.

«Üniversite okumadın mı oğlum sen?»
«Okudum efendim.»
«Efendim mefendim deyip, iyi aile çocuğu ayağı yapma lan!» dedi, yüzünü buruşturarak, «Okusan kaydın olurdu bizde.»
«Fakir edebiyat mezunuyum.»
«Bırak lan fakir edebiyatını şimdi!» dedi,
«Okuduysan, niye bizde kaydın yok peki? Yeraltında mıydın lan yoksa mektepte?»
«Sayılır. Daha ziyade kütüphane ve arşivde çalışırdım.»
«Anlaşıldı! Demek teşkilatın arşivi sendeydi.»
«Okul yıllarıyla alakalı malumat geldi amirim» dedi içeri giren memur, «Hocaları da aynını söylemiş. Siyasetle alakası olmayan, çalışkan, dürüst bir gençti demişler.»
«Allah Allah! Çıldıracağım yahu!» dedi amir, masasına vurup ayağa kalkarken «Hiç mi bir iz olmaz? Hiç mi bir açığı bulunmaz bu herifin?»
«İş hayatını araştırıyoruz» dedi memur, ürkekçe, «Müsaadenizle…»

«Anlatsana oğlum efendice. Bu teşkilatla irtibatın ne senin?»
«İrtibât olacak efendim: “A” uzun.»
«Kes lan!»
«Kesme yok, efendim. Malum, “elifle” yazılıyor.»
«Nerede çalışıyordun lan sen?»
«(…) yayınevinde.»
« Anlaşıldı: Yayın sorumlususun yani…»
«Pek sorumluluk sayılmaz. Bizimki işin küçük bir parçası…»
«İşyerinin teşkilatla alakasını kuramıyoruz amirim» diyerek içeri girdi memur, «Tamamen akademik yayıncılık yapan bir şirket.»
«Lan, nasıl bir gizlilik bu be! Ne biçim bir tezgah kurmuşsunuz oğlum?»
«“Tezgah” değil “tezgâh” olmalıydı efendim: “A” ince. Memur Bey de ısrarla “alaka” diyor, bütün “a”ları aynı biçimde telaffuz ederek. O da “alâka” olmalı: İkinci “a” ince, üçüncüsü ise uzun okunuyor.»
«Lan, yeter lan! Kafamızı s…tin be! Mektep mi oğlum burası!»

«Adamı suç üstü, elinde boyayla, duvarın dibinde yakala… Ama ilaç niyetine, bir tane bile delil bulama sen! Olacak iş mi lan!»
«Boya işi de garip amirim» dedi, kafası karışık memur, «İki ayrı renk boya var: Kırmızı daha önce yazılmış. Zanlınınki siyah.»
«Niye iki renk yazıyorsun lan? Teşkilatın renkleri mi bunlar?»
«Efendim, biz mutâd mesaimizde, yani kağıt üzerinde çalışırken, metin siyahla yazıldığından, kırmızıyla yaparız işimizi. Duvardaki metin kırmızı olunca, siyahla çalışmak icab etti. Metnin içeriğiyle de müellif olarak zikredilmiş teşkilatla da alâkam yok efendim.»
«Bırak lan bu mektepli ağızlarını! Adam gibi konuşsana lan oğlum! Madem teşkilattan değilsin, niye yazıyorsun duvarları?»
«Yazmak ne kelime efendim. Muharrirlik ne gezer bizde. Musahhihlik bizimkisi.»
«Bak yahu! Oğlum doğru düzgün anlatsana!»
«Bakın, ne güzel buyurdunuz: “Doğru” ve “düzgün”. Gerçi herkes doğru yazsa biz nereden çıkaracağız nafakamızı. Efendim, bendeniz her gün aynı güzergâhı takiben giderim yazıhaneye. Yani her gün malum duvarın önünden geçerim. “Yönetende biz olacağız” ifadesini görünce, mesleki bir hassasiyetle, fakirde tashih etmek iştiyakı hasıl oldu. Ertesi gün bir kutu siyah boya alıp tam da “de”yi ayırırken memur arkadaşlar olay mahaline intikal etti. Sonrası malumunuz…»
«Çağırın bizim şu mektepli yeni çocuğu. Bir de ona anlatsın. Sonra da adliyeye sevk edin züppeyi!»
Memurla zanlı çıkarken seslendi amir, kurbanına acı vermenin yolunu bulmanın neşesiyle:
«Sakın ifadesini düzeltmesine izin vermeyin. Sizin yazdığınız gibi imzalasın ib…!»

[Bu eski metin kaybolmasın diye buraya iliştirildi]

, 13 Kasım
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi