.

Müşkülpesent Zenon meşhur paradoksuyla, özbeöz ifade etmek gerekirse, bir varlığın aslında mesafe katedemeyeceğini, dolayısıyla hareket diye bir şeyin olmadığını söyleyip akıllara durgunluk verdi. Neyse ki Aristo kazın ayağının öyle olmadığını, her varlığın tabiatta bulunması gereken doğal yerine doğru hareket ettiğini, sözgelimi olgunlaşan bir meyvenin pek tabi ağaçtan yere düştüğünü söyleyip içimize ılık sular serpti. Çok sonraları Newton yıllarca parlamentoda oturup tek laf etmediği halde –sadece bir kez söz alıp, birine şu pencereyi kapar mısın, içerisi cereyan yapıyor dediği rivayet olunur- konu harekete gelince, dışarından bir kuvvet etki etmediği sürece hareket halindeki bir cismin sonsuza değin hareketine devam edeceğini söyledi. Ne var ki gerçek dünyada hareket halindeki varlıklara illa ki dışarıdan bir kuvvet etki ediyordu, hiç olmadı, ortamında sürtünme kuvveti çelme takıyor ve hareket er ya da geç akamete uğruyordu. Bu kasvetli durum karşısında bizi kim teskin edecekti?

Belki de yaşadıkları sıradışı deneyimlerden olsa gerek mutasavvıfların eşyanın tabiatına dair görüşleri oldum olası ilgimi çekmiştir. Keza “Şeyh’ül Ekber” namıyla manevi alemde ün salmış İbnü’l Arabi’nin şu sözleri, ilk okuduğumda beni heyecana gark etmişti:

”Varlığın kökeni harekettir. Hareketsizlik varlığın içinde yer almaz, çünkü varlık hareketsiz olamaz, olursa kaynağına yani hiçliğe döner. İşte bu yüzden dünyada ve ahirette yolculuk hiç bitmez.”

, 21 Şubat
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi