.

11391365_10153322526643162_2629388206138641227_n
Çok pardon da… yemişim mutluluğu Hamza. Bana özgürlüğün fotoğrafını çektiler! Bazı şeyler, başka şeylerle anlatılmaz. Özgürlük, kendisine çok benziyor Hamza.

Çocukluğuma inmeyelim Hamza. Ne bileyim zaten çok zor kurtuldum oradan. Ben çocukluk dediğim zaman, artık tek bir fotoğraf hatırlıyorum. Albüm kapağı gibi, kitap kapağı gibi, çöp kutusu kapağı ve daha nice kapaklar gibi… Bir an yakaladım tamam mı, çocuktum, etrafımda çiçekler vardı, koşuyordum. Orada kestim ben. Beş dakika öncesinde kusmuştum. Kusmak, insanın içini boşaltır. Ama sonrasında aldığın her nefeste boğazın acır, tahriş olur, gıcık tutar. Yine de kusmak, insanın içini boşaltır. Fakat konumuz bu değil. Konumuz şu ki çocukluk dediğim zaman aklıma hep, ben kustuktan sonra çiçeklerin arasında koştuğum o an gelir.

Sonra büyüdüm. Matematikten, bilimden, dil bilgisinden, sanattan, bütçeden, açıktan, borçtan, faizden, kredi kartlarından, kredi kart ekstrelerinden, taksitlendirme sisteminden, banka numaralarından anlamam gerekti. Anladım. Aslına bakarsan, büyüdüğüm zaman daha farklı şeyleri anlamak zorunda kalırım sanıyordum. Öyle olmadı. Fakat konumuz bu değil. Konumuz, gençliğim… ama gençliğime inmeyelim, orada devlet var. Devlet, beni istediğim yere götürmüyordu. Kısa mesafe diye surat yapan taksici gibiydi devlet ya da durmadan dolaştırıyordu. Bazen de taksimetrede 20 lira yazıyorken “20 versen yeter abla…” diyordu. “Yeter derken? Zaten 20 lira tuttu la…” demek istiyordum diyemiyordum. Taksici bana zoraki minnet, mecburi vefa duygusu yüklüyordu. Kısa mesafe de olsa taksiye binmek benim hakkımdı ama taksici bende otostop çekmişim hissi yaratmıştı. Ben de eeeeh… aslında burada küfredecektim ama sonra seksist oluyorum. Seksist olmayan, öfke bildiren ve eylem içeren bir küfür varsa onu kayda geçirelim lütfen. Şimdi burayı yeniden alıyorum. Ben de eeeeh be dedim, yürürüm ben. İndim taksiden. Başladım koşmaya. Taksi beni takip ediyordu. Ben koştukça Mario’nun hani şu mavili yeşilli duvarların olduğu Cehennem Yarısı’nda çalan müziğini duyuyordum. Cayır cayır çalan müzik eşliğinde, beni taksiden atan taksici peşimde, harıl harıl koşuyordum. İnsanlar, koşmamdaki kerameti merak edip peşime düşmüştü. Kısa mesafe, ben yürümeye veya koşmaya başlayınca uzamıştı. Taksici yanımızdan ağır ağır geliyordu. Yola daha ne kadar yürüyerek devam edeceğimizi merak ediyordu. Taksici, varmak istediğim yere kadar beni takip etmişti. Ben de orta parmağımı çıkararak hareket çekmiştim ona. Seksistti biliyordum ama küfretmek istiyordum. Bu anın fotoğrafını çekmiştim. Taksici, onca mesafeyi sırf benim zafere ulaşıp ulaşamadığımı görmek için müşterisiz gelmişti. Bu zafer benimdi. Çalsındı sazlar, oynardım ben. Gençliğim deyince orada duralım. Fotoğrafı budur.

Mesela 99 depreminde ben Avcılar’daydım. Kafam hep çok karışıktı. Mesela diye paragraf başından örnek vermeye kalkışıyordum. Ama örneğin bir önceki konuyla ilgisi yoktu. Neyse… okul arkadaşım vardı. Bana doğum günümde naylon poşete sarılı kitap getirmişti. Kız, depremde ölmüş. Parmakları ezilmiş. Neden sadece parmaklarının ezildiğini anlatmışlardı bilmiyorum ama öyle olmuş işte, parmakları ezilmiş. Ben kahrolmuştum. Ama yine de deprem denilince ilk önce hatırladığım şey Ebru’nun ezilen parmakları değildir. Binadan çıkarıldığımızda bana, plastik, sabun kaplarının içinde su vermişlerdi. Plastik, sabun kabının bir yarısı içinde ılık su… Ben işte o plastik, sabun kabının ikinci yarısını çok merak ettim. Acaba dedim hep, hayatım boyunca, o plastik, sabun kabının diğer yarısı da enkazdan çıktı mı… hiç bilmiyorum.

Hamza, istediklerini yapsınlar, egolarınca davransınlar, kibirlerince öldürsünler, hainliklerince zulmetsinler; bu devir kapandığında kapak fotoğrafında nah olacaklar!

Bütün çağlarda, kötülerin ismi elbette iyilerin kazandığını anlatmak için anılır.

, 6 Haziran
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi