.

Annemlerden çıktım. Daha arabanın kapısını açtım. Açtım gireyim içeri. Kalktı çatık kaşlarım. Çaldı telefon.
Dedim, “Kim bu arayan?” Bu arıyor.
Komplo kokusu alıyorum. “Ne var?” dedim. Çok sertim. “Nerdesin napıyosun?” diye soruyor. Arkadan da gürültüler geliyor. Belli ki kafayı çekiyor adi! “Napıcam!” dedim, “Senin de bildiğin gibi annemlerden çıkıyorum, bi konu vardı da-senin de bildiğin- onu konuştuk.”
“Siktir et konuyu monuyu hadi gel iki tek atalım, özledim seni.” diyor. Özlemiş beni!
“Abi eve gidicem, Gülcan yemek hazırlamıştır.”, diyesi oldum. “Ulan akşam akşam anana gitmişsin, senin karın bunu affeder mi? O çoktan yemiştir, çocuğa da yedirmiştir. Et bi telefon gel hadi, bekliyorum.” diyerek kapattı. ‘Et bi, telefon gel!’ Herife bak! Ya aynı yerden gelen iki kişi hiç mi birbirine benzemez? Benzememiş işte. Bu herifteki rahatlığın milyonda biri yok bende! Bu benden önce kalmış anamın karnında uzun bi süre. Çekip çıkarmasalar çıkacağı da yoktu eminim sefa pezevenginin. Ayak izine filan basmış mıyımdır acaba? Basmadığım belli. Bana bundan hiç bir şey geçmemiş. Eksik olsun! İyi ki de geçmemiş. Buna benzesem valla keserim kendimi fileto. Söyledi lafını kapattı yüzüme telefonu. Çağırdığına göre demek konuyu açacak. Bu arada benim karımı da çözmüş. Harbiden de Gülcan biliyorum baktı saate bir iki. Aramıyor, ben arıyayım dedi bir iki. Aramadı. Tuttu kendini. Yedi yemeği sinirle. Bir yandan da şişmeye başladı.
Geçmişte benim yaptığım ne kadar dangalaklık varsa çıkarmaya başladı çıkısından bir bir. Yavaş yavaş ağlama havasına girdi. Hakkımı da yemeye başladı. Kızıyorum, ama bişey yapamıyorum. Çünkü onun bunları düşündüğünü düşünen benim. Kızın bi kabahatı olmayabilir, hakkını yemeyeyim ama ben onu bilirim bu iş kesin böyle olmuştur. Her neyse. Şişti de şişti. Şişti de şişti. Patlayacak hale geldi. Anasını aramıştır. Sanki bişey yaptık. İş çıkışı annemlere uğradık alt tarafı. O da özlediğimiz için falan değil. Bi konu var. Uuf! Bi karış surata gidiyoruz son sürat abi ya!
Üstüne bi de evi baypas yapıp meyhane çekicez! İlk bir ayı ağır kafa ütüleme olmak üzere en az altı aylık göz hapsi ve topyekün soğuk savaşla anca yırtarım, o da belki . Bunu durdurabilirim aslında . “Trafik var. Delircektim karıcım. Annemlerden çıkalı oldu nerdeyse iki saat. Bu İstanbul beni bitirdi valla.” tiradları ile paşa paşa eve dönüp hafif bir cezayla atlatabilirim, ama gitmek lazım. Gitmek lazım oğlum boşuna hayal kurma. Herif bir gün içinde ikinci tur görüşmelere başlıyor. Kararını vermiş belli. Gidip caydıracaksın. Gitmek lazım da bunu Gülcan’a nasıl anlatıcam? Akşamın sekizi olmuş koca eve uğramadan meyhaneye geçiş yapıyor. Nice evlerde görülmüş şeydir belki ama bizim evde değil. Gördüremedik. O nice evlere hastayım be! Onlardan bende neden bi tane olmadı? Şu hayattan göçüp gidicem, eşek kadar adam olduk hala gönlümüzce bi kafamıza göre takılamıyoruz. Git di mi? Ara karını yürü  meyhaneye. Ya da hiç arama git ordan ara. Ya ne araması kardeşim! Takmışın aramaya!  Arama bırak o seni arasın. Tabi ya o seni arasın hatta geç aç telefonu biraz da kıvransın kıymetini anlasın. Kerhaneye mi gidiyosun bilader? Meyhaneye gidiyosun alt tarafı. Yerin yurdun belli. Arasın, ver telefonu garsona. Konuşsun Yunus’la. İşte ispatı. Allah Allah ya! Ya İsmail bu kadar da olmaz be kardeşim!
Alt tarafı abin gelmiş onunla iki çift laf edemeyecek misin sen ya kırk yılda bir? O da keyiften olsa canım yanmaz. Bi konu var. Onu konuşacaksın.
Abi ben hiç başkasına kızmayayım. Yok yok valla öyle. Benim kimseye söyleyecek lafım yok! Ben kendi burnumdan bizzat kendim getiriyorum. Benim gibi bi salaktan bir tane daha yoktur bu dünyada. İç güveysi bile benden hallice.
Arabayı çektim sağa, yaktım parkları. Düşünüyorum. Başka türlü düşünemiyorum.
Parkları yakınca bi düşünceli hal geliyor bana.
N’apsam? Gülcan’ı arıycam o kısmı tamam da. Ne diycem? Ne diyceğim belli de o ters bişeyler söylerse karşılığında ben ona ne diycem? Hiç bişey olmamış gibi davranırsa eve dönünce evdeki bir karış surata karşı napıcam? Hadi akşam içtik kulak asmadık. Yarın sabahtan itibaren ayılınca napıcam? Anlatırım ya! Kendim için değil senin için ve biricik oğlumuz için yaptım derim. Sanki zimmetimize para geçirdik anasını satayım. Ulan alt tarafı abimiz ile içki içicez. Her şeyi de santim santim anlattıracak. Neden öyle dedin, neden bunu da söylemedin. Laf soksaydın, soktun mu? Uff! Ya yürü git be İsmail amma taktın kafaya be! Mesaj atsam? En iyisi mesaj. Karıcım tam yoldayken abim aradı.…sonra ne diycez. Heh! Annem yetiştirmiş anlaşılan. Beni çağırdı…Dananın kuyruğu bu akşam kopuyor. Bana şans dile. İşte budur.
Ulan iyi buldum şu son lafı be! Ben diyorum oğlum sana, bak düşününce hemen bir çıkar yol buluyorsun kendine. Zeki adamsın da işte saatini denk getirmen lazım. Yeter ki düşün. Baktım parklar yanıyor hala. Bi daha okuyayım bakayım şu mesajı: ‘Karıcım tam yoldayken abim aradı. Annem yetiştirmiş anlaşılan. Beni çağırdı it. Dananın kuyruğu bu akşam kopacak. Bana şans dile.” Güzel oldu. İt yazdım. İnsan abisine it demez aslında da ben diyorum işte. Zaten karımıza yazdık mesajı elaleme değil. İyi oldu bu. İyi olduysa ben bunu niye mesaj diye atıyorum ki açayım telefonda söyleyeyim daha çok prim yaparım? Yok yok böyle daha risksiz.
Evet, basalım şu tuşa, gönder bakam lan şu mesajı telefon adisi. Tamamdır.
Şimdi eğer Gülcan’dan cevap ‘ok’ şeklinde gelmezse şu arabayı direkman şarampole sürmeyen ne olsun! Bana acaip kızgın fakat mesajı okuyunca hak verdi. Fakat kızgınlığı da tam geçmedi. Yüz bulmayayım diye soğuk bir cevap verecek. Nitekim verdi işte. Cevap anında geldi. Öttü telefon. Bakalım ne yazmış. “Bol şans” yazmış. Sıçtık! Beni düşünüyor kız. Gıcıklık yapmadı bak. Karımın hakkını yiyorum! Uuuff! Belki de kız merak içinde benden telefon bekliyordu. Yazdık bi kuru mesaj! Hakkatten ya aslında benim karım iyidir bakma sen. Ulan abi geliyorum kımıldama bi yere.

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi