.

“Ben de şiir yazıyorum” dedim karşımda oturan güzel bayana. Konuyu istediğim yere getirmiştim sonunda. “İnce ruhlu biri olduğunu düşünmemiştim” dedi. Değildim zaten.

“Şiirler genelde aşk ve sevgi üzerine yazılır, oysa bunların hepsi geçicidir. Kimse birini ölünceye dek sevemez. Ama ölene dek nefret edebilir. Bu türden duygular diğerlerine göre daha kalıcı ve gerçektir” demem üzerine “Yo hayır, ölene dek birini sevebilirsin” dedi bana. Duymamış gibi devam ettim, “Şiirler güzel duygularla yazılıyor. Oysa çirkin duyguları içeren şiirlere fazla rastlanmıyor. Benim bu türden duygularla yazılmış şiirleri içeren bir şiir kitabım var” dedim. “Öyle mi? İlginçmiş… Merak ettim” dedi. “Şanslısın ki yanımda var bir tane” dedim sanki tesadüfmüş gibi. “A? Bakayım” dedi çantama eğilerek. Açtım çantamı, sanki kitabı arıyormuş gibi karıştırdım ve çıkarıp kitabı uzattım. Kitabımın güzel bir kapağı vardı. İlgi çekici olsun diye kapağa bir adet otomobil jantı, tarantula ve birkaç pırasa resmi koymuştum.

“Bir eleştirmen bu kitabı eşsiz olarak nitelendirdi” dedim o kapağa ilgiyle bakarken. Eleştirmen amcamın oğluydu. Kendisine övgü dolu bir yazı yazması için ayrıca para vermiştim. Mahir ünlü bir eleştirmen olduğu kadar paragöz bir kuzendi. Kitabımın ilk sayfalarını meraklı gözlerle gezdirdikten sonra ilk şiire geldi:

Her gün öğlen vaktinde
Seni izlerim küçük kız.
İp atlarsın, saklambaç,
Ebe-sobe oynarsın.
Sırma saçlı küçük kız,
Gel dediğimde kaçar;
Şekerimi almazsın.

‘Sapık’ isimli bu kısa şiirimi okuduktan sonra göz ucuyla şüpheyle bana baktı.

Tiksinme benden!
Öp beni, kokla!
Aşktı hani sevgiydi?
Ne var artık kolum yoksa?
Yoksa bacağım, burnum yoksa?
Bir çift çıkık göz hatırına;
Yanmış bedenimi öp, kokla…

Yüzünde oluşan tiksinmeden ‘Kızarmış Et’ isimli ikinci şiiri de okuduğunu anladım.

‘Varlığın kokmuş bir çorap, sevgin sanki damarlarımda iltihap’ diye başlayan, evli bir adamın huysuz karısına yazdığı beş sayfalık maladın başına şöyle bir baktı ve sayfaları çevirmeye başladı. Sonra kitabın kapağını kapattı ve önüne düşünceli bakışlarla baktı. Kitabı bana uzattı, “Alırım bir ara kitapçıdan” dedi. “Sende kalabilir” dedim. “Benim mi oldu şimdi bu?” dedi. “Evet, hediyem olsun” dedim. “Sağ ol” dedi, “beğendim aslında değişik olmuş… -da şiir yazıyorum dediğinde ben başka türlü düşünmüştüm”

Bir sessizlik oldu. “Kalkalım mı? Benim acilen bir yere gitmem gerekiyor” dedi. Şaşırmıştım, “Olur, kalkalım” dedim, daha yeni oturmuştuk oysaki. Toplanırken “Kitap yüzünden mi böyle davranıyorsun bana?” dedim. “Yo hayır kitap yüzünden değil” dedi. Ona şu mısraları sıralamaya başladım:

Kalbim kükreyen küçük bir kedi kadar uysal
Ve kırılgan!
Ortadan ikiye yarılmış
Ve hiç sıkılmamış bir limon kadar ekşi.
Yarım bırakılan bir acılı lahmacun kadar hüzünlü…

Etkileneceğini düşündüğüm sırada ben bunları söylerken “Ee?” dedi, ne zaman bitireceksin de ben çekip gideceğim der gibi bakarak. “Tamam, git” dedim, “Git…” Bir daha görüşmedik. Şiirden anlamayan ruhsuz biriyle işim olamazdı. Gerçi sonra birkaç kere aradım ama açmadı. Kalpsiz biriyle vaktimi harcayamazdım. Sonrasında yolladığım birkaç yüz mesaja da cevap vermedi zaten.

Şiir böyleydi işte. İnsanların gözünde hiç bir zaman hak ettiği değeri bulmuyordu. Tıpkı otomobil jantı, tarantula ve pırasalar gibi…

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

, 23 Mart
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi