.

Naipaul’a veryansın edenler, Müslümanları çok mu seviyor? Birbirlerinden hazzediyor mu? Naipaul’un bulunduğu mekana girmek, onun görüşlerini külliyen kabul etmek demek midir? Türk entelektüeli diye bir şey gerçekten yok mu? Naipaul’a “Faşist” diyenlerin, bir sonraki cümlede faşizan bir yargı ortaya koyması normal midir? Aramızda “Gizli Naupaul’lar” mı dolaşıyor? Yazarın işi, bir başka yazarın metinlerini protesto etmek mi, yoksa ona yazıyla, sözle esaslı bir karşılık vermek midir?..

Bayramın üçüncü günü elimde kurban etleriyle dolu torbalar, misafirlere refakat ederken telefonum çaldı, açtım. V.S. Naipul’un, Avrupa Yazarlar Parlamentosu’na davetli olduğunu, hattın diğer ucundaki Editör-Yazar Cem Erciyes’ten haber aldım. Şaşırdım. Zira bana gönderilen davetli listesinde Naipaul adı yer almıyordu. Meğer liste, yalnızca, benim katılacağım toplantıya davet edilenlerin isimlerini kapsıyormuş… Erciyes, “Naipaul mevzuu büyüyecek” demişti. Haklı çıktı.
Yaşça başça ileri olduğu yaygın kabul görmüş bir yazar, gazete köşesinden “Müslüman edebiyatçılar, Naipaul’la aynı masaya oturmayı içine sindirebilecek mi?” diye bir soru ortaya attı. Ardından, bir tv kanalında şunu söyledi: “Naipaul’un boykot edilmesini teklif ettim, çünkü bizim yazarlar Naipul’a ‘Biz senin bildiğin Müslümanlardan değiliz. Endonezyalı, İranlılar gibi değiliz’ derler.”  Yani, ona göre, Müslüman Türk aydınları, Naipaul’la konuşacak, tartışacak kapasitede değil. Dikkat ediniz: Naipaul, Müslümanlara “Yaratıcılıktan uzak, geri zekalı, asalak” mı demiş? E, mezkur şahıs da aynı şeyi söylüyor? Müslüman Türk aydını, lafını bilmez, diyor. Naipaul’la aynı görüşte. Nitekim, canlı yayında, bir başka yazara “Sevgili dostum, sen Fransa’da fazla kaldığından, biraz Naipaul’laşmışsın. Keşke 1970’lerdeki sen olsan yine” deyiverdi. Dehşete düştüm. Naipaul ne yapıyordu? Hakaret ediyordu. Bu durumda kim Naipaul’laşıyor?
Bir diğer üstat, aynı programda “Türk intelijansiyası kimlerden oluşuyormuş, çok merak ediyorum. Türkiye’de bir zihin kirliliği ve entelektüel sefalet var” dedi. Aynı sözü Naipaul’un söylediğini düşünün. Buna kim tahammül edecekti? Tabii ki söz esasen söylem’e ve bağlam’a göre mana kazanır. Yine de, millet şuuruna hususi ehemmiyet atfeden bir edibin, ilk ağızda kendi milletini tahkir etmesi dikkat çekiyor.
Naipaul’un bir tek Nehrin Dönemeci romanını okudum. 1999 senesinde. O dönemde de kendisinden hazzetmezdim. Fakat Edward Said bir kitabında Naipaul’u övdüğü ve onun üslubundan “olağanüstü” diye söz ettiği için aldım okudum. [Kimileri, Said’in Naipaul’u eleştirdiğini söylüyor. Olabilir. Ben denk gelmedim.] Romanda, hakikaten acınası bir Avrupa hayranlığının yansımalarını gördüm. [Kitabın bana en sempatik gelen yönü, içinde Nasreddin adlı bir karakter bulunmasıydı.] Naipaul’u umursamamaya karar verdim. 2001’de Nobel almasına da içerlemedim. Nobel’i yazarlığın kızıl elması gibi görenlerden değilim.
Naipaul’u, onunla aynı mekanda bulunmayı reddetmek suretiyle protesto etmeyi düşünmedim. Gıcık kaptığım kimselerden köşe bucak kaçmam. Protesto, ahlaki bir yoğunluk bölgesinde doğan sert tepkidir. Devrimci bir jest, bir hamledir. Hayattan yana bir tutumun adıdır. Katili, caniyi, tecavüzcüyü, hırsızı, zalimi, istismarcıyı… protesto edersin. Naipaul’a “Emmi, yanlışın var, doğrusu şudur, Nobelli adamsın, sana yakışmıyor bu sözler” dersin. Gerekirse detaya girersin. Budur. Bir nebze cool, biraz centilmen olmak lazım. Serinkanlı, özgüvenli ve nazik yani. Yumurtayı balyozla kırmanın alemi var mı?
Ben olsam Naipaul’u buyur etmezdim, çünkü kafa dengi değil, kaknem bir ihtiyar, hasta… Görenler, yürümekte zorlandığını, titrediğini söylüyor. Beraber takılabileceğim, çay kahve içip şakalaşabileceğim birini çağırırdım.
Ne oldu şimdi? Naipaul gelmiyor. Türkiye’deki hararetli tartışmalar sayesinde erişilmezlik, hatta yücelik kazandı. Adama ayıp edilmiş oldu. Said’in sözünü ettiği “Sürgün entelektüel” imajı daha da pekiştirildi.
Soralım: Naipaul’u sevmeyenler, kimi seviyor? Müslümanlara, Türklere güveniyor, onları seviyorlar mı? Ya da herhangi bir insanı takdir ettikleri vaki mi? Türkiye’de entelektüel yazarlar, sanatçılar yok diye haykıranlar, bu ülkede nasıl yaşayabiliyorlar? Onların yerinde olsam buralardan kaçarım. Misal Ersin Karabulut, İsmail Kara, Fatih Altınöz, Nuray Mert, Mustafa Kutlu’yu tanımasam, onlar gibi esaslı yazar, düşünür, sanatçılar olmasa ben burada yaşayamazdım. İzlanda’ya, Suriye’ye, Filipinler’e filan gider insan arardım.
Tekrar ediyorum: Naipaul’un görüşleri, hatta bakış açısı bana hiç ama hiç uymuyor. Üslubundaki türlü çeşitli dengesizlik de beni itiyor.
Gelgelelim, kimi üstatlarımızın, Naipaul’un şahsında kendilerini kınadıklarını görmeleri gerek. “Naipaul Müslümanlara hakaret etti” deyip, aynı paragrafta Türk aydınına beyinsiz, meczup, zavallı muamelesi yapmak, skandal düzeyinde bir çelişkidir. Haydi, Naipaul gelmiyor. Fakat burada mukim kimi büyüklerimiz de memleketi, milleti kötüleye kötüleye hayatımızı kararttılar. Toprağı bol olsun, meşhur bir yazarımız da “Türk milletinin yüzde 60’ı aptal” demişti. Bu söz bize ne yarar sağladı? Hangi güzel, umutlu cümleyi davet etti? Biz bu sözün üzerine ne inşa edebiliriz? Bütün bu genelleyici hakaretler hak edilmiş, adaletli, yerli yerinde mi? Birileri millete, yazara, sanatçıya fırça çektikçe Türkiye bundan bir fayda görüyor da ben mi fark edemiyorum?
Naipaul 78 yaşında. 20-30 senesi var yok. Yarın ölüverse ve “Naipaul gelmesin, gelirse de protesto edilsin” diyenlere mikrofon uzatılsa, ne söyleyecekler? “Kefereyi cennet vatanımıza sokmadık. Onsuz dünya daha güzel. Şimdi cehennemde cayır cayır yanıyordur” mu diyecekler? [Ölümden, hepimizi yakından ilgilendiren ve bizi felsefi düşünmeye yönelten bir olgu olduğu için bahsediyorum.] Halbuki, gelseydi, şunu diyebilirdik muhtemelen: “Naipaul geldi. Fikirlerini tasvip etmesek de, misafirdir, nezaket gösterdik. Kendisiyle efendice konuştuk. O yaşta, çocuklar gibi şaşırdı. İslam, Müslümanlık, yurtseverlik, aidiyet, kimlik… konularındaki görüşleri, o konuşmalarımızdan sonra köklü bir değişikliğe uğradı. Daha önce yazdıklarını nakzeden bir risale kaleme aldı. Kitap Türkçe’ye de çevrildi…” Tamam, şu da pekala muhtemeldi: “Abi adam huysuz ihtiyarın tekiydi. Sevimsiz, titrek, gudubet, bir herif. Ne desek anlamadı. Nasıl önyargılı. Bir de Nobel almış. Fıkradaki gibi, ‘Odunum’ diye tutturdu. Ben anlatıyorum anlamıyor, öteki anlatıyor anlamıyor. Kibir insanı körleştiriyor, orası kesin.”
Velhasıl, Yazar Parlamentosu programına katılmayacağım. Naipaul’u tutmam. Fakat Naipaul aleyhine ve lehine konuşanların sözlerinden de rahatsızlık duydum. Bütün bu kargaşada sürüklenmek istemiyorum. Gider, Alper’le bir limonata içerim, Samed’le yeni kitaplar hakkında konuşurum, Egemen’le sahafları dolaşırım, Onur’un film projesini dinlerim ya da bir ara sokakta tek başına yürür, bir türküyü ıslıkla çalarım daha iyi. Protestoysa, Naipaul hadisesiyle ilgili kimselerin, bir yanlışı [ya da yanlış anlamayı] düzeltme, sahih bir sonuca bağlamadaki yetersizliğini protesto ediyorum.

, 25 Kasım
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi