Facebook’ta “Erik” diye bir grup var. Bildiğiniz yeşil erik. Bu meyvenin sevenleri kurmuşlar. 434.697 kişi bunu beğenmiş. İnsan neden erik sevdiğini kamuoyuna duyurmak ister? İnsanlar nasıl bir aidiyet krizi içindedirler ki erik sevenler olarak bir araya geliverirler?

Sanal alemde herkes vitrinde yaşıyor. Kendini olduğu gibi değil olmak istediği gibi paketleyip duruyor. Mahremiyetinden gönüllü olarak vazgeçiyor. Düzenli aralıklarla kendi özeline girip çıkıyor. Bunda röntgenlik bir seyir değeri görüyor. Kendini saat başı ihbar ediyor. Sonunda haritada bir noktaya dönüşüyor.

Erik sevdası da bu manzaranın bir parçası. İnsanoğlu erik seviyor olmayı ilginç, paylaşılası ve fotojenik buluyor. Fotojeniklikten kastım şu. Aynı insanlar köfte de seviyorlar. Köfteye daha çok para veriyorlar. Ama kimse bu bilgiyi paylaşma ihtiyacı duymuyor. Köfte üzerine Facebook grubu kurulmuyor. Kimse bunu beğenmiyor. Nedeni çok açık. Köfte sevmek fotojenik değil. Yağlı, kokulu ve hayvansı… Bu bilgiyi paylaşmanın kişiliğe artı değeri yok. Bu gruba katılmanın aidiyet duygusunu yatıştıracak, bireyselliği parlatacak, imajı yükseltecek bir tadı yok.

Aslında bu gerçek insanlığın özünde var. Salondaki raflara sırtları görünecek şekilde dizilen Kubrick dvd’lerini ve içeri odalardaki çekmecelerin karanlığına gömülü porno dvd’lerini düşünün. İşte sanal alem bu tavrımızı yeniden; çok daha kurumsal, katmanlı ve hastalıklı bir biçimde düzenletiyor bize.

NOT: Facebook’ta “Çiğ Köfte” diye bir grup var ama o başka. Orada otantizmin ekmeğini yemecilik var.

 

BİRİNCİ KISIM

Amaç ve Kapsam

Madde 1 – Bu Kanunun amacı komşuluk ilişkilerini düzenlemek ve komşuluğa ilişkin esasları belirlemektir. Konutlarda uygulanacaktır. Yazlıklar ve ıslak mayoyla gezilen diğer yaşam alanları bu Kanun kapsamı dışındadır.  

Tanımlar ve kısaltmalar

Madde 2-

Komşu; birbirine bitişik ya da bir fincan kuru kahve veya şarj aleti isteme mesafesindeki komşuluk birimlerinde bulunan sakinleri,

Komşuluk; komşuların birbirleriyle gerçekleştirdiği her türlü iletişim, etkileşim ve faaliyeti,

Kapı; komşuları birbirinden ayıran metal, ahşap, cam, polyester, sunta, strafor vb. malzemeden yapılmış ve bu Kanun uyarınca kullanılabilen geçitleri,

Asansör; komşuların konutlarda dikey olarak yolculuk ettikleri veya belli saatlerde toplanıp sohbet ettikleri, yalnız seyahat etme halinde kadınların gözlerini, erkeklerinse burun deliklerini tetkik ettiği kabinleri,

Merdiven; konutlarda katları birbirine bağlayan, dört ve daha az katlı binalarda gürültülü, beş ve daha çok katlı binalarda soğuk ve ıssız alanları,

Tavuk; bir komşuda bulunup diğer komşuya kaz görünen kümes hayvanını,

Bina yöneticisi; konutlarda komşuluğa ilişkin mali ve teknik konularda yetkilendirilmiş idareciyi,

Hidrofor; bina görevlisi ve komşular arasında iletişimi sağlayan sembolik kavramı,

Bakanlık; Güruh ve Cemiyetler Bakanlığını ifade eder.

İKİNCİ KISIM

Yükümlülükler ve Yasaklar

Madde 3- İki komşu arasında konuşulan bir konu eğer bir başka komşu tarafından duyulmuş ise bütün konutta bulunan komşulara ulaştırılır. Bir takvim yılında en az üç kere ulaştırılmayan konular yürürlükten kalkar.

Madde 4- Komşuların alan dışından konuk ağırlaması durumunda konukların alandan ayrılma süresi saat hesabıyla konuk sayısının iki katıdır.

Madde 5- Komşulardan birinin üçten fazla çocuğu bulunuyorsa en az biri merdivende gürültülü bir oyun oynar. Asansör düğmelerine yerli yersiz basar. Geceleri misafirlikte dönerken katlarda yüksek sesle popüler şarkı repertuarını sunar. Komşuların üçten az çocuğu var ise bu göreve eşlerden genç olan da katılır. Komşunun bekâr olması bu gerekliliği değiştirmez.

Madde 6- Kapı zillerinin kuş ötüşü veya dingdong olması esastır. Kapı zilleri böyle olmayan komşular bu Kanunun yayımlanmasını takiben en geç altı ay içerisinde zillerini kuş ötüşü veya dingdong haline getirir.

Madde 7- Tek asansör bulunuyorsa bunun, birden fazla asansör bulunuyorsa en az birinin haftanın en az bir günü bozuk olması zorunludur. Bir haftadan fazla hatasız çalışan asansörler Ceza Kanunu hükümlerine göre cezalandırılır. Tavuk kısırlaştırılır.

Madde 8- Yılda en az dört kez hidrofor konusu gündeme gelmek zorundadır. Bu sayının altına düşen konutlar Bakanlık tarafından ikaz edilir. İkaza rağmen hidrofor gündeminin yeterli olmaması halinde Bakanlık bu konuttaki komşuluğu iptal eder, bina yöneticisi, apartman görevlisi ve tavuğun vazifesi düşer ve komşuluk yenilenene kadar üyeleri Bakanlıkça belirlenecek kayyuma devredilir. Tavuk kesilir.

Madde 9- Aşure günü, kurban bayramı ve salıncak sanayicileri haftası gibi zamanlarda komşulara Yönetmelikle belirlenecek ölçü ve miktarlarda gıda ve paslı zincir dağıtımı yapılır. Bu günlerde evde yokmuş numarası yapılamaz. Getirilen gıda ve zincirlerin bulunduğu kaplar, benzeri bir malzeme ile doldurularak iade edilir.

Madde 10- Komşular arasındaki misafirlikler iki türlüdür. Birinci tür misafirlikler GeçiyordumUğradım adını taşır ve AyGireyimBari ile yürütülür. Bu tür misafirliklerde KapıdaKaldınBuyursana cümlesinin kullanılmaması durumunda o misafirlik iptal olur. Birinci tür misafirliklere terlikle gelinmesi ve ocakta yemek olması esastır. İkinci tür misafirlikler AnnemlerBuAkşamMüsaitsenizSizeGelecek adını taşır ve en az iki ailenin bir araya gelmesi zorunludur. Bu misafirlikler en az üç kere KalkalımArtık ifadesiyle bölünmelidir. Bu ifade misafirliklerin kapanış özünü oluşturur ve meyveler bittikten sonra sarf edilir. En az üç kere kullanılmayan durumlarda misafirlik iptal olur ve Bakanlıkça belirlenecek bir kayyuma devredilir. Tavuk yolunur. Misafirliğe ilişkin esaslar bu hüküm uyarınca Yönetmelikle belirlenir.

Madde 11- Balkonlara aşağıdaki komşuyu rahatsız edecek şekilde futbol takımı bayrağı ve çarşaf asmak yasaktır. Ancak şampiyonluk durumunda bir hafta süreyle bayrak veya herhangi birine mesaj vermek için beyaz çarşaf veya dokuz-on iki yaşları arasındaki çocukların mama önlüğünü asmak bu hükmün dışındadır.

Madde 12- Bina yöneticisi emekli subay ve emekli serbest güreşçiler arasından seçilir. Bina yöneticisinin eşofman üstüne keçe yelek giymesi zorunludur.

Dünyanın ilk komple interaktif romanı “So, what happened?” tüm zamanların en çok satan kitabı olmaya aday gösteriliyor. Ülkemizde “Acaba ne oldu?” adıyla yayınlanan iki ciltlik bu dev eser piyasaya sürüldüğü ilk iki ay içinde beş milyon adet sattı. Şimdilik yirmi dört ayrı ülkede, on altı ayrı dilde yayınlanan bu kitabın satış başarısındaki en önemli etkenin kitabın kalınlığına eşdeğer çizgili beş ortalı bir defterden çok daha ucuza satılmasının olduğu öne sürülüyor.

Roman komple interaktif olduğu için kitabın içi sadece boş sayfalardan oluşuyor. Devam kitabının da hazırlık aşamasında olduğunu müjdeleyen yazar Wily Fraud, kitabıyla ilgili eleştirilere verdiği cevabında: “Ben bu romanın başarısını okuyucuyu hiçe sayan yazarlara verilmiş tokat gibi bir cevap olarak nitelendiriyorum. Okuyucu aptal değildir. Hep siz yazın. O okusun. Hiç düşünmesin. Hayır efendim. O da yazsın. Herkes yazsın. Herkes okusun. Herkes de düşünsün. Böyle artık…” şeklinde konuştu.

• Yerçekiminin keşfinin yıldönümünde balkona Newton’un portresini asarken düşürdüm. Herhalde bundan daha iyi bir kutlama olamazdı.

• Ses hızı ışık hızından çok daha az olduğu için ses ışıktan geç gelirmiş. Peki, nasıl oluyor da gece mutfağın ışığını daha yakarken içerden “Gece yemek yenmez!” diye bağıran annemin sesini duyuyorum?

• Çinli pinpon topuna hal hatır sormuşlar, “Başım dönüyor” demiş. İngiliz futbol topu “Canım acıyor” demiş. Rus tenis topuna sormuşlar: “Haa?” demiş.

•  ‘Herkes kendi kapısının önünü süpürse’ kampanyası süpürge baronlarının işi değil mi?

• Konuşurken kullanılan kas bileşimi, yutkunma sırasında kullanılanla aynıymış. Yani bir boşboğazla sükût eden kişi arasında tıbben fark yok.

• Serbest vuruş kullanılmadan önce barajdaki futbolcuları topa doğru santim santim, ilmek ilmek yaklaştıran o ortak bilinçten, o kenetlenmiş yüreklerden, o topyekün eylem ruhundan ilham almalıyız.

• Tekstilciler Derneği “Cumhuriyet Tarihinde Yorgan ve Nevresim” adlı bir sergi açacakmış, fakat güvenlik şirketi ‘atlayan çocuklar’ı zaptetmek için çok para isteyince proje iptal olmuş.

• Anlamlı bir dövme yaptırmayı çok isteyen ama ne yaptıracağını ve bitmez tükenmez sorulara ne cevap vereceğini bilemeyen arkadaşlara şu iki kelimeyi dövme olarak öneriyorum: “eVet AcıTıYor”

Siz de yılbaşında benim gibi yalnız olabilirsiniz. Dışardaki kalabalıkta birtakım insanlar çok eğleniyor olabilirler. Bakın şu durumda yapmanız gereken tek şey elinize bir kitap almak. Herhangi bir kitap olabilir bu. Ve bu kitabı yere koyup üzerinde zıplamak.

Evet. Kitabın üzerinde zıplayın çünkü sizi asosyal yapan şey işte bu kitap gibi yüzlercesiydi. Çünkü size gerçek hayattan çok daha büyüleyici, şaşırtıcı ve eğlenceli gelen şeyler yaşattılar. Elbette hepsi birer yanılsamaydı. Ama gerçeklerin de böyle olmadığını kim söyleyebilir?

Hayatın sıkıcılığı size de hiç cazip gelmiyor biliyorum. Parasız mı kaldınız? Sevdiğiniz sizi sevmedi mi? Hayatınız mı kaydı? Dünyanız mı tersine döndü?  İnsanların ikiyüzlülüğünden bıktınız mı? Yaşadığınız ülkeden de mi? Dışarda birileri kasten ya da yanlışlıkla başka birilerini mi öldürüyormuş? Koca sene kocaman bir saçmalık. Yenisi bundan daha iyi olmayacak bunun siz de farkındasınız.

Alın o raftan bir kitap ve üzerinde zıplayın. İyi gelecektir. Kitaplar bizim tek dostumuz. Sizi anlayışla karşılayacaklardır buna eminim…

 

Devlet, çocuğu öldürülen annelerin evine elektrik bağlayan müşfik bir tesisatçı. Üç çocuk doğurursan belki bir trafomuz bile olur anne. Hem  askere de almazlar bak. Uygun taksitli bir kredi bulunur nasılsa. Vicdanî reddi reddedebilirler elbet. Cüzdanı da reddedecek değiller ya.

‘‘İnsan yaşamı ölçüt olmaktan çıktığından bu yana, artık insanoğlunun elinde hiçbir şey için ölçüt kalmadı.’’

diyor Canetti.

Devlet, beyaz  sakalından kan damlayan bir noel baba. Yeni yılını kutluyor evlatlarının,

 yağdırdığı bombalarıyla.

Selam da ediyor çok, ısırıyor gözlerimizden.

Güle güle 2011

Hoşgeldin 1984

Son zamanlarda yaygınlaşmaya başlayan Ofis-Sanatı kimilerine göre modern çağın kaçınılmazı, kimilerine göre ise de sadece modern sanatçı için bir kaçış aracı.

Özel bir kamu kuruluşunda sekreter olarak görev yapan Ofis-Sanatçısı Jale Çizgen gün boyu not aldığı kağıdı adeta bir tuvale dönüştürmüş. İş arkadaşları tarafından ‘Çılgın Sekreter’ lakabıyla anılan sanatçı çalışma sistemini anlattığı konuşmasında şunları söylemiş: “Tüm bu resimleri ancak telefonda konuşurken yapabiliyorum. Aksi takdirde çizemiyorum. Telefonda konuşuyor numarası yapmayı denedim ama işe yaramadı. Paralel hat üzerinden yaptığım konuşmalarda ürünler tam istediğim gibi çıkmıyor. Doğal bir telefon görüşmesi olmak zorunda yani. Telefonla çok görüştüğüm için sık sık işten atılıyordum. Aman neyse ki şu ara çalıştığım iş yeri iyi. Çünkü tüm işleri telefon aracılığıyla yürütüyoruz. Aslında herkes benim gibi telefonla konuşurken bir şeyler karalar ama ben bunu bir adım öteye götürdüğümü düşünüyorum”

Sanatçının gün boyu not aldığı kâğıtta ismi geçen ilacın ait olduğu firmanın sponsorluğunda gerçekleşen sergiyi bu ay süresince Galeri Maleri’de ziyaret etmeniz mümkün.

• Tura üste bakıyorsa atılan paranın tura gelme olasılığı fazlaymış. Bence bu, turanın marifeti olamaz; yazı alttan alıyor.

• En az iki parçaya bölünmemiş bir define haritasını ciddiye alamam.

• Tıbbi veriler, insanların %10’unun hayatları boyunca vertigonun (baş dönmesi) bir biçimini mutlaka deneyimlediğini söylüyor. Buna göre insanların %90’ının hayatları boyunca en az bir kere hamile kalıp kalmadığından emin değiliz.

• Turuncu renkli bir pistte sabah koşusunu yapan adam, bazı tuğlaların daha fırında pişerken kurduğu birilerine yuva olma hayalleri, onlar daha duvara işlenemeden kamyonlarda, inşaat kenarlarında kırıldıkları için eriyip toz olur, bu nedenle belki de en hakiki hayal kırıklığı tuğlanınkidir diye düşündü. Sonra bir de bu açıdan baktı bastığı yere.

• Aldığımız piyango biletine büyük ikramiye vurması şans olamaz. Biletle ancak ikramiye çıkma ihtimaline ortak oluruz. Şans, piyango bileti almadığımız halde büyük ikramiye çıkmasıdır. 

• Sana göre delik; fare için tünel, sana göre tünel; dağ için yara. Sana göre şimşek; dağ için türkü, sana göre türkü; fare için korku.

• Pireler kuaför, develer gazeteciyken Brunei Sultanı “Bizdeki de kafa” diye söylenip duruyormuş. Herkes neden böyle dediğini merak ederken Sultan saraydaki yeni gelinlerin bir şeyleri alkışlamasını, elleriyle yelpaze yapmasını ve toplantılarda el kaldırarak söz istemesini yasaklamış.  Herkes “Hııı” demiş. Sonsuza dek mutlu yaşamışlar.

• İnsanların el yazılarından cinsiyet, eğitim durumu ve hatta intihara meyil gibi şeylere dair fikir edinebiliyoruz. Uzmanlara göre her beş intihar mektubundan üçündeki el yazısının sahibinin intihara kalkışma olasılığı çok yüksek.

• Maya takvimine göre 2012’de kıyamet kopacak, Pirelli takvimine göreyse çoktan kopmalıydı. 

Emek Sineması için yapılacak yürüyüş bugün saat 16:00’da Taksim Meydanı’ndan  başlayacak.

Emek’i yıkmak isteyenler ‘‘Yukarı taşıyacağız. Aynısını yapacağız.’’ diyorlar. Anlıyoruz ki tarihi yapıların yeri değiştirilebilir,  bu yapılar orasından burasından kopyalanarak yeniden yapılabilir. Demirören AVM’yi  ‘‘benzeterek’’ İstiklâl Caddesi’nin ortasına dikenler Emek’in benzerini de ücra bir yere taşımak için aynı çabayı göstereceklerdir.

 Belli ki tarih bilgisinin, kültürel aktarımın bu yapılar aracılığıyla sağlandığını bilmiyor, bilseler de kazanacakları banknotları önemsiyorlar. Onlara göre tarihî yapılar, küçük bir kopyası inşâ  edilerek, aşağı, yukarı taşınarak korunabilir. Emek Sineması ne yazık ki yasalar, belediyeler ya da kültür kurumları tarafından korunmuyor. Onu korumak orada yüzlerce film izlemiş olan ve izlemeye devam etmek isteyen insanlara kaldı. Emek’i ‘‘yukarı taşımak’’ isteyenler sesimizin kesilmesini, ortalığın tenhalaşmasını bekleyecekler sabırla. Bugüne kadar yaptıkları gibi.

Emek’i ‘‘yukarı taşımak’’ isteyenler, İstanbul’un belleğini, kültürel mirasını da bu kentin insanlarından çalıp uzakta bir yerlere taşımak istiyorlar. Yerine şıpınişi, zevksiz dünyalarını kuracaklar.

Tanpınar’ın öğrencisi  olan ressam Nuri İyem, Tanpınar’la ilgili bir anısını anlatmış geçmiş sayılı bir edebiyat dergisinde:

Son yıllarını geçirdiği Bağ Odaları Sokak’ta,  komşu evin bahçesinde dikili ağaca yaşam beraberliği denebilecek bir tutkuyla bağlanır Tanpınar. Ziyaretine gelenlere gelişimini sevgi dolu  sözlerle anlattığı ağacın bir gün sahipleri tarafından kesilmesi büyük bir keder yaratır onda. ‘‘Onsuz yaşayacağıma inanamıyorum,’’ der Tanpınar. Kısa bir süre sonra yatırıldığı hastanede kalp yetmezliğinden vefat eder.

Emek Sinemasını da Tanpınar’ı yaşama bağlayan o ağaç sayalım. Yıkılması öldürür mü bilmem ama büyük bir yara açar. Bunun için Emek’in asıl haliyle yaşaması, korunması gerek.

 Tanpınar’ın deyişiyle ‘‘Teklif ettiğim şey ne türbedarlık ne de mazi hırdavatçılığıdır. Bu toprağın macerasını ve kendi maceramızı bilmek, onun içinde büyümek…’’