.

Edebiyat ortamımızı ifsad etmekle meşhur bir mahlûkun fakire yapıp ettiklerini geçen ay şuracıkta ifşa etmiştim. O yazıyı yayımlamakla muradım Arslanbenzer nam pisliğin titreyip kendine gelmesi filan değildi. Böyleleri iflah olmaz: Sudaki kendi suretine âşık olmuş bir narsist, artık nereye baksa o “mükemmel” imgesini arayacaktır. Kendisini başka nefslerin aynasında görse, onun hayal ettiği öz surete muhalif herhangi bir yansımayı şiddetle reddedecek, gücü yeterse aynayı kıracaktır. Kendi nefsine kul olan, gerçek mabuda kulluğa yol bulamaz. Mabudu Allah olmasa da hariçteki herhangi bir şeyi mabud edinen gafil, hariçteki şeyde sübut olmadığını, onun da fani olduğunu ve sair oluş ve bozuluşları müşahede ettikçe ondan yüz çevirip Hakk’ı bulabilir. Ama nefsine kul olmuşların vay haline! Nefsi de her koşulda değişse bile, her halini ona güzel göstereceğinden, onu kınaması mümkün olmayacaktır. Dışarıdan bir uyarı yapıldığında da ona bir fayda gelmez. Çünkü o tüm bu uyarıları ilahına yapılmış birer saldırı gibi görecektir. İlahına saldırılan her mümin bir şekilde bu saldırıya cevap verir. Ama bu cevaplar da mümini olduğu o dinin ilkeleri içinde olur. Oysa nefsine tapan kişinin vereceği cevapta ahlakilik olmaz: O her türlü çirkefi, pisliği meşru sayar.

Velhasılıkelam Arslanbenzer iflah olmaz. Muradım bu pisliği hâlâ adam yerine koyanların iflahıydı. Ama ondan da umudum kalmadı. Geçen ayki yazıdan sonra, en azından şöyle demelerini ummuştum: Adamın anlattıkları doğruysa haysiyetsizce işler yapmışsın. Ya bu haysiyetsizliği bertaraf edecek bir cevap ver ya da meclisimize uğrama. Heyhat, ne kadar ahmakmışım! Arsıza sus diyecek, haksıza haksızsın diyecek edebî bir kamuoyumuz vardır sanmakla ne büyük bir ahmaklık etmişim! O arsız sustu; tek bir söz edemedi. Ama onu adam sayanlar da sustu. Arslanbenzer de onların suskunluğundan aldığı cesaretle bu hafta tekrar fitneciliğine devam etti. Televizyon kanalı yöneticilerine benim Aleviliğimi hatırlatıp “haydi iş verin” dedi. Böylece bizi işsiz bırakmaya çalışarak haysiyetsizlik sınırını da aşıp kahpeliğe terfi etti. Bu kahpeliklerini de teşhir ettiğim halde, o hayal ettiğim edebî kamuoyundan ses gelmedi.

Dün akşam bir dostum arayarak bu meselenin iki tarafa da zarar verdiğini, suhuletle çözülmesinin elzem olduğunu söyledi. Önerdiği çözüm basitti: Arslanbenzer bir daha fakirin adını anmayacak, fakir de dünyada Arslanbenzer nam bir pislik yokmuş gibi davranacakmışım. Ne kadar kolay, değil mi? Hem de eşitlikçi bir çözüm. Peki, bu pisliğin ettiği hakaretler, kalkıştığı fitneler ne olacak? Bunlardan nadim olduğuna dair bir emare var mı? Yok! O halde neden ben haysiyetsize haysiyetsiz, kahpeye kahpe demekten dur edeyim ki kendimi? Maslahat adına mı? Hayatımın hiçbir döneminde idare-i maslahatçı olmadım. Gücüm yettiğince Hakk’ı tuttum. Allah beni şaşırtmazsa bu yolda yürümeye de devam edeceğim.

Ey azizan, bu arsızın işleri idare-i maslahatla izale edilecek hali çoktan aşmıştır. İşbu sebeple, bir hudut çizmek elzem olmuştur. Bugünden itibaren,
1. Arslanbenzer nam pisliğin dergisine, internet sitesine, yayınevine eser veren kimselerin benimle hiçbir hukukları kalmadığını beyan ederim.
2. Sahibi, yöneticisi olduğu dergi, gazete, internet sitesi gibi herhangi bir mecrayı bu pisliğin eserleriyle necis hale getirenlerle de hiçbir hukukum kalmayacaktır. Maişet meseleleri bu ilkenin dışında tutulacaktır. Yani bu madde Arslanbenzer’e işverenleri kapsamaz. Kimsenin ekmeğiyle oynayacak değiliz.
3. Arslanbenzer’e ait olmasa da sayfalarını onunla pisleten bu mecralara eser verenlerle de hukukumuz bitmiştir.
4. Arlanbenzer’in konuşmacı, sunucu, moderetör olacağı herhangi bir etkinliğe katılanlar da tarafımca aynı şekilde değerlendirilecektir.

Çünkü necasetin bulaştığı bir ortamda hayır da hasenat da mümkün olmaz. Allah cümlemize necasetten taharet nasip etsin.

, 22 Mayıs
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi