.

Oğlan gitti odasına. Gelmedi bi daha yemeğe bile. Neymiş yolda hamburger istemiş beyzade, Gülcan da hemen çekmiş sağa yedirmiş hamburgerini. “Aferin, çok iyi etmişsin. Alican efendi günlük hamburger kotasını doldurmuş böylece.”, dedim, parladı. Annesi onun dengeli beslenmesine o kadar önem veriyormuş ki, Akdeniz yeşilliklerinden oluşan bir salata yemesi için başka bir yerde daha durulmuş ve eve o yüzden bu kadar geç kalınmış. Akdeniz’de yeşillik nerde? Her yer maki halbuki! Alican efendinin annesi biricik evlatlarının beslenmesine babası kadar duyarsız değilmiş. Çünkü babası bi keresinde oğluna birahanede yağ içinde iğrenç bir midye tava ile kokoreç yedirirken yakalanmışmış! Neredeyse ölü ele geçirildi diyecek! Allah’tan Alican’ın dayısı o sırada rastlantı eseri olay yerinden geçmekteymiş de bu feci olay ortaya çıkarılmış! Bunların ailesinde anında jurnal sistemi var. Kurmuşlar zamanında. Bi olay oldu mu, artık kim gördüyse mesela bizimkinde kayınbirader ablasını arıyor, “Abla eniştem el kadar Alicanı almış, birahaneye götürmüş. Haberin olsun” diyor . Ablası da hemen annesini arıyor, “Ay anne sorma benim bu kocam olacak salak çocuğu biraya alıştırıyor” diye.  Anası anında baldızı arıyor, laf da belli üç aşağı beş yukarı: “Bu damat iyice şaşırdı. Çocuğu bira müptelası yapacak bu gidişle.”
Ertesi hafta ilk mutat kayınpeder ziyaretinde büyük jüri kuruluyor İsmail’in karşısında. Bakışlarıyla yiyorlar beni. Çekilecek çile değil anasını satayım. Çekiyoruz işte. Niye? Onu da bilmiyoruz.
Çocuk midye tava yemedi ben yedim, diyesi oldum. Ben niye yemişim? Özrüm kabahatimden büyükmüş. Midyelerin içi zehir doluymuş. Ayrıca midye tavayı çıkarınca bile birahanede kokoreç yedirilen çocuk kalırmış geriye ki, bu da yeter de artarmış. Birahanede kokoreç yedirilen lafını öyle bir söylüyor ki, zannedersiniz babası tarafından köprüde zorla dilendirilen bir çocuktan bahsediliyor. Yav çocuğun canı kokoreç istedi, kokusu hoşuna gitti herhalde, ben de aldım. Sonra da yürürken birahanenin önünden geçiyoduk bu sefer de babasının canı bira istedi. Ne var olamaz mı yani ? “Çocuk, tamam uğursuz kayınbiraderin baskını sırasında birahanedeydi, ama ne midye tava yedi ne de bira içti ya insaf yani!” diyorum. Dinleyen kim? İlk defa bir gün, bir güncük o da toplantı olduğu için oğlanla vakit geçirmemi istemiş o gün de bunlar olmuş. Oldu, doğru. Olalı da iki yıl oldu, ama kafama kaka kaka her gün yeniden yaşatılıyor. Oğlan iki gün ishal olmasa gene de az bi ceza ile kurtarabilirdim, ama ceza müebbete döndü. Bende de harbiden şans yok. Konuyu değiştireyim dedim, “Günün nasıl geçti?” diye sordum zira o benim sorguma birazdan bu psikolojiyle başlarsa sonum kötü. Keşifteymiş gene. Amiri onu İstanbul’un ne kadar ücra yeri, dağı tepesi varsa oralara gönderiyormuş. Kasıtlı yapıyormuş. Menapoza girince kafayı bizimkine takmış iyice. Bıkmış artık. Canına tak etmiş. Laf olsun diye “İstanbul’da keşfedilecek yer mi kaldı, Amundsen miyim ben deseydin?” dedim. Boş boş yüzüme baktı, ‘Laf mı şimdi bu’ gibilerden. E laf tabii. Bu saatte atom alimlerinden bahsedecek halim yok ya! Zaten kendilerini de tanımam etmem. Konuşuyoruz işte. Bu amiri olacak kadın emekli olana kadar ona rahat vermeyecekmiş belli olmuş. Daha da bir sürü keşif yeri sıradaymış. “Boykot et. Gitme sen de!”, dedim. “Kocam göndermiyor.” de, “Adetim sancılı geçiyor.” de, “Valla insan hakları mahkemesine giderim.” de. Boş boş yüzüme bakıyor. “Fazla mesainiz batsın ben 40 yaşında kadınım, bu artık angaryaya giriyor, benim de haklarım var.” de, dedim. Sinirlenmeye başladı. Fark ettim, fakat batağa da girmiş bulunduk. Böyle bana bakıyor. Susayım bari dedim, belki oradan bir çıkış vardır. “Başka önerin?” diye soruyor. Susturmuyor. Başka önerin? “Ya sıkma canını tayinini isteriz, buluruz adamını ya seni aldırırız ya o kadının ayağını kaydırırız.” dedim, çaresiz. Çıkış için desteksiz atmaya başladım farkındayım. Hayır ben şunu fark edemedim. Şimdi bu eve geldi birazdan akşam sorgusu başlayacak ben lafı ondan açayım işi gürültüye getireyim biraz da zaman kazanayım dedim. Bunu iyi düşündüm fakat uygulayamadım. Bende düşünce var, faraziyat on numara fakat tatbikat sıfır. Bir iki espri yapıp yumuşatırım ordan da öylece kapatırız geceyi dedim, ama susacağını hesaba katamadım. Şimdi iş iyice gerildi. Birazdan zaten “Sen ne zaman benim işimle ilgili anlattıklarıma kulak verdin ki? Verseydin böyle saçma sapan önerilerde bulunmazdın.” diye başlayacak. Bu işin sonu kötü. Bir yandan yemeği ısıtıyor bi yandan da kocası tarafından anlaşılmamış kadın edasıyla başını sallıyo iki yana yüzüme bakmadan. Durum hakkaten kötü. “Ya bitanem kaldı emekliğine dört sene. Sık dişini, seni ben getirip götüreyim işe, kadına bir görüneyim bak nasıl muma dönecek ben bilirim bu tipleri dedim.” Gülümseyerek çorbayı kaynatmaya başladı. İnişteyim biliyorum, ama duramıyorum artık. “En kötü ihtimal istifa edersin ya, senin kocan var.” dedim. Buradan çıktık çıktık yoksa çakılıcaz. Döndü yüzündeki en sinirli haliyle “Sen fikir fıskiyesi misin ya?” dedi. Bu kadar abuk fikri neremden çıkarıyormuşum ardı ardına ? Fikir fıskiyesi? O ne demek şimdi? Bak bunu beklemiyordum. Herşey tamam da burası bi acaip oldu. Fikir fıskiyesi? O ne ki ya?

, 8 Mayıs
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi