.

 

Sıklaştırarak adımlarını, yandırdı tabanlarını, “Yetişmeliyim kalmadan geç!”
Nefes nefese vardığında gördüğü tabeladan: “Kandıralı Hörgüç Kaplamar Puralı”
Sordu ki “Başladı mı?” Şapkası önünde yaşlının biri söyledi titrek: “Kaldın geç. Gitti Hörgüç Kaplamar Puralı”
Saydırdı: “Kurumsak! Kaltaban!” Elinde adamın şapkası: “Bozma ağzını, varaydın varmadan vakit, olmadan oralı”
Çıkardığı ağzından üfleyici bir of. “Söyleyeyim sana ne yaparsın birazdan. Gideceksin atnalına oradan pazarın ardına”
“Orda mı Puralı?”
Durdu da dedi: “Olabilir, olmalı…”
“Hay yaşa şapkalı!”

Bulduğu bir hörgüç ve kaplamalı.
“Hey!” diye anırdı, “Kaplamar Puralı!”
Beklerken geldi sadece yanıt olarak yankı. “Saklı sakık sarkık şaklaban! Düztaban kaltaban!”
Çömeldi de dedi: “Hay Puralı! Ettin beni andavallı…”

Biri vardı orada. Varlığı yoklukla örtülü, saklı gölgenin ardına; karanlıkla bürülü.
Sorar ki: “Hey oradaki! Sorduğumdaki nerede ki?”
Gelmez cevaben de yürür gölgenin sahibine bilmeye,
“Hani demedin dediğime?”
Tok mu tok, kaba mı kaba ses takırdadı,
“Yok puralı muralı! Kaçasın, yoksa ederim seni tahtalı!”
“Hay!” diye geriledi gördüğüne. Kocaman bir usturalı elinde…
Dönmesiyle bakındı boş boşluğun gidilmişine.
Hay gelmişine geçmişine!

Çökeldi basamaklara yorgunluğuna söverek,
“Bana acilen bir Kaplamar Puralı gerek!”
Vardı farkına o anda. Uzaktaki hareketli küçük noktalı,
Olmalı Kaplamar Puralı!

Attı bacaklarını birinin diğerine hızla.
Vardı büyüyen küçük noktaya:
“Arıyorum seni ta ne zaman! Yeminlen kurumsak kaltaban!”
Oradaki döndüğünde değildi Kaplamar Puralı.
Şaka mı bu perçemi bile aynı!
Sırtardı benzeyen sahtekâr Puralı, “Kaplamar mı sorduğun? Varamazsın yanına. Çoktan varmıştır o Kandıra dağına. Yorulma hiç boşuna”
Almadı lafını ciddiye, tıka basa doluydu tavsiye.  “Bu mu o dağ?” diyerek kaçamaklı.
“Ne yapacaksın sen bu adamı?”
“Verecek misin cevap, işleyecek misin sevap?”
“Konuşurum konuşmasına ama yapamazsın bile, halin harap”

Gün oldu, Gece dondu. Kandıra dağı bulutunda durdu.
Ağzında bir nefes: “Kaplamar Puralı…”
Entarisi beyaz kendi de beyaz bir adam kımıldadı.
“Kalk artık Kaplamar Puralı!”
Adam baktı da baktı, “Kimdir o? O da mı buralı?”
Kaçırmış biraz: “Yetişememek mi yordu? Yenişememek mi? Kanışamamak mı yoksa kapışamamak mı?”
“Olmazlığımın andırdığı bir şebek sandım seni” dedi,
“Varmazlığımın kandığı bir sapak. Yokluğumun andırdığı bir sanrı sandım seni” dedi.
“Varlığımın sandırdığı bir tanrı…”
“Hay Kaplamar Puralı! Yakaladımdı seni, içindeydi avcumun sakalı!”
Dedi: “Hah! Vardı burada bir sakallı” Aradığındaki ise gittiydi şuradan…

Uzaklığın derinliği yakınlığına sakındı.
Karların arasında sanki biri kımıldadı.
Kükredi: “Kaçma Kaplamar Puralı!”
Tipi tipini tipsizlerken tam çıkaramadı.
O muydu yoksa değil mi?
Farkına varamadı.
Kayboldu tipinin tipikliğinde. Uzakta bir ses fısıldadı “-u –a –ı…”

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

Patru

, 11 Ocak
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi