.

Türk matbuatı kuvvetle muhtemel, kuruluşundan beri bu haldedir. Basın tarihi araştırmacılığına talip olmadığım için bu hükmü kesinleştiremeyeceğim. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Türk matbuatı kendimi bildim bileli, hilenin, çarpıtmanın, dezenformasyonun, manipülasyonun, iş bitiriciliğin, ahlaksızlığın, yalanın ve haysiyetsizliğin kâğıda dökülmesinin yatağı olmuştur.

Buraya kadar benimle hemfikir olmayacak okuryazar neredeyse yoktur. Şimdi onlarla ihtilaf edeceğimiz meseleye geçelim. Son yıllarda epey popüler olan sosyal medya, çoğunlukla ana akım medyanın bir alternatifi, sivil ve özgürlükçü yeni tür bir medya olarak sunuldu. Oysa bendeniz, işbu makaleyle, sosyal medyanın ana-akım medyanın basit bir uzantısı olduğunu göstermeye çalışacağım.

Bu medyanın kullanıcılarının büyük oranda eğitimli, şehirli orta-sınıf gençlerden oluştuğunu söylemek için saha araştırmasına gerek yok. Kullanıcıların kendi yayınlarına bakmak, bu izlenimi edinmeye yetiyor. Sosyal medya kullanıcıları bağlı oldukları siyasi fikir ya da inançtan bağımsız olarak, ortak bir dünya görüşüne sahiplermiş gibi görünüyorlar. Yani bu kullanıcılar ister sosyalist, ister milliyetçi, isterse İslamcı olsun, zevk sahibi, okuryazar, entelektüel ilgileri olan, sorgulayıcı, genel kabulleri reddeden, bireyselliğine önem veren insanlar olarak temayüz ediyorlar. Niyetim modernitenin tek-tipleştirici etkisini eleştirmek olsaydı, bunların modernizmin ürünü yeni insanın ortak özellikleri olduğunu söylerdim. Ama bunu yapmak yerine, onları kendi ideallerine bağlılıklarıyla sorgulamayı deneyeceğim. Yoksa benim nazarımda, ezber bozmak, genel kabulleri reddetmek, sorgulayıcılık, birey olmak, irade sahibi olmak, özne olmak ve sair modern dogmanın zırnık değeri yoktur.

Teknolojinin ulaştığı son nokta, aslında bizi, sosyal medya kullanıcılarının ideallerine epey yaklaştırdı. Örneğin bir haber bize ulaşır ulaşmaz, onu mahrecine, ilk kaynağına kadar sorgulamak sadece birkaç dakikamıza mal oluyor. Ya da birisinin bir sözü söylediği iddia edildiğinde, basit bir internet sorgusuyla ya bir video kaydına ya da bir ses kaydına ulaşmak artık pek mümkün. Ama gerek sözlüklerde gerekse Twitter’da görülen birçok sansasyonel tartışmada, bu imkânların sosyal medya kullanıcıları tarafından pek kullanılmadığına şahit oluyoruz. Kısacık bir araştırma sonucunda bahsi geçen haberin doğru olmadığı ya da bahsi geçen kişinin o sözleri söylemediği bilgisine ulaşabilir olmasına rağmen, sosyal medya kullanıcıları o haberi ilk duydukları haliyle doğru kabul ederek tartışmaya, fikir yürütmeye devam ediyor. Aslında lafın gelişi “tartışma” ya da “fikir yürütme” dedik. Yoksa bu mecralarda fikir ya da tartışma pek rastlanır nesne değil. Olup biten genellikle hakaret, küfür, aşağılama, nefret suçu ve linçten ibaret.

Şimdi bir örnek vak’a ele alalım: Arama motoruna “hamile kadınların sokağa çıkması terbiyesizliktir” yazın. Hatta yazmanıza da gerek yok linke tıklamanız bile yeterli. Ne gördük? Türkiyenin en büyük gazeteleri ve televizyonları da dâhil olmak üzere binlerce kaynak, olayı bu başlıkla haberleştirmiş, değil mi? Peki, bu haberlerde iddia edilen sözlerin gerçekten söylenip söylenmediğini öğrenmek bir tık uzağınızda desem, video linkine tıklamaz mısınız? Sabredip videoyu izlediğinizde, başlıkta aktarılan sözün hiç söylenmemiş olduğunu, o başlığın bir cümlenin başıyla, sonraki bir cümlenin sonunun birleştirilmesiyle imal edildiğini göreceksiniz.

Ama nasıl olur? Türkiye’nin en çok satan gazeteleri, televizyonları, en çok ziyaret edilen haber siteleri bu yanlışı nasıl yapar. Haydi onlar yaptı diyelim, sizin kayınbiraderiniz, okuldan arkadaşınız, ofisten “kanka”nız nasıl bu yalana ortak olur? Aslında bu sorunun cevabı çok basit: Siz nasıl olduysanız öyle! Onlar da aynıyla sizin yaptığınızı yaptılar: Birkaç dakika harcayarak haberi sorgulamak yerine, en iyi ihtimalle kendi yorumlarını, ama daha çok küfür ve hakaretlerini ekleyerek haberi paylaştılar. Ne dediniz? Siz öyle yapmıyor musunuz?

Neyse! Meseleyi şahsileştirmeyelim, değil mi? Peki, asla söylenmemiş bir sözü başlık haline getirerek yalan bir haber yayanların niyetinden kuşku duymak? Bunu yapmak da mı sizin o meşhur sorgulayıcılığınıza uygun değil? Birbirimizi kandırmayalım. Durum şu: Meşrebinize yakın bir kanaldan bir bilgi geliyor. O bilgi, aslında sizin nasıl tavır almanız gerektiğini de içeriyor. Siz de o tavrı alarak hem haberi yayıyorsunuz hem de sizden beklenen yorumu yapıyorsunuz. Daha açık konuşursak, ana-akım medya linç edilmesini istediği kişinin sözlerini çarpıtarak, cımbızlayarak sizin önünüze atıyor, siz de canla başla linç güruhuna katılıyor, işi bitiriyorsunuz. O özgür irade sahibi, hür düşünceli, ezber bozan, genel kabulleri reddeden, sorgulayıcı topluluğunuzun içinden birisi de çıkıp “gerçekten böyle mi olmuş?” demiyor. Aynen, reklamcılar size “sıradan olma, sıra dışı ol!” deyince birörnek “jean”leri ve bez pabuçları satın aldığınız gibi, değil mi? Ne kadar sıra dışısınız, ne kadar özgür iradelisiniz, nasıl ezber bozuyorsunuz bir bilseniz!

Örnek vak’amızı takibe devam edersek görüyoruz ki, tasavvufu İslam şeriatından bağımsızlaştırıp sulandıranlara, Hazreti Mevlana’yı ticaret metaına dönüştürmeye çalışanlara karşı vakarla duran bir arif, ana-akım medyanın kurtları tarafından, linç edilmek üzere sosyal medya çakallarının önüne atılmaya ısrarla devam ediliyor. İlk haberden bugüne kadar, türlü çarpıtmalarla, hazret hedef gösteriliyor. Zat-ı âlilerine saldırmanın yeterli olmadığını düşünmüş olmalılar ki, işi aile üyelerine saldırmaya kadar vardırdılar: “Kadınların çalışmamasını isteyen İnançer’in kızı bakın nereye atandı”, “Ömer Tuğrul İnançer kadınların çalışmasına karşı ama kızı terfi etti!”.

Ama bu hal dahi seni (artık senli benli konuşabilecek aşamaya geldiğimizi düşünüyorum), senin gibi özgür iradeli, hür düşünceli, sorgulayıcı bir insanı düşünmeye sevk etmedi. Yine düşünmeden linçe katılmakta bir mahzur görmedin.

Peki, biraz sorgulasaydın ne görecektin? Epey geç kalmış olsan da, bu sorgulamayı beraber yapalım:

Birincisi, (senin bakış açınla) ortada bir suç ya da kusur olsa bile, bunun ancak kişisel olacağını, bundan dolayı aile üyelerinin suçlanamayacağını, teşhir edilemeyeceğini görmeliydin. Çünkü bu vak’ada, babasının sözleri bahane edilerek, hanımefendinin özel hayatının gizliliği ihlal edilmiş, ticarî ilişkileri ve itibarı zarara uğratılmıştır.

İkincisi, bir iki kadın hakları savunucusu dışında kimsenin, bu saldırıda aslında bir kadının zarar gördüğünü söylememesinin garipliğini akletmeliydin.

Üçüncüsü, bir kadının zarar görmesinin ötesinde, bu saldırıların arkasındaki düşüncenin, kadının babasından bağımsız bir kişiliğinin, farklı tercihlerinin olamayacağını kabulle malul olduğunu anlamalıydın.

Dördüncüsü, açıkça söylenmese bile, aslında babaya verilen mesajın “Sen önce kızını çalıştırma!”, “Kızına söz geçiremiyor daha!” demek olduğunu fehmetmeliydin.

Beşincisi, kızı üzerinde babaya böyle bir yetki vermenin kendisinin kişisel özgürlüklere aykırı olduğunu keşfetmeliydin.

Altıncısı, babanın böyle bir yetkiyi kullanmaması, özgürlükçü bir ebeveyn olması ihtimalini aklına getirebilirdi.

Diyelim ki bunları düşünecek inceliğe sahip değilsin. Peki, bu olayın aslında haber değeri taşımadığını, bu nedenle haber metninin garipliklerle dolup taştığını da mı göremiyorsun? Vak’a ne? Baba kadınların belli koşullar dışında çalışmasını doğru bulmuyor. Başka? Ama kızı çalışıyor. Mesele nedir? Bu ancak babayla kızı arasında kalması gereken bir mesele değil mi? Haber değeri bu meselenin neresinde?

Hanımefendi bahsi geçen işe babasının iltimasıyla mı alınmış? Medya bunu açıkça söyleyemiyor, ima ediyor. Çünkü biliyor ki bu iftiranın yasal sonuçları olacaktır. Zaten bunun doğru olmadığını kendileri de zımnen itiraf ediyorlar: Çünkü hanımefendi alanında yüksek lisan yapmış, sektörün en önemli kurumlarında çalışmış, donanımlı ve ehil bir insan.

Şimdi asıl meseleye gelelim. Medyanın bu işi belli hesaplar içinde, grup çıkarları ya da siyasal nedenlerle yaptığı çok açık. Yani adamlar bu çarpıtmayla bir şeyler kazanıyor. Dostum, peki sen bu işin neresindesin? Yoksa özgür iraden ve sorgulayıcı aydın kişiliğin seni medyanın ücretsiz bir kölesi haline mi getirdi?

Neyse! Bu kadar kafanı yorma sen, canım. Hemen ortamlara ak, saydırmaya devam et: “Ooo, linç: Vururum bir dal!”

, 24 Aralık
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi