“Silahlara başvurmadan önce sözün gücünü deneyeceğiz.”
[Yevgeni Zamyatin, Biz]

Ortada akıl almaz bir vahşet var. Uluslararası sularda ellerinde silah olmayan insanlara helikopterle havadan, botlarla denizden askeri operasyon düzenleniyor. Gemideki insanlar yaralanıyor, öldürülüyor. İsrail’in faşist hükümeti bu katliamın bir numaralı sorumlusudur.
Bu cinayetlerin hesabı mutlaka sabırla ve kararlılıkla bunu yapanlardan sorulmalıdