.

Profesyonel bir mizahçı olarak, mizahın temel doğasıyla ilgilenen birçok okurdan mektuplar alıyorum. “Ne tür hasta ruhlu, sapık, iğrenç bir insansın sen?” vs. Bu mektuplar tipik olarak “neden ateşe verilen bir keçiyle filan ilgili espriler yapıyorsun?” gibi sorular içeriyor. İşte bu tabii ki mizahın muhteşem yanı. Bazı şeyler birileri için can sıkıcı ya da belki trajik olurken başkaları için kahkaha olabiliyor, özellikle de dördüncü ile yedinci bira arasında. Ama birçok insan neyin komik olduğunu biliyor ve mizah duygusu gelişmiş insanların etrafında olmaktan hoşlanıyor. Tabii anlaşılabilir hijyen alışkanlıkları çerçevesinde. Bu yüzden bana sık sık şu soruluyor: “Ben de popüler olmak istiyorum. Senin gibi bir mizah duygusuna nasıl sahip olabilirim? (ama “sümük” kelimesini asgari derecede kullanarak)” Bu kolay bir soru değil. Tarih öncesi zamanlardan beri bilge kişiler insanları güldüren şeyin ne olduğunu anlamaya çalışmışlardır. Zaten bu kişilere bilge dememizin sebebi de bu. Öbür bütün tarih öncesi insanlar birbirlerini mızraklarıyla balon patlatır gibi deşmeye çalışırken, bilgeler mağaraya döner ve: “Şuna ne dersin: işte karım, onu şimdi alabilirsin. Hayır… Şu peki: bir şey almak ister misin? Karım müsait. Hayır… Ya şu…” Aristoteles bir gün tıraş olurken şu meşhur “Mizahın Kıyas Teoremi”ni keşfedene kadar insanoğlu binlerce yıl boyunca mantıklı bir mizah sistemi geliştirememişti. Teori şöyle diyordu: “A, B’ye eşitse ve B de C’ye eşitse üçünün bir araya gelip birbirleriyle alay ederek tuhaf sesler çıkarmaları eğlenceli ya da komik değildir. En azından ben öyle düşünüyorum.”

Elizabeth dönemiyle birlikte mizah inanılmaz biçimde popüler hale geldi. Shakespeare’in eserleri örneğin; İngilizce öğretmenlerinin kötü birer şaka olduğunu, onları çözdüğünüzde de bir Elizabeth dönemi kelimesi olan “sümük”e ihtiyaç duyulacağını iddia eden sahnelerle doludur.

Bugün, ne onlarca televizyon kanalının ortaya çıkardığı durum komedisi oyuncularının, ne de reklamcıların kelimeleri doğru anladığı televizyon şovlarıyla dolu Amerika’da mizah tabii ki daha entelektüel bir seviyede. Ayrıca elimizde Woody Allen var. Karısı Mia Farrow’dan başka kimsenin çözemediği mizahı iyice sofistike bir hale gelmiştir. Mia Farrow’un şeytandan hamile kaldığı ve Woody Allen’ın bir sperm hücresi kılığına girdiği filmlere geri dönmesini isteyenler el kaldırsın? Teşekkür ederim.

Eğer kendi kendinize bir mizah algısı geliştirmek istiyorsanız bazı fıkralar, şakalar vs. öğrenmeniz gerekir. Dikkat edin “cinas” demiyorum. Çünkü cinaslar, bir sürü insan tarafından yüzünüze püskürtülerek sizin de onlar gibi düşünmeniz gerektiğine inandırmaya ve tatmin olmuş bir ifade eşliğinde yapanın dünyadaki en zeki kişi olduğunu kabul ettirmeye çalışan kelime oyunlarıdır. Bakın Benjamin Franklin artık yaşamıyor. Eğer bu adam bir filika ile batan gemiden kurtulmuş olsaydı diğer yolcular günün sonunda yeterli yiyecek ve su olsa bile onu denize atarlardı. Yani gerçek esprilere ihtiyacımız var. Bunun için en iyi kaynak Ana Britannica Ansiklopedisi’nin 99. maddesi olan “Mizah ve Nükte” başlığıdır.  Bu madde Johnny Carson’un bütün her şeyini borçlu olduğu şeydir,  bir eğlence hazinesidir. Mesela şu müthiş espriye bakın: “her sabah soğuk duş alarak güne başlayan bir mazoşist için ödül: sıcak duş.” Voooaaaa! İşte size şakaların imparatoru. Bunu sıkıcı bir partide birine söyleyin ve diğer herkesin canlandığını ve birden dişçiyle olan randevularını hatırladıklarını gözlemleyin. Tabii sadece bu yetmez. Bunları uygun bir şekilde söylemeniz gerekir.

Bazı öneriler:

1. Aptalca ırkçı şakalar yaptığınızda -en azından bu yasal olana kadar- liberal bir geçmişiniz olduğunu ilan etmelisiniz.

2.  Erkekler, kadınlarda olmayan bir uzva sahiptir ve bununla ilgili şakaların çok şamata olduğunu düşünür. Ama bunu bir kadına yaparsanız size poşetin içindeki fare b.kuymuşsunuz gibi bakar.  Neden bilmiyorum ama bu hiç değişmez. Öyleyse bu tip hususlarda şaka yapmaktan kaçının.

3. Eğer siz bir şaka yaptıktan sonra karşınızdaki de size fıkra anlatmak isterse ona, bu fıkrayı hiç duymadığınıza ikna edecek biçimde, ilgiyle bakın.  Ve fıkranın vurucu cümlesine geldiğinde anlattığı şey ne kadar komik olursa olsun size sululuk yapılmış gibi bir tepki vererek “bu fıkrayı duymuştum” deyin.

4. Kayınvalidemle asla bir akşam yemeğine katılmayın. Çünkü size masanın diğer ucundan “onlara şu hayatın sırrını aramak için Tibet’e kadar giden ve bilge rahiplerin ona ıslak bir kuşun asla geceleri uçmadığını söylediği adamın hikâyesini anlatsana “ diye bağıracak ve siz anlatınca da yanlış anlattığınızı iddia edecektir. Bu yüzden onu çatalla öldürerek yok yere katil olabilirsiniz.

* Dave Barry’s Greatest Hits, 1988, çev: B.C.Y.

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi