.

Meyhaneye girdim, baktım en köşe masaya kurulmuş. Kurulmuş da demeyeyim kaykılmış. Elinde telefon vermiş duvara sırtını kaynatıyor. Konuştuğu kimse artık, belli ki keyfi yerinde beni fark etmedi bile. Bu arada masadaki bir büyüğün yarısı çoktan uçmuş, mezeler desen tabağın içinde ne olduğu anlaşılmayacak hale kadar getirilmiş gözüküyor uzaktan. Bütün bunlar trafiğin bana hediyesi. Garsonlarla bir iki hoşbeş edeyim de telefonu bitsin, dedim. Çok kibarım. Garsonların demesi, bi saattir burada arkadaş. Önden iki bira içmiş, iki de yanında getirdiği hanıma ısmarlamış. İki tabak tepeleme kızartma patatesi götürmüşler beraber. Oh! Afiyet olsun. Sonra  hanım arkadaşı gitmiş, ama gene gelecekmiş. Ne mutlu bize! Gelsin bakalım. Garsonlar da garson değil meyhane radarı mübarek. Anlaşılan bizim maaşın kalan yarısı bu akşam burada sizlere ömür. Zaten ilk yarısı daha dünyaya geldiği gün mevta oluyor.

Bizimkinin keyfi çok yerindeymiş. Masalara sürekli espri yapıp duruyomuş. Heh! Beni gördü.
Ayağa kalktı, telefon elinde. Gittim yanaştım zat-ı alilerine. Kucaklaşma faslı. Oturdu bir iki laf daha etti, baktım telefonu bana uzatıyor. “Kim ki bu?” diye kulağıma dayadım. Hadi canım! Gülcan konuşuyor kulağımda. Aytekin onu aramış. Bu geceyi nasıl izah edicem diye sekiz takla attığım, korkudan telefon bile edemediğim kadın kulağımda. Sesi de hiç öyle kızgın mızgın değil. “Tatlım nasılsın? Ay bu abin senin hakkaten çok alem! Bişey anlattı valla gülmekten öldürdü beni. Bana bak, çok uyanık bu. Önden taktik yapıyor belli ki! Yumuşama sakın! Baay!” dedi kapattı. “Baay!” Dakka bir gol bir. Herife bak, benim hanımı arayıp beş dakka mavra yapıyor. Netice de alıyor. Bizse arabayı sağa çekip parkları yakıp kukumav kuşu gibi düşünüyoruz saatlerce. “Ne anlattın kıza?” dedim. Anlatacakmış, az sabretmeliymişim.
Napıyor muşum, iyiymiymişim bari? “Hep aynı işte. N’olsun?” dedim. “Ne demek lan hep aynı?” diye başladı. Hep aynı ne demekmiş? Her gün hep aynı ise boşuna niye yer kaplıyor muşum, boyuma göre bir çukur kazıp girmeliymişim içine. “Haklısın da çukur kazmaya bile mecalim yok benim.” dedim. Beter olmalıymışım.
Bi de ona bakmalıymışım. Onun keyfi o biçimmiş. Paralı bi karı bulmuş, seviyomuş da haspayı, kadının annesi rahatsızlanmış o yüzden İstanbul’daymışlar. Yoksa burada işi neymiş? İnsanın burada yaşaması için epey bi zeka gerisi olması şartmış. Kafası iyi.
Ben tabii onun gelişini gene her zamanki gibi ‘bakalım başıma ne bela açacak’ şeklinde yorumlamışım. Beni bilmezmiymiş! Biliyor harbiden.
Bu arada benim rakımı koyuyor. Gelişinin beni korkutacak bir yanı yokmuş, sevdiği kadınla artık Kıbrıs’ta yaşayacakmış. Bi daha buraya bizimkilerin ölümünde gelirse anca gelirmiş. Gerçi babamın da ölmeye hiç niyeti yokmuş ya! “Saçmalama adam kaç yıldır boşluğa bakıyor.” diyesi oldum. Ben babamı bilmezmişim, o az değilmiş. Vakit kaybetmeden kendime bir metres bulmalıymışım. Ancak o rahatlatırmıştır beni. Herkesin metresi varmış benim niye yokmuş? İbnemiymişim ben? Hem metresim olursa karımın kıymetini daha iyi anlarmışım. Yani bu durum aslında en fazla Gülcan’a yararmış. Gerçi ben onu da yüzüme gözüme bulaştırırmışım, sorunum birken ikiye çıkarmış. Fakat bu kafayla gidersem yakında kalp krizi ya da kanser gözüküyormuş falımda. Kahkaha atıyor. Kesin olarak gidiciymişim. Aytekin konuşuyor. Pimpirikliymişim zaten hep ben. Dünyayı vesveseden bir çorap halinde örmüşüm başıma. Şimdi de içinden çıkamıyor muşum tabii haliyle. Nasıl bir damarım varsa onun gibi bir abi bile beni değiştirememiş. Üçüncü kadehi dolduruyor bana. “Abi yavaş! Arabayla geldim.” diyesi oldum. Deminden beri benim rakılarımı o mu içmiş? Ayrıyeten bırakıp arabayı taksiyle dönmeliymişim evime. Yarın gelip alırmışım, biraz pratik zekalı olmalıymışım. Beyzade ya arkadaş, para sanki çeşmeden akıyor. Biz buraya gelirken bile üç kuruşun hesabını yapıyoruz. Bunun bu gamsızlıkla benden çok yaşayacağı kesin. Karnım gurulduyor. Kafam zaten fırıldak oldu. Adam soluk almadan konuşuyor. Lafı ağzıma tıkıyor bile diyemeyeceğim çünkü bana laf söyleyecek kadar düşünmeye bile fırsat bırakmıyor.
Sigara yaktı. Yasakmış filan umurunda değil. Bende mi içsem? Bırakalı oldu altı ay yirmi gün. Tut oğlum kendini.
Telefonu çaldı. Bi sessizlik oldu nihayet de bunları düşünme fırsatı buldum. Konuya girmem lazım. Alakasız bi yerden açıp yumuşak başlayıp hedefe doğru ilerleyeyim. Hedefte artık kıyamet mi kopacak, ne olacaksa olacak. Bunu kendi haline bırakırsam bir büyük daha içicez bu gidişle. Ondan sonra yarın sabah ölüm gider valla işe. Bu akşam burada bu işi bağlamalıyım. Neyse telefonu kapadı. Babamdan açayım lafı bari. Tamam iyi fikir. Babamdan açayım ordan dalarım mevzuya.
“Babama çok üzülüyorum ya abi!” dedim, “Adam gitti uzaklara. Camdan dışarı bakıyo her gün sabahtan akşama kadar boş boş.” dedim. Bi yere gitmezmiş o. “Karılara bakıyordur. Sen merak etme.” dedi cevap olarak. “Hadi canım!” demişim. “Oğlum!” diyor, “Ben kime çektim sence? Sen zampara olmadığına göre, babam da olmadığına göre, ben sütçüye mi çektim?” diyor. “Ne yani sen babamın zampara olduğunu mu ima ediyosun?” dedim. İmamıymış? İmaymış ha! Götüyle gülermiş buna. İmaymış. Kahkaha atıyor. “Üst katta bir Neriman Teyze vardı hani?” diyor. Beni kucağına oturtur severmiş küçükken. “Evet bilmem mi, Neriman Teyze’yi?” dedim. Peki Neriman’ı kim kucağına oturtur severmiş acaba, biliyor muymuşum? “Hadi canım!” demişim. “Abi yalan atma!” demişim. Demişim diyorum, çünkü feci afallamış durumdayım dememiş de olabilirim. Gözleriyle görmüş. Babam zamparanın tekiymiş. Böyle daha çok vukuatı varmış, annem bir gün ağlaya ağlaya bunları ona anlatmış. Fakat annem hep ‘kırıştırıyodu’ diye anlatırmış, Neriman’dan annemin hiç haberi olmamış. “Annem duysa kendisini pencereden atardı.” diyor. “Ananla büyüdüysen sayemde oğlum, kimseye söylemedim ben bunu şu dakkaya kadar.” diyor. Şimdi anlatıyormuş çünkü kafası iyiymiş. Gerekçeye bak! Kimseye bugüne kadar anlatmadığın kol gibi bir şeyi iki kadeh içip cart diye anlatıyosun. Anlattığın da kim? Kardeşin. Konu ne? Babanın pis bi zampara olması. Herif iki dakkada babamı aldı elimden. Neriman Teyze de cabası. “Peki babam zamparanın teki olduğuna göre sen sütçüden olmadın. Ben mi sütçüdenim o zaman?” diye sordum saf saf. Bilemeyecekmiş. O da benim sorunummuş. Dakka iki gol iki! “İşkilleniyodum ben zaten.” dedim. Şaka yapmış. Canım olur muymuş öyle şey. “Babam ne ara başka kadınlardan fırsat bulup annemle yattı da ben oldum?” diye sordum. “Ya sana ne bundan? Sen olduğuna bak.” diyor. “Şu halime bak. Oldum da ne oldum be abi? Ne oldum?” diye sordum ağlak bir şekilde. “Bi bok olduğun yok!” deyip kahkaha atıyor. Ardından da “Şaka şaka.” diyerek kadeh tokuşturuyor.
İçelim hakkaten. Getirin lan buraya bi küçük daha. Bi küçük müymüş? Pintiliği bırakıp bi büyük söylemeliymişim, adamı hasta etmemeliymişim.
Off!Off! Ben bu herifle ne zaman konuşsam bütün ayarlarım kaçıyor ya! Keşke gelmeseydim buraya! Ulan Aytekin kırk yıllık babamı aldın elimden. Şuna bak pilakiye nasıl yumulmuş. Umurunda bile değil herifin. İçicem bu akşam. Olmadı burada yatarım valla sandalyelerde.
İşe mişe de gitmem yarın. Gülcan ne der? Ne derse desin, yetti artık be!
“Neriman Teyzene kaç sene kaynadı o biliyo musun?” diyor. Kadın oradan taşınana kadar kaynamış. Karı menapozda olmasa ‘benim niye kardeşim yok’ diye üzülmeme gerek kalmayacakmış. Ayrıca da dua etmeliymişim ki, anneanneden kalan malların varisi de artmamış.
Şu halimizi Neriman’ın menapozuna borçluymuşuz. “Anneannemden kalan parayı annem babama niye yedirsin, zaten boynuzu yemiş?” diyesi oldum. Annem safın tekiymiş. Babamın kahrını çekmiş bile bile yıllarca. “Sen babamın haline annem üzülüyor sanıyorsun. Eğer için için göbek atmıyorsa adiyim.” diyor. Sen zaten adisin. Annem babamın nalları dikip gitmesini bekliyormuş. “Hadi canım!”, demişim. Ben uyuyormuşum, kadın babamdan sonra kafasını dinleyerek geçireceği günlerin hayaliyle yaşıyormuş. “O hayalle yaşlandı kadın. O ondan önce gidecek haberi yok.” diyor. “Sus!” diyorum. Sus ulan Aytekin, yedin bitirdin lan beni. Tabii bunları içimden diyorum. Dışımdan niye diyemiyorum ya? Bu geceden sonra tufan be İsmail! Hadi İsmail de lan işte, dök içini, et bi güzel isyan. Ben bittim o hala konuşuyor. Ben ne düşündüğümü bile takip edemez hale geldim. İkinci büyük demin gelmedi mi daha? Yarısı bitmiş.
