.

Modern kahramanın düşüşüyle kastedilen, onun aşağı olana, yani dünyevî olana iyice bulanmasıdır. Dünyevîleşmenin mekânı olarak tasavvur edilen bedenle ilişkisi, modern kahramanın macerasını da resmetmektedir. Bu nedenle, modern kahramanın günahla ve onun mekânı ve nesnesi varsayılan bedenle ilişkisinin takip edilmesi, modern kahramanın ve dolayısıyla modern sanatın epistemolojik dönüşümünü anlamaya olanak verir.

Modern kahramanın “günahkârlığını” anlayabilmek için, müesses Hıristiyanlık arka-planını hiç unutmadan, erken modern Batı düşüncesine bir bakışla işe başlamak gerekir. Descartes’ın tevarüs ettiği dualizm, modern kahramanın macerasının önemli unsurlarından biridir. Ruh ve beden ayrıştırılıp, ruh Tanrı’nın yasasından ve ellerinden “kurtarılınca”, onu Şeytan’a kiraya vermek ya da satmak dışında bir ihtimal kalmamaktadır. Bu tasavvur, ruhun bir sahibi olduğuna / olması gerektiğine duyulan mutlak inançtan kaynaklanır. Modern kahraman, her ne kadar bireyliğini ilan etse de, bağımsız bir ruh sahibi olacak güçte değildir. Müesses Hıristiyanlığın baskıcı Tanrısının yerini, dünyanın hazzına davet eden Şeytan alıverir. Madem ki dünya bir “düşkünler yurdu”dur ve “yükselişin / kurtuluşun” da imkânı kalmamıştır, o halde bu aşağılık yerde hazza yönelmekten başka bir seçenek kalmamıştır. Faust ve takip eden tüm düşkünlerin Şeytan’la işbirliği, hâlâ dinî düşünceden kopamamış, daha doğrusu Descartes’ın çürük epistemolojisi nedeniyle dinî düşünceden epistemolojik kopuşunu sağlayamamış modern kahramanın “negatif dindarlığı”nın delilidir.

Ruhtan böylesi bir “kurtuluş”tan sonra, modern kahramanın elinde sadece beden kalır. Beden bu günahın kefaretinin ödetilebileceği tek varlıktır. O halde yıkıma uğratılmalıdır. Hedonizm ve nihilizm, bu öz-yıkıcılığın iki vechesidir; daha doğrusu öz-yıkıcılığın ikiz çocuklarıdır. Öz-yıkıcılığın her iki türü de narsisistiktir. Bu tür bir narsisizm ise, modernizmin tüm individüasyon iddialarının aksine, modern kahramanın “kendilik” hakkındaki sağlıksız, tutarsız bilgisiden kaynaklanır. Onun ortaklaşa olandan, cemaatten kopuşu ise sahte bir bireyselleşmeye dayanır. Cematten kopuşun nesnel metaforu Komünyon’dan çıkıştır. Modern kahraman Komünyon’u reddederek ortaklaşa kefareti de kaybeder. O halde, Mesih’in bedeninin ödediği kefaretten yoksun kaldığına göre, kefareti kendi “aciz” bedeniyle ödemelidir. İkiyüzlülük modern kahramanın yakasını burada da bırakmaz: Bu kopuşla, bir yandan kendi bedenini aşağılarken, diğer yandan kendi kendisinin tanrılığına da yükseliverir.

Modern kahraman için beden hâlâ dünyevîliğin, aşağı olanın temsilidir. İster hazzın peşinden koşsun, ister acının. O hâlâ dinî düşüncenin bazen mahcup, bazen pervasız bir taşıyıcısıdır. Bedenin cemaatten koparılışı, “kendi kendisinin tanrısı” olarak modern kahramana iktidar alanı olarak öz-bedenini sunar: Hazzı ya da acıyı uygulamak için biricik alan. Aslında öz-yıkıcılığın mutlak biçimleri için geç modern dönemi beklememiz gerekmişti. Daha erken dönemlerde modern kahramanın iktidarını tecrübe ettiği bedenler, Descartes’ın müphem solipsizmiyle önemsizleştirilmiş “öteki”ne ait olanlardı. Bu nedenle modern kahraman evvela bir seri katildi: Karındeşen Jack ve Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet. Modern otorite, kilisenin işkencesinden kurtardığı bedenler üzerinde hastane, tımarhane, hapishane, moda ve kozmetik gibi yeni iktidarlar kurdukça, modern kahramanın operasyon alanı kendi bedenine sıkıştı.

Dönemi karakterize eden birçok eserde de olduğu gibi, hem Dorian Gray’in Portresi’nde hem de Baudelaire’in “Okur’a”sında kadının yeri dikkat çekicidir. Burada da yine bir negatif dindarlık teşhis edilebilir: Bakire Meryem’in şefkatli kucağından düşer düşmez, modern kahraman kendini fahişelerin soğurulmuş memelerine atmaktadır. Anne ve fahişeden ibaret kadın tasavvuruna sahip modern kahraman, Tanrı’dan kaçtığı gibi anneden de uzaklaşınca, ona fahişenin “kirli” kucağından başka bir “yuva” kalmayacaktır. Fahişenin bedeni de, dünyevî olanın en aşağı temsildir. O aşağıların en aşağısının temsilidir. Modern kahraman, bu bedende kendini gömmeyi, yok etmeyi arzular. Onun kadına yönelişi de yukarıda andığımız öz-yıkıcılığın iki vechesinden ayrı değildir: Hedonizm ya da nihilizm. Onun bütün hazcı yönelimlerine bir özyıkıcılık eşlik eder: Her geçen gün onu öldüren içki ya da afyon iptilası, tüm mirasını tükettiği kumar ve sonunda frengiden ölmesine sebep olacak fahişeler.

Modern kahraman tüm bu düşkünlüğü için nedamet getirir. Ama nedametini Tanrı’ya sunmaz; onun için üzülmeyi, onu mazur görmeyi ve affetmeyi okurdan bekler. Pişman günahkârın yeni nedamet tapınağı edebiyattır. Bu iflah olmaz düşkün için edeceğimiz tek mümkün dua “Okur taksiratını bağışlasın”dır. Ama hemen eklemek gerekir “Bu okur,Tutunamayanlar okuru melankolik kız değildir inşallah!”

Kaynakça
Atay, Oğuz. Tutunamayanlar. İstanbul: Sinan Yayınları, 1971.
Baudelaire, Charles. «Okur’a.» Kötülük Çiçekleri. İstanbul: Varlık Yayınları, 1999.
Goethe, Johann Wolfgang von. Faust. Çev. Recai Bilgin. İstanbul: Remzi Kitabevi, 1966.
Quincey, Thomas de. Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet. İstanbul: İletişim Yayınevi, 2007.
Wilde, Oscar. Dorian Gray’in Portresi. İstanbul: Can Yayınları, 2002.

[*] Bu yazı, Ankaralı dostlarımızın çıkardığı İhtiyar dergisinin Ağustos 2011 tarihli yedinci sayısında yayımlandı. Dergiye ulaşamayanlar için yazıyı burada tekrar yayınlarken, İhtiyar‘ı analım ve “Afrika’yı Unutma” temalı yeni sayısını duyuralım: İhtiyar -“Afrika’yı Unutma

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi