndük biz de Alican’a istemeye istemeye. Bi ara bari “Efe” diyeyim dedim, inadım tuttu. Böyle şekil mekil de yapıyorum, “Vay benim efem.” diyorum, “Efelerin efesi.” diyorum, “Seni gidi Çakırcalı Ali.” diyorum. Olmadı. Oğlan zaten yüz vermedi, bana da manalı gelmedi. Sonuç? Sonuç işte kapıda görüldüğü üzere çok sıkmışım, kemiklerini kıracakmışım. Dayısı havalara atıyor, düşerken doğru dürüst tutamıyo da salak; dedesi bi elense çekiyor boynunu kıracak; eniştesi olcak dingil-ona da serbest- yanağından bi makas alıyor yanak kıpkırmızı oluyo koptu kopacak, ama kah kah kih kih. Babası özlemiş sarılıyor, neredeyse eve ambulans çağrılacak.

, 30 Nisan
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi