.

iki cihanın birden güneşiydi O. nûra garkederdi nerede bulunsa, neye dokunsa, nereye gitse. hangi karış toprağa bassa ihya ederdi. bir gün yolu çölleri aştı, müstesna bir gülistân’a düştü. girdi kapısından, yöneldi en yakın güle, koklamak için ol gülün misk kokusunu. ama gül ki tez canlıydı fıtraten, eğdi başını aşk hızıyla O’nun mübarek varlığına doğru ve çekti O’nun başka hiçbir şeyde olmayan ve ne kadar koklansa kanılmayan kokusunu içine. gül ki, çiçeklerin en güzel kokulusu, bu harikuladelik karşısında unuttu dünyanın kokusunu. gülistân’ın bütün gülleri eğdiler başlarını sonra bir bir, O güzeller güzeli bir cennet mevsimi gibi buram buram geçerken yanlarından. O’nun kokusuyla dolmak ve bir lâhzâ-i şerîf’te olsun onunla olmaktı gülcileyin murâdları. sonra vakt erişti, çıkıp gitti iki cihanın güneşi sessizce gülistân’ın kapısından. ardında bin bir gül büyüklüğünde bir gurbet bahçesi bırakarak. o günden sonradır ki hüzn ile bestolunur derler her gülistân. ve yine o sebeple ki, güllerin cümlesi vazgeçip gül kokmaktan, her dem hasret kokar oldular.

, 25 Şubat
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi