.

 Kırmızıyla siyahın iç içe geçtiği büyük tuvaller ve birbirini yok etmek için savaşan renklerle anılan Mark Rothko, 1950’li yıllarda Amerika’da yaşanan tüketim çılgınlığının tam da ortasında resim yapıyordu. Hatta yeni inşa edilen bir alışveriş merkezindeki lokanta, zenginler yemek yerken sıkılmasın diye Mark Rothko’nun tuvalleriyle süslenecekti. Bu Rothko’nun o zamana kadar aldığı en büyük işti, hatta resimlerden gelen para Rothko’nun hayatını büyük ölçüde kolaylaştıracaktı… Ama o yıllarda Rothko’nun başındaki tek dert de bu değildi. Bir yandan resim yaparken bir yandan da tüketim toplumunun yarattığı ya da dönüştürdüğü yeni sanatla uğraşıyordu. Birden peyda olan bu yeni sanat Rothko ve diğer soyut dışavurumcuların izleyicisini çalmıştı. Gözden düşmenin sıkıntılarını Rothko diğerlerinden daha fazla hissediyordu. Kısacası Rothko ve arkadaşları nasıl Picasso’nun Amerika’daki şöhretine son vermişse, pop-art da onların kuyularını kazıyordu. İkonları ve kavramları sonsuz sayıda çoğaltıp silikleştirmek isteyenlerin karşısına renklerin gerginlikleri, geçişleri ve duygu patlamalarıyla çıkmak bir savaşı baştan kaybetmek gibiydi.

Mark Rothko tüketim çılgınlığının içinde doğan bu sanatı alışveriş merkezinde burjuvaziye lanet okuyarak yıkmak niyetindeydi. Derdi hem sanatla hem de burjuvaziyleydi. Kendi deyimiyle Michelangelo’nun imzasını taşıyan “Mecidi Kütüphanesi”ndeki resimlerin etkisini burada yaratmak istiyordu: Sıkışmışlık duygusu ve hiçbir zaman oradan kurtulamayacağını hissetme ve çaresizlik… O, yemek yiyenlerin yüzüne nefretini kusmak istiyordu, lokmaları boğazlarına dizmek ve her fırça darbesinde gelenlerin iştahlarını kaçırmak… Ama sonuç hiç de onun beklediği gibi olmadı…

İstanbul Devlet Tiyatroları’nı yeni sezon oyunlarından Kırmızı, Mark Rothko’nun restorana asılacak bu resimleri yaptığı dönemi anlatıyor. Rothko, asistanıyla birlikte siparişleri yetiştirmeye çalışırken sanatla tüketim ilişkisini, pop-art’ın geleceğini, bolca da “kırmızı” rengi sorguluyor. John Logan’ın yazdığı oyunun yönetmeni İskender Altın… Oyunda Rothko’yu Nihat İleri, asistanı Ken’i ise Turan Günay oynuyor… Oyunun geneline hâkim olan sanat ve felsefeyle süslü diyaloglar seyirciden tüm dikkatini oyuna vermesini istiyor. Kaçırılacak tek bir söz bile oyunun anlatmak istediğinin eksik kalmasına neden olabilir. Bu yüzden de oyunun biraz yorucu olduğunu söylemek mümkün, ama bu bir sorun değil, hatta insana tiyatro izlediğini hissettiren güzel bir yoğunluk… Zaten oyun da sıradan insanların başından geçen sıradan olayları anlatmıyor. Oyun boyunca Amerika’da yükselen sanat akımlarını ve onların sanat dünyasını nasıl biçimlendirdiğini izliyorsunuz, haliyle oyun da yorucu olsun…

İskender Altın, Rothko ve Ken arasındaki ilişkiyi efendi köle ilişkisi üzerinden kuruyor, bazen sapmalar ve patlamalar olsa da bu ilişki biçimi pek değişmiyor. Oyunun metni de zaten bunu istiyor gibi…

Turan Günay’ın yarattığı Ken karakterinin başarılı olduğunu söylemek mümkün. Özellikle gerginliğin tırmandığı sahnelerin altından ustaca kalkıyor, ama aynı başarıyı Nihat İleri’yle olan ilişkisinde kuramıyor. İki oyuncu da birbirini yakalamakta, bazen aynı ritmi bulmakta zorlanıyor. Ama oyunun temel sorunu bu değil. Sezonun başında böyle aksaklıklar olması gayet normal zaten birkaç oyun sonra bu ritmi yakalayacaklardır. Nihat İleri Rotkho’yu hırçın bir karakter olarak çiziyor. Karakterine sürekli kavga ettiriyor, ama Rothko oyunda en çok Nihat İleri’yle kavga ediyor. Sürekli asabi ve hırçın olan bu karakter oyunun yükseldiği yerlerde yapaylaşmaya başlıyor. Yani yaratmak istediği duygu silikleşiyor. Repliklerle oyunun ritmi bazen birbirini tutmuyor, oyunun çevirisi sahnede bocalıyor… Kâğıt üzerinde kızmak ile sahnede kızmak farklı iki şeydir. Bazen kâğıttaki sözcüklerle sahnede istediğiniz duyguyu yakalayamayabilirsiniz. Oyunda karakterler kâğıtta yazıldığı gibi kızıyorlar bu da Nihat İleri’yi çaresiz bırakıyor. Duygusunu yapaylaştırıyor… Hâl böyle olunca da oyunun bir dramaturgun elinden geçmediğini düşünüyor insan…

Bu eksiklerine rağmen Kırmızı oldukça başarılı bir oyun. Seyir zevkinin yanı sıra yarattığı atmosfer de oldukça etkileyici… Sanat meraklıları ve 1950’li yılların sanatına Rothko’nun gözünden bakmak isteyenler için biçilmiş kaftan…
(Bir Heves Bir Kalas/18-10-2011/Taraf)

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi