“Şehre taşındık. İnsan şehirde yüz yıl yaşar da, çoktan ölüp çürüdüğünün farkına bile varmaz. İş güçten kendi kendinizle
uğraşmaya zaman kalmıyor ki…Çeşit çeşit iş, toplumsal yaşam; hem kendinizin hem çocukların sağlık dertleri, güzel sanatlar, çocukların eğitimi… Bir gün falanı filanı kabul etmek, ertesi gün bilmem kimleri ziyaret etmek, şu artisti seyredip öbürünü dinlemek gerek… Şehirde her an bir değil iki, hatta üç tanınmış sanatçı bir arada bulunuyor; bunları kaçırmaya gelmez tabii… Bunlar arasında bir de kendinizin, ailenizden birinin ya da çocukların öğretmenlerinin ya da mürebbiyelerinin hastalığı çıkar; hadi bakalım tedaviye. Hayat bomboştur. Bizim hayatımız da bomboştu.”

Kroyçer Sonat,  Lev Tolstoy, 1889.
Çev: Nihal Yalaza Taluy, Varlık Yayınları

Siyasette doğru daima biraz geç söylenir.
[Yahya Kemal]

Politika, eğlence sektörünün bir parçasıdır.
[Frank Zappa]

Seks ve siyaset birbirine çok benzer. Zevk almanız için ikisinde de iyi olmanız gerekmez.
[Barry Goldwater -Senatör]

Liberal, kavga çıktığında sıvışan kimsedir.
[Heywood C. Broun]

Liberaller sahip olduklarına layık olmadıklarını, muhafazakarlar çaldıklarını hak etmediklerini düşünür.
[Mort Stahl]

Politikacıların yüzde 90’ı, geriye kalan yüzde 10’un adını lekeliyor.
[Henry Kissinger]

Politikacı kendi söylediğine inanmadığından, başkaları inanınca şaşırır.
[Charles De Gaulle]

“Politika, bölgedeki açları azaltacağını ileri sürüp dünyadakileri çoğaltan gecikmenin adıdır.”
[Özdemir Asaf]

Bayrağı böyle olan bir ülkede yaşasaydım,
büyük ihtimalle gastritim olmazdı,
daha az kaşınırdım
ve daha kolay uyurdum.

Bir arkadaşım anlattı; ben onun (bunun) yalancısıyım.
Arkadaşıma da başka bir arkadaşı anlatmış.
Televizyonlardaki haber kanallarında koltuklarda oturup sürekli konuşan yüzler aslında hep orada tutuluyormuş. Her ihtimale karşı!
Televizyon ekranlarında ‘Son dakika’ yazılı bir bant görüldüğünde bunlar bazen sunucu eşliğinde bazen kendiliğinden bir şekilde
konuşmaya başlıyorlar ya, “Bunlar konuşmasa ne olur mesela?” diye aptal bir soru sordum arkadaşıma.
Ölürlermiş, ama onlardan önce asıl biz ölürmüşüz.
Mesela atıyorum (atan ben değilim, kendisi) Hayrabolu’da,  Kurucaşile’de ya da Yeni Zelanda’nın güney doğusunda (artık orası neresiyse) ani bir toplumsal olay olsa ve bu olay televizyonlara yansısa biz sıradan insanlar olarak büyük bir panik ve endişe içine girmez miymişiz, bu koltuk yüzlerinden bir iki yorum dinlemeden evlerimizden çıkamaz, bırakın evlerimizden çıkmayı hacet için helaya bile gidemez hale gelmez miymişiz?
“Gelmez miyiz hiç! Biteriz biz biteriz.” dedim.
Programlar bittikten sonra stüdyoda dekorların arkasına tek sıra diziyorlarmış bunları.
Sabah görevliler işe geldiğinde önce stüdyoların ışıklarını yakıp bunların tozlarını alıyor
sonra kameraların önüne yerleştiriyorlarmış yeniden.
Her haber kanalının kendi koltuk takımı varmış, ama bazen kanalların bunları değiş tokuş yaptıkları da olurmuş. Devamlı kullanılanlar zaten demirbaşa kayıtlıymış.
Kanallar bunları bazen farklı renklerde karşılıklı diziyorlar, bazen ikili, üçlü şekilde yan yana değerlendiriyorlarmış, artık programın cinsine göre.
“Her şey bir yana. Dekoratif olarak bile çok hoş değil mi!” diyor, arkadaşım.
Tek itirazı şuna; bu koltuk takımlarının yüzlerinin daha sık değiştirilmesi gerekirmiş bu  demokratik tüketim cumhuriyetinde.
Söyledikleri bana hayli enteresan geldi! Bir arkadaşım vardı, Hayli Enteresan. Onu da sonra anlatırım.

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

yakınımızda, büyük, vahşi ve aç
üstelik sen onun yanındasın

üstümüze geliyor yavaş yavaş
hâlâ sen onun yanındasın

yaklaşıyor ve ben buradayım
ama sen onun yanındasın

yaklaşıyor işte bizim için
neden sen hep benim karşımdasın?

söz/müzik: Afşin Kum, 1996

[Çev.: Hakan Albayrak, 1989, Çete dergisi]

Dans et şampiyon, kimsesizler yurdundaki yalnız çocuklar için dans et. Çocuklar için salla yumruklarını.
Kiralarını ödeyemeyen işsizler için dans et. Şu alçağın işini bitir!
Meyhanedeki ayyaşlar için dans et şampiyon, kanserden ölen yoksul hastalar için, kefaletleri ödenmeyen sefil mahkumlar için, herkesin terkettiği eroinmanlar için, kocaları olmayan gencecik hamile kızlar için. Dans et şampiyon, savaş onlar için!
Şu aşağılık herifin işini bitir, çenelerini dağıt hepsinin. Düşkünler yurdundaki zavallılar için, emeklilik maaşı alamayan yaşlılar için, pis bir sokakta müşteri bekleyen yaşlı ve yorgun fahişeler için…
Meyhanelerde oturmuş demlenen bütün yalnız kalpler için, bilardo salonlarındaki yalnızlar için, sokak köşelerindeki yalnızlar için. Dans et şampiyon, savaş onlar için!
Temizlik işçileri için salla yumruklarını; hava limanlarında, otobüs duraklarında, benzin istasyonlarında yerleri süpüren küçük insanlar için. Savaş onlar için şampiyon. Otellerde yatakları yapıp tuvaletleri temizleyen küçük odacı kızlar için dersini ver şu aşağılık herifin!
Seni kurtaranlar senatör değildi, vali değildi, başkan değildi. Sokaktaki insanlar kurtardı seni. Şimdi sokaklar adına savaş, hadi evlat, işini bitir şu aşağılık herifin!
Bu ring ikinize fazla. Hadi bitir işini, suratını paramparça et. Yoksullar adına şampiyon, yoksullar adına!
Hadi yavrum salla yumruklarını! Muhammet Ali’yi hiçkimse yenemez, hiçkimse. Sadece Cassius Clay yenebilir ama o da bu akşam aramızda değil.
Dans et şampiyon, hadi oğlum dans et!

[Bu sözler, Muhammed Ali’nin antrenörlerinden Bundini tarafından Zaire maçından önce Ali’ye fırlatılmıştır.]

[nggallery id=5]

Enteresan bir adamın hikayesi bu
Cildi gayet parlak, demir yumruklu
Gerçekten çok ama çok konuşur
Kahredici hızından bahseder durur!

Yavaş yavaş ölüyordu şu boks sporu
Kurşun atıyordu kuruşa tüm tertipçiler
Herkes bir kurtarıcıyı bekliyordu
Endişeyle bakınıyordu bütün gözler.

Patterson aptal, mahzun ve pek sessizdi
Sonny Liston da ondan aşağı sayılmazdı
Sonra Cassius Clay diye bir velet çıkageldi
“Şampiyon olmak benim işimdir!” dedi.

Onun su götürmez spor dehası
Ringe canlılık katan artistik dansı
Tez zamanda dolaşıp ağızdan ağza
En uzak illere kadar yayıldı.

Clay’in maçlarında acayip şeyler
Vardır ki bir mandayı bile güldürür,
Kedi fare oyunu oynar rakibiyle ilk önce
Sonra bütün ışıkları söndürür!

Bu “renkli” boksörü görmeye değer,
Gelmiş geçmiş en ama en büyük
Ağırsıklet şampiyonu olduğu vakit,
Biliyorum olacak mutlaka birgün!

Bir gerçeği açıklamanın vakti geldi: Profesör Olcayto Fişek’in öğrencisi Afşin, rüyasında kendini sinek 5’li değil, sinek 6’lı olarak görmüştü*. Sinek 5’li olarak görmüş olsaydı, karo papazının hakaretlerine maruz kalması haksızlık olurdu. Çünkü sinek 5’li koz oyununda işe yaramaz, doğrudur, ama pekâlâ da el almaz oynar.

Şöyle ki:

El almaz’da sinek 5’li attığınızda, elin sizde patlaması için, 5’ten küçük üç sineğin diğer üç oyuncuya eşit dağılmış olması gerekir. Ya da elinde bu üç küçük sinekten biri olmayan oyuncunun aynı zamanda elinde başka sinek de olmamalı.

5’liden küçük olan üç sinek, yani 2’li, 3’lü ve 4’lü, diğer üç oyuncunun eline 27 farklı şekilde dağılabilir. Bu 27 durumdan sadece 6’sında, bu üç kart üç farklı oyuncunun elindedir (2-3-4, 2-4-3, 3-2-4, 3-4-2, 4-2-3, 4-3-2).

Tabii bu 27 durumun gerçekleşme olasılıkları eşit değildir. Aslında, üç kartın eşit dağılmadığı durumların olasılıkları, eşit dağılanlara göre biraz daha düşüktür. Çünkü, mesela, sinek 5’li sizdeyken, sinek 2’li Ali Öktem’deyse; sinek 3’lünün de Ali Öktem’de olma olasılığı, diğer oyuncularda olma olasılığından biraz daha düşüktür. Çünkü Ali Öktem’in elinde sinek 3’lü için bir tane daha az yer kalmıştır. Tabii aynı zamanda, 2’li, 3’lü veya 4’lüden hiçbiri elinde olmayan oyuncunun elinde başka hiçbir sinek yoksa da işinize yaramaz. Dolayısıyla, elin sizde patlama olasılığı 27’de 6’dan biraz daha fazladır, yaklaşık olarak üçte bir olduğunu varsayabiliriz. Yani yaklaşık üçte iki olasılıkla eli almazsınız.

Ama sinek 6’lı için durum vahimdir. Sinek 6’lıdan daha küçük dört sinek, diğer üç oyuncunun eline 81 farklı şekilde dağılabilir. Bunların 36’sında, diğer üç oyuncunun her birinin elinde en az bir küçük kart vardır. Bu 36 durumun toplam olasılığı %50’nin üstündedir. Ayrıca elinde küçük sinek olmayan oyuncunun elinde başka sinek olmama olasılığı da sinek 5’li durumundan daha fazladır. Yani büyük bir olasılıkla el sizde patlar.

Yani, sinek 6’lı olmak askerlikte işinize yarayabilir, ama King’de yaramaz.

 * “Solgun renkli bir çocuk ürkekçe boğazını temizledi: ‘Ben başlayabilirim.’ Defterinin ilgili sayfasını açıp, ellerini üşüyormuşçasına bacaklarının altına soktu. ‘Bütün gece arkadaşlarla King oynamıştık. Yattığımda gözümün önünde iskambil kâğıtları uçuşuyordu… Sonunda dalmışım. Rüyamda kendimi sinek beşli olarak gördüm. Sinir bozucu, sarı ışıklı, sigara dumanlarıyla kaplı bir odada uçuyordum. Yorulunca gidip avizenin kenarına tünedim. O sırada karo papazının bana doğru yaklaştığını gördüm. Uçarak tabii ki… Gelip yanıma kondu. Ben gülümseyip, kendisini ne de olsa büyüğümdür diye saygıyla selamladım. Ama o acımasızca beni dövmeye başladı. Kan ter içinde uyandığımda karo papazının sözleri kulaklarımda çınlıyordu: Ne biçim adamsın lan sen? Ne koz oynarsın ne el almaz!'”

Alper Canıgüz, “Tatlı Rüyalar”