.

Sadık Yalsızuçanlar, kendi kuşağının en üretken yazarlarından. 50’den fazla kitap yazdı. Modern düşünce ve sanat ile tasavvuf arasında çok etkileyici bağlar kuruyor. Yalsızuçanlar’la Ramazan’ı konuştuk…

Eski Ramazanlar neden daha iyidir? Ramazan’da medya sayesinde dinî bir aydınlanma mı yaşıyoruz? Ramazan eğlenceleri gerçekten eğlenceli mi? Metropolde Ramazan nasıl idrak edilmeli?…

Eski Ramazanlar çok övgüyle anılıyor. Ramazan söz konusu olunca neden eskiyi bunca hayırla anıyoruz?
Hepimizin çocukluk, ilkgençlik yıllarımıza ilişkin Ramazan hatıralarımız var. Sanırım ‘eski Ramazanlar…’ diye başlamamız bu yüzden. Bir de, yanlış bir algımız var, herşey gittikçe daha kötü oluyor şeklinde. Bu da, tabii o nostaljik tutumu besliyor.

Birçok ilahiyatçı, oruçta yeme-içme ve cinsi münasebeti kesmenin ötesinde bir derinlik olması gerektiğini söylüyor. Siz ne diyorsunuz?
Namaz, oruç gibi kulluk formlarının, formel olmanın ötesinde bir anlamı, işlevi var. Namazla zekat, bir arada anılır biliyorsunuz. Namaz, olmanın, zekat, sahiplik duygusunun arınmasıdır. Oruç biraz daha keskin bir şey. Tutkuların gemlenmesinde daha etkili. İbn Arabi ‘Sadakaların en büyüğü, insanın bizatihi kendisini tasadduk etmesidir’ diyor. Oruç böyle bir şey. İnsanda Tanrılık vehmi vardır. Oysa kul, her türden tanrılık vehminden arınmış kişidir. Bunu, o kulluk formları sağlıyor. Tabii onları birer form olmanın ötesinde algılamak lazım. Yoksa çok anlamsız, çok gereksiz tartışmalarla işin özü buharlaşır. Bir de, Ramazan’ın toplumsal yönü var. Bunu ıskalamamalı. Bir tasadduk imkanı. İnsanın kendi nefsini değil ötekini öncelemesi için aç kalması şart.

Oruç tutan – tutmayan ilişkisi nasıl olmalı?
Bektaşi, Hıristiyan’a demiş ya, ‘dininizin kıymetini bilin’ diye. Kadir kıymet bilmek lazım. Tabii, bir gerilimin içinden geçiyoruz…Dünya bir kabz, bir daralma hali yaşıyor. Merhametten, tevazudan, empatiden, muhabbetten söz edince sinirli abilerimiz kızıyor. Dünyayı değiştireceklerini, bütün bunlar Allah’ın takdiri değil sanıyorlar. Bazı sufiler şöyle der: ‘Allah, ipi p…tun eline vermiş.’ Tamam uğraşalım edelim ama, bu işler, bizim uğraşmamıza bağlı değildir.

Oruca dönersek…
Adam tutamıyor, mazereti var veya tutmak istemiyor. Tutmayanlarda, eskiden bir hassasiyet vardı, şimdi de var. Tutanlara karşı bir hürmet… Aynı hassasiyet ve hürmeti, hatta fazlasını, tutanlardan beklemek gerekiyor. 12 Eylülde, darbeden önce, bazı şehirlerde yol keserdi bazı abilerimiz. Otobüsten yolcuları indirirlerdi. ‘Fatiha’yı oku İhlas’ı oku’ derlerdi. Adam okurdu. Kendi adamını çağırır sorardı, ‘Doğru okuyor mu lan?’ diye. Oruç yiyorsa döverdi. Kendisi oruç tutmazdı. Rosa Luxemburg’un bir lafı vardır, ‘Asıl özgürlük, ötekinin özgürlüğüdür’ diye. Bir yerde, az olanlar, azınlıkta olanların durumuna bakmak lazım. Oruç tutmayanların rahat, tutanların alçakgönüllü olduğu yerde, bilin ki İslam ahlakı vardır.

Orucun en önemli kısmı bu nezaket midir?
Kenan Rıfai’ye soruyorlar ‘Efendim, ehl-i beyte âşıksınız, fakat hiç Yezid’i lanetlemiyorsunuz?’ ‘Evladım, ben, içimdeki Yezid’le meşgulüm’ diyor. Bu, çok sahih, çok değerli bir şey… Tabiin’den büyük bir bilge vardır, Ahmed Rıfai… O kadar mütevazı ki, domuza selam verirmiş. Talebeleri yadırgayıca, ‘Evladım, Allah etini yasaklamış, selam vermeyi değil’ dermiş. Hani, ‘Yaratılmışı, Yaratan’dan ötürü sevmek, hürmet etmek…’ Sigara tiryakilerine de bir önerim var: Oruç tutmayan tiryakilere takılın, dumanlarından istifade edin. (Gülüyor.)

Modern bir yazar olarak, geleneksel eserler ve yazarlarla gerçekten güçlü bir bağınız var mı? Nedir bu bağın mahiyeti?
Hasta-hekim ilişkisi…Tek yanlı bir aşk ilişkisi…

Mazeretli ya da mazeretsiz olarak oruç tutmayanlara, Müslüman olmayanlara Ramazan’la ilgili bir tüyo vermek ister misiniz?
Yiğit Özgür’ün bir karikatürü var. Trenin ön tarafında, turist kılıklı, sırt çantalı genç bir adam… Camiin mahyasında, ‘Hoş geldin Ramazan’ okunuyor. Delikanlı bakarak ‘Hoş bulduk’ diyor. Bazen migren krizi geldiğinde ilaç, iğne, tutamıyorum. Yanılıp çarşıya çıktığımda, tutamayanların işinin ne denli zor olduğunu görüyorum. Mümkün olduğunca görünürlükten uzak, serin selviler altında, tutamayanların arasına karışmalı… Mazeretli olanların kendilerini rahat hissetmeleri gerek. Mazeretsiz olanlar da günahın hakkını vermeliler. (Gülümsüyor.) Fethi Gemuhluoğlu der ya: ‘Sizin tövbenizden ne çıkar! Günahlarınız bile eciş bücüş…’

Ramazan ayında çok sayıda hoca çıkıyor medyaya. Gazetelerde yazı dizileri başlıyor. Ekranda iftar ve sahur programları…
Mantar gibi demek istiyorsun. Ahmet Turan Alkan hoca geçen Ramazan yazmıştı. ‘Bu iftar, sahur programları, beni dinden imandan çıkaracak’ diye. Hocaya katılıyorum. Bu, patolojik bir hal. Bilhassa dini sadece bir emir-yasak toplamı olarak görmek… Sadece Ramazan’da hatırlamak… Ramazan’da iletişim ortamlarında kısmen bir farklılık olabilir ama bir ‘dinâ aydılanma ya da aydınlatma fırsatı’ gibi görülünce bayıyor…

Büyükşehirlerde, metropollerde Ramazan’ın idrak edilmesiyle ilgili gözlemleriniz neler?
Zor zamanlarda olduğumuz kesin. Ama yapacak bir şey yok. İçimizdeki neşveyi kaybetmemek lazım. Son Fatih sertürbedarı Ahmed Amiş Efendi ‘Olan olmuş, olacak olan da olmuştur’ der.

Ramazan’ın hem bir dinî yönü, hem de kültürel yönü var. Hem geleneksel hem de modern Ramazan eğlencelerini nasıl yorumluyorsunuz?
Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken’indeki Ne Evet Ne Hayır öyküsünü bilirsin. Gönül Köşesi’ne gelen bir okur mektubudur… Mektubu okudukça şöyle der: ‘Ben bu adama kesin karşıyım!’ Bu Ramazan eğlenceleri, belediyelerin eğlence algısının üzücü boyutlarını fazlasıyla ortaya koyuyor. Pek eğlenceli de değiller gibime geliyor. Doğal olmayan bir şey var, bu kesin. Burada nostaljiden başka çaremiz yok gibi… Kültürü rahat bırakmalı. Kızları da. Varsın davulcuya veya zurnacıya varsınlar…

Küresel ısınma ve yaz günlerinin uzunluğu, oruç tutmayı zorlaştırıyor. Bu konuda cesaret verici ya da kolaylaştırıcı yaklaşımlarınız var mı, nedir?
Ramazan’da, birkaç çok gerekli sektör-kurum dışında zorunlu tatil ilan etmek, bol bol uyumak, soğuk duş almak, Sezen Aksu’ya kulak vermek: ‘Çalışmak yorar!’ Ama, işin hakkı da verilebilir. Ramazan’da inşaatlarda çalışmak, günde oniki saat koşturmak, hayır hasenat yapmak…

, 29 Ağustos
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi