.

“31 yaşındaki İngiliz Mark Boyle, 2008 yılının Kasım ayında aldığı bir kararla ‘parasız’ bir hayata başladı. O zamandan beri bir karavanda yaşıyor, kendi yiyeceklerini yetiştiriyor ve kıyafetlerini Freecycle adlı internet sitesinden ücretsiz olarak alıyor ya da çöpten topluyor. Gazete bayiinden aldığı eski gazeteleri tuvalet kâğıdı olarak kullanıp, sahilde bulduğu mürekkepbalığı kemiği diş fırçasıyla dişlerini fırçalıyor.” Sabah, Ağustos 2010

12 0cak 2009

Kalem aradım durdum. Babamın bana yirmi beşinci yaş günümde hediye ettiği dolmakalemi kullanıyordum. Ancak dün çalındı. Böyle bir durumda kalemsiz kalmak susuz kalmaktan daha kötü. Sabahtan beri sokaklarda kalem bulma umuduyla dolaşıyordum. Biraz çöp karıştırdım. Ama maalesef kalemden başka her şey vardı: klavyeler, daktilo şeritleri, küçülmüş sıfır-beş uçlar… Sonra Adliye Sarayına gittim. Kırık da olsa işime yarayacak bir tane bulabilir miyim diye bakındım mahkeme salonlarında. Hademenin biri kılığıma bakıp “ne arıyorsun hemşerim?” dedi küçümsercesine. “Kalem” dedim. “Yok kalem” dedi.  “Hiç mi yok?” dedim. “Bas git” dedi. Üstelemedim. Ardından bir kahvehaneye girdim. Onca çengel bulmaca, sudoku, kare bulmaca panayırının içinde bir tanecik turuncu tükenmez buldum. Cebime atıp uzuyordum ki kahveci “Oralet?” dedi. “Sanmıyorum” dedim. “Hı?” dedi kafasını kaşıyarak. Lafı uzatmaktan korktum, emaneti masaya bırakarak çıktım. Sonra aklıma bir fikir geldi. Bir ilkokulun arka bahçesine gittim. Yerde birçok kalem, silgi, flüt pamuğu, bir müzik öğretmeni ve birkaç tane de yeşilay bağış zarfı vardı. İki kurşunkalem ve bir de tükenmez seçtikten sonra müzik öğretmenini orada bırakarak uzaklaştım.

4 Şubat 2009

Pek aç kaldığımı söyleyemem. Özellikle son bir haftadır çok iyi besleniyorum. Karavanımı parkettiğim yol kenarında meyve bahçeleri var. Elma, armut ve erik bol. Dün oldukça zor oldu ama. Ağaçtan topladığım erikleri ceplerime ve ön kısmını torba gibi büzdüğüm gömleğime doldurmuştum. Ağaçtan ineceğim sırada uzaktan koşa koşa bana doğru gelen beyaz sakallı, bastonlu bir amca gördüm. Ağza alınmayacak küfürler ediyordu. Topukladım. Arkamdan bastonunu fırlattı. Baston elma ağacına saplandı. Nefes nefese karavana girdim. Peşimden geliyor mu diye küçük penceremden baktım. İzimi kaybetmişti. Kendi kendine konuşarak gözden kayboldu. Küçük yatağıma atladım. Eriklerden birinden bir ısırık almıştım ki karavan sallanmaya başladı. Öyle şiddetle sallanıyordu ki önce deprem oluyor sandım. Birden bire camım kırıldı. Patlayan cam parçaları üzerime yağdı. O an camdaki dedeyle göz göze geldim. Karavanın tepesine çıkmış oradan baş aşağı bana bakıyordu. Üzerime doğru uçan şeyi son anda fark ettim. Kenara çekildiğim anda baston zınk diye yastığıma gömüldü. Şoför koltuğuna fırladım. Motoru çalıştırdım. Gaza asıldım. Karavan patinaj yaparak hareket etti. Zikzaklar çizerek asfalta çıktım. Dikiz aynasından baktığımda dede ortalıkta değildi. Bir nefes almama kalmadı arkamdan bastonuyla boğazıma saldırdı. Beni kıstırmıştı. Boğulmak üzereyken sert bir viraj aldım. Dede yana savruldu. Açık olan kapıdan dışarı düşecekken kapıya tutundu. Baston arkaya yuvarlanmıştı. Hızımı artırdım ve bir viraj daha döndüm. İçerdeki eşyalar ortalığa dökülürken dede daha fazla dayanamadı ve elini bıraktı. Dikiz aynasından yerde yuvarlandığını, takkesinin düştüğünü ve ayakkabılarından birinin çıktığını gördüm. Hızımı hiç kesmeden şehrin diğer ucuna kadar gittim. Uygun bir yer bulduğumda ilk işim uğursuz bastonu yuvarlandığı yerden alıp ikiye kırdıktan sonra bulduğum bir mazgal deliğine atmak oldu.  Karavanın içine dağılan erikleri topladım ve afiyetle yedim.

17 Mart 2009

Karavanın benzini bitmiş. Üç gün boyunca mevlüttü, sünnetti, kına gecesiydi dolaştım. Kolonya dağıtma sırası geldiğinde avcumu açarak “Kolonya bana iyi geliyor, Allah razı olsun” dedim. Cebimden çıkardığım küçük şişeyi uzatıp, “Birazcık da yedek alabilir miyim? Sık sık bayılan bir insanım da” demeyi ihmal etmedim. Zaten sevinci yahut acısı yüzünden kolonya stoğunu problem etmeyen ev sahipleri beni çok üzmediler. Sonunda üç buçuk litre kolonya elde ettim. Bu beni bir sonraki durağıma kadar idare eder. Giderken arada bir öksürür gibi oluyor motor. Sanırım tütün kolonyası oranı biraz fazla. Bundan sonra limon kolonyasına ağırlık vereceğim.

30 Nisan 2009

Bu sabah bir mektup aldım. “Canın sıkılmıyor mu?” diye soruyor genç bir arkadaş. Ona şöyle yazdım: “Elbette canım sıkılıyor. Öyle zamanlarda gönüllü olarak çöp kamyonlarına yardım ediyorum, kamyonun arkasına asılarak gitmek çok keyifli. Ayrıca nevale de toplamış oluyorum.” Geçen ay bir yastık bulmuştum. İçinden iki tane cumhuriyet altını çıktı. Hemen kasaba gidip on beş kilogram pastırma ile değiş tokuş ettim. Bu para harcamak sayılmaz. Uzun süre pastırma yemiştim sadece. İnsanlar yanımdan geçerken “Evsizler de ne kadar pis kokuyor” diye söyleniyordu. Ben de içimden “Evsiz değil, tok” diyordum. •

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi