Çetin Uygur, Oğuzhan Müftüoğlu’nun bitmeyen yolculuğundaki yol arkadaşlarından biri değilmiş anlaşılan. Zira koca kitapta kendisinden bir satıra yakın bahis var.
Yeraltı Maden-İş’in kurucusu, Yeni Çeltek Direnişi’nin, Aşkale’nin, Divriği’nin işçilerle beraber mimarı, Dev Maden Sen’in, İşçilerin Sesi’nin mütevazı neferi/ önderi o değil sanki.
En az Terzi Fikri kadar önemli bir halk adamı, büyük bir devrimci Çetin Uygur.
Nitelikli, örgütlü emeğin köleleştirilmesi için her türlü çabanın sarf edildiği bugünlerde ‘Bitmeyen Yolculuk’larda unutulan adını hatırlamakta fayda var.

kasım 2010 istanbul karelerinin ikinci bölümü…
[nggallery id=37]

Bilim adamı: Boşluğa düşmüşsen eğer, yer seni çeker.

Film adamı: Bu çekimi ağırdan alırsam eğer, sinematografik kareler.

Öteki adam: En ağır karede Azrail sana gülümser.

Türkiye’de polisin adetidir. Baskınlarda ele geçirilen mermilerle TC Polis, Captagon haplarıyla İstanbul Narkotik filan yazılır. Baskın yayınevi deposuna yapılmışsa kitaplar toplanır. Darbe zamanıysa kitaplar şu güzel ortamı ısıtmak için yakılır. Demokratik dönemlerde ise çerezcilere külah yapsın diye veriliyor olabilir; bilmiyorum. Leblebi yerken bir iki kere Troçki’nin kitap sayfalarına denk gelmişliğim vakidir.

O değil de 23 Mart 2011’de bu topraklarda ilginç olmayan bir baskın oldu. İthaki Yayınları çıkmamış bir kitap için basıldı. West İndies, Kızıl Elma ve Maçin’de bu işler nasıl bilmiyorum ama Türkiye’nin son yıllarında böyle bir baskını ben görmedim, duymadım. Varsa öğrenmek isterim. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül. Askeri darbeler basılmış kitapları yargıladı veya yargılamadan yaktı. Sene 2011 ve polis, gazeteci Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” adlı basılmamış kitabı için yayınevi bastı. Kitap sahipsiz, kitap en fazla dostlara emanet. Kitabın sahibi hapiste.

Kocası askere gidip bir daha dönmemiş gencecik kadınlara musallat olan vahşi erkekler misali birileri bir kitabın başına üşüştüler. Bilgiden, kitaptan, yazıdan bu kadar korkmak niye? Kitaplar okunmak içindir, kanun zoruyla üzerine çöreklenmek için değil.
Yazının devamını okuyun. »

Dostumuz Alper Gencer Afili Filintalar’a ev sahipliği için teşekkürlerini, okurlarına ise selamlarını sunarak gönderdiği son şiiriyle Afili Filintalar’a veda ediyor. Aslında bu şiir, Ankara’lı dostlarımızın yeni dergisi İhtiyar’ın Mart sayısında yayımlandı. Bu vesileyle hem İhtiyar dergisini selamlayalım hem de Şah-ı Merdan İmam Ali Efendimiz’i (k.v.) analım. Erenler demine hû!

Hz. Ali’ye Mektup
sen belki tanımazsın ama ben senin için ölürüm!
sen beni tanımazsan ben zaten ölüyüm!
bir Allah’a bir anneme sonsuz itimadım var
herkes beni yarı yolda bırakıyor ya Ali
herkes beni yarı yolda bırakıyor bu çok zor!

sana bu mektubu pişirilmiş çamurun içerisinden yazıyorum
ağaçların otların ortasında yaşıyorum
cayır cayır yanan bir orman ne kadar uzun yaşar?
Allah’ım benim yanmayan yerlerimden yangın çıkar
yanan öd ağacının külü olmak istiyorum
yanan bir öd ağacı gibi yanmak istiyorum
çakmağın varsa çak tutuştur kalbimi
kılıcın varsa çek yatıştır nefsimi
sebebin varsa çık karıştır derdimi
bir kez yüzün görmeye bu can kurban ya Ali

yürüdün kınında kılıç yüreğinde aşk
dünya atlıların hışmına uğramış gibi toz ve duman
ortalık putlarla dolu İbrahim yorgun düşmüş olmalı
ve bu açıdan bakınca Yakup
kör olmakta son derece haklı
Yusuf doğuran bir kuyum yok
Davudi bir sesim yok Zebur söylemek için
İsa’nın yakışıklı alnından
kilise duvarlarına çakılan
grotesk bir çarmıh kaldı geriye
ve onca hikmetinden Musa’nın
kekemelik, israil’e…
Musa kekelerken oysa
söze şarkılar bahşeden bir sesi vardı
bunlar kekelerken havada
kurşun sesleri ve çocuk çığlıkları…
demem o ki Zülfikar’a davranan elin
eksikliği hissediliyor şu an dünyada

seni sırtından hançerlediler çünkü başka şansları yoktu!
risk almayı gerektirir seninle göz göze gelmek
seni sevmek bir insanı sevmenin iskelesidir
bugün ne dünden bir sonraki gündür ne yarından bir önceki…
bugün hem dünkü gündür hem yarın ve sonraki
yani mütemadiyen seninle yaşıyor olabilmek gibi bir bahtım var
mesela bir akşam Resul’ün evine giderken beni de uykumdan al

insan önce annesini sever, sen önce O’nu sevdin
O’nu sen kırıp çıkardın insanın kendini seyrettiği aksinden
şimdi bazıları mübalağalı buluyor beni
bazıları gülüp geçiyor ki senin
vurduğunu cehenneme postalayan bir kılıcın vardı
ama onları görsen ağlardın merhametten
sen onlar için kendini ve evladını feda ettin onlar
kendileri için senin evladının her gün başını vuruyorlar
ben senden öğrendim ki oysa inanmak
mesela dost için ölüme yatıp orda
teslimiyet doğuran bir uykuya dalmaktır

dünyaya senin gözlerinle bakmak isterdim ya Ali
şurasında biraz vicdan olan herkesin seni sevmek borcu var
bir puta dahi inanmanın varsa inanmakla bir alakası ki var
insan senin Resul’e teslim oluşunla inanmayı tamamlar

sen bana dil oldun Rahman o dile ağız
sen bana göz oldun Mustafa göze yürek
sen bana söz oldun Kuran o söze ayet
bir kez yüzün görmeye bu can kurban ya Ali

seninle en sevdiğim müştereğimiz
ikimiz de en çok hep, hep O’nu seveceğiz
zannımca sonumuz tam da şöyle olacak
sen Hüseyn’in başını koyacaksın ortaya
paramparça olacak gönül zembereğimiz
sen Hasan’ın ağusundan taslarla sunacaksın
musallat olmayacak nefis en-gereğimiz
sen Fatma’nın gözlerini bizle paylaşacaksın
hakikat söyleyecek aşk ile yüreğimiz
senin kalbin bir abanın altında korunmuştur
benim kalbime de yer var mı orda ya Ali?

sen belki tanımazsın ama ben senin için ölürüm
sen beni tanımazsan ben zaten ölüyüm
işte gözyuvarlarımı boşalttım Zülfikar’ınla
bunca okudum senin gözlerinle bakmak için dünyaya
hep senin gözlerinle bakmak için ya Ali
Resul’e
ve Allah’a!

kasım 2010’da çektiğim karelerden küçük bir derleme…[nggallery id=36]

 

İncesaz‘dan ince ince Akşamın Renkleri

Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

Hikayeci ve romancı dostumuz Ali Teoman’ı kaybettik.
Yakınlarının ve sevdiklerinin başı sağolsun.
Cenazesi 25 Mart 2011 Cuma günü Bebek Camii’nde kılınacak öğle namazını müteakiben Aşiyan Mezarlığı’nda toprağa verilecektir.


Ses Klibi: Bu ses klibini oynatabilmek için Adobe Flash Player (Version 9 veya üzeri) gereklidir. Güncel versionu indirmek için buraya tıkla Ayrıca tarayıcında JavaScript açık olmalıdır.

Cioran, ”Her yazarın yazdıklarına bakıldığında, düşüncelerinin gündüz düşünceleri mi, yoksa gece  düşünceleri mi olduğunun anlaşılabileceğine inanıyorum.” diyor. Kendisi kuşkusuz bir Gece Yazarı idi. Hem de en koyusundan.  Bizden de Vüs’at O. Bener’i saymak gerek.

Beckett ise hiç gündüze varmayan, upuzun bir gecenin kendisi gibi.  Şöyle bir yüzüne bakmak yeterli sanki.

“Ateş açmak” aslında ne güzel bir tabir. Keşke daha güzel bir anlamı olsaydı… Mesela “ön sevişme” anlamına gelseydi ne hoş olurdu: “Gel seninle biraz ateş açalım.”