Şimdi gelmeliymişiz asıl konuya. Neden tribe girdiğimin farkındaymış. Farkındaymış da endişe etmeme gerçekten de gerek yokmuş. O arazi imara açılacak diye boşuna hayal kuruyor muşum. Allah direkman konuya girdi. Baskın yedim gene. “Hangi arazi?” diye toparlayıp bi kendime gelme mesafesi arayayım dedim. “Ne hangisi ulan?” diye daldı yeniden. Bilmiyor muymuş benim derdimi? Memur maaşımla etimin budumun ne olduğu belliymiş, hayalim de o arsa imara girip parsel parsel satılınca zengin olmakmış. O iş yaşmış! “Nasıl yaş?” diye sorası oldum. “Belediyedeki adamlarla konuştum bir iki senesi var, diyorlar.” dedim. Haşmet’le konuşmuşum. Biliyor. Haşmet’e kaç kere yemek ısmarlamışım? “Üç ayda bir arıyor, gelişme var diye, götürüyorum bi yere.” dedim.
“Götür götür devam et. O da pirzolaları götürsün.” diyor. Biliyor. O adamın ne mal olduğunu ilk seferde anlamış. O yollardan benden çok önce geçmiş ya herif.  Deliricem. “Ee?” dedim, “Siktir et Haşmet’i. Sonuç?”
Bardağımı aldı su dolduruyor, içine bir sürü de buz atıyor. İşin akıbetini en tepeden öğrenmiş. Lafı bekletiyor, hakkaten de beni kalpten öldürecek.  Abi sonuç, dedim. Sonuç! Orası yeşil alanmış ve yeşil alan olarak kalacakmış. “Hadi iç.” dedi, suyu uzattı. Yalan söylüyorsun, demişim. “Lan salak! Öyle olmasa ben orayı çoktan okuttuydum. Beni bilmiyo musun? Sen mi engel olacaktın? Hadi iç suyunu.” diyor. “Sen çevreci değil miydin? Orası park olacakmış. Senin parkın. Git bol bol yuvarlan orda işte. Takla makla at.  Amuda kalk” diyor. Kahkaha atıyor.

Ulan Aytekin babamdan sonra istikbalimi de aldın elimden. Bari hanımı kurtarabilsem? “Gülcan’a ne anlattın da öyle güldürdün kızı?” diye sordum.  Artık kendimden geçmek üzereyim. Bunu da sorayım zira artık bundan sonrasını eminim ki yarın hatırlamıycam. Az sabretmeliymişim, daha gece yeni başlıyormuş, anlatacakmış. Yeni mi başlıyor? İki büyük bitti be! Yeni başlıyormuş? İki senede içtiğim rakıyı iki saatte içtim sayende. Yeni başlıyormuş? Az önce trafikteyken hiç olmazsa babam vardı elimde, Neriman Teyzem vardı. Karım bile muallakta şimdi. Ulan trafiklerde sürüne sürüne niye geldim ben bu herifle konuşmaya akşam akşam? Deli miyim ben? Deli değilim kardeşim sana daha önce de söyledim, ben başka bir şeyim.
Deli olsam şimdiye bunun kafasına çoktan geçirdiydim rakı şişesini. Her şeyimi herif tek tek elimden alırken ağlak ağlak dinliyorum ben herifi ya! Ne delisi? İsmail sen nasıl bir mahluksun oğlum hakkaten? Ben bunları düşünürken
herifin dünya umurunda değil. Baktım benim üstümden ileri doğru bir yere bakıyor. Yüzünde güller açtı birden.
Ben daha ne olup bittiğini anlamadan masaya bir kadın geldi yanımıza.
Aytekin’i görsen sanırsın Monako prensesi aramızda. Eciş bücüş bir kadın elini  bana uzatmış: “İsmail Bey, abinizden çok methinizi işittim. Demek ki kısmet bugüneymiş. Benim adım Sonay.
Çok memnun oldum” diyor. Aytekin de “Benim hatun. Songül ile Aydın’ın aşkından olmuş. Sonra da bana pas ettiler, sağolsunlar.” diyerek kahkaha atıyor kadını benle tanıştırırken. Mürvet Sim bakışlı bir kadın, gözlerini dikmiş beni süzüyor, masada. Yarabbim rüyada mıyım neyim?

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi