.

Geçenlerde Washington Post gazetesinde beyaz eşya üreticilerinin insanları nasıl çıldırtmayı planladıklarını anlatan bir yazı yayımlandı. Tabii ki sizi delirtmeye çalışıyoruz DEMİYORLAR. “İnternette veri paylaşabilen” ve “kullanıcılarından daha zeki” cihazlarla dolu evlerde yaşamamızı sağlamak istediklerini SÖYLÜYORLAR. Mesela, iş yerinizden çalıştırılabilecek bir bulaşık makinesi, içinde süt kalıp kalmadığını bildiren bir buzdolabı ve kilonuzu gittiğiniz spor salonuna bildiren bir baskül bulunan bir eviniz olabilecekmiş. Gerçekten, bütün samimiyetimle, beyaz eşya firmalarının bir şaka olup olmadığını merak ediyorum. Demek istediğim şu: Bir tüketicinin bulaşık makinesini doldurduktan sonra başlat düğmesine basmak için NEDEN iş yerine gitmeyi bekleyeceğini durup bir kendilerine soruyorlar mı? Bunun kariyerimize bir faydası var mı?

PATRONUNUZ: Ne yapıyorsun?

SİZ: (Klavyeyedeki bir tuşa basarak) Bulaşık makinemi çalıştırıyorum.

PATRONUNUZ: İşte bizim aradığımız üretkenlik!

SİZ: Şimdi de tuvaletin sifonunu çekiyorum.

Dinleyin beyaz eşya üreticileri; uzaktan iletişim kurabileceğimiz bir bulaşık makinesine İHTİYACIMIZ yok. Bulaşık makinelerimizi geliştirmek istiyorsanız, mutfak tezgâhının üstünde bulaşıklar biriktiği zaman insanları uyaran ve onlara “DERHAL ŞU TABAKLARI MAKİNEYE KOY YOKSA AYAKKABILARINA İŞERİM!” diyen bir şey yapın bize.

Aynı şekilde, bizim içinde süt kalıp kalmadığını bildiren bir buzdolabına da ihtiyacımız yok. Bizim zaten çok güvenilir bir sistemimiz var: Eşimize sorarız. Bize lazım olan, iki saat içinde dördüncü jöleli pudingimizi yediğimizi belirterek kapısını açmayı reddeden bir buzdolabı.

Kilomuzu spor salonuna bildirmeleri açısından değerlendirirsek; bu kadar kafayı SIYIRMIŞ olabilirler mi? Aslında biz kilomuzun GÖZBEBEKLERİMİZE bile bildirilmesini istemiyoruz. Peki ya spor salonu da kilomuzu evdeki diğer cihazlara bildirmeye karar verirse? Peki ya, Allah korusun, buzdolabı kaç kiloya çıktığımızı öğrenirse? O kapıyı bir daha hiç açmamıza izin vermez.

Ama beni asıl ilgilendiren konu şu yeni “akıllı” eşyalar. Onlardan hoşlansak da kullanamayacağız. Şu anki cihazları bile kullanmayı beceremiyoruz ki. 43 adet tuşu olan inanılmaz özelliklerle dolu bir cep telefonum var. Tuşlardan 20 tanesine dokunmaya korkuyorum. Alet muhtemelen ölülerle bile iletişim kurabiliyor ama ben nasıl kullanılacağını bilmiyorum, tıpkı üç boyutlu oyunları destekleyen ve üç tane kumandası olan TV’mi kullanmayı bilmediğim gibi. Birincisi (44 tuşlu) TV ile birlikte, ikincisi (39 tuşlu) videokaset kaydediciyle birlikte geliyor. Üçüncüyü de (37 tuşlu) kablolu TV’yi bağlayan ve galiba yeteri kadar tuşum olmadığını düşünen çocuk getirdi. Yani şimdi ne zaman televizyon seyretmek istesem üzerinde PIP, MTS, DBS, F2, JUMP ve BLANK gibi şeyler yazan 120 adet tuşla karşı karşıya kalıyorum. Üç tuşun üzerinde POWER yazıyor ve TV’nin nasıl açılacağını -özellikle bu tarz aletlerden korkmayan oğlum ve arkadaşları ayarları değiştirmişse- bilemediğim zamanlar oluyor. Sıkılıp bulaşık makinesini çalıştırmaya karar verinceye kadar elimdeki üç ayrı kumandaya rastgele basarak öylece duruyorum. En son bir televizyon programını videoya başarıyla kaydedeli gerçekten yıllar oldu. Bu da cihazlarımın ne kadar “akıllı” hale geldiğinin bir göstergesi.

Şimdi de üreticiler bize DAHA FAZLA özellik vermek istiyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu şu demek: bazı geceler bir bira almak için o “akıllı” buzdolabının kapağını açacaksınız ve -hani şu aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor ya da sırf sizle konuşmak istemediği için telefonunu kapattı diyen- o kibar, tatlı sesi duyacaksınız : “Kereviz çürümek üzere.” Bir buzdolabı bunu nasıl bilebilir hiç anlayamayacaksınız ve hatta daha kötüsü bunu başka kimlere söylüyor hiç bir zaman öğrenemeyeceksiniz (Hey Bob, duyduğuma göre sizin kereviz çürümek üzereymiş) Eğer buzdolabını KAPATMAK isterseniz nükleer fizikçiler tarafından yazılmış olan kullanma kılavuzunu çözmeniz gerekecek. (Ürün tazelik uyarıcısını devre dışı bırakmak için görevler tuşuna basın, düzen sekmesine gelin, ardından varsayılan sebze ayarlarını değiştirin, sonra farz edin ki A şehrinden kalkan bir tren batıya doğru saatte 47 millik hızla ilerliyor ve o sırada B şehrinden…)

Bu sizin istediğiniz bir gelecek mi sayın tüketiciler? Ev eşyalarınızın sizden daha akıllı olmasını mı istiyorsunuz? Tabii ki hayır. Ev eşyaları tabii ki sizden daha SALAK olmalı, tıpkı mobilyalarınız gibi, evcil hayvanlarınız gibi, kongre üyeleri gibi… Öyleyse size uyarıyorum; firmalara, fabrikalara, patronlara telefonla, mektupla, faksla ve e-posta ile bildirin: “Akıllı” cihazlar söz konusuysa HAYIR oyu veriyorsunuz. Acele etmelisiniz. Çünkü siz bunu okurken evdeki mikrodalga fırınınız EVET oyu veriyor.

* Boogers Are My Beat, 2003.

Türkçeye çev: bCy

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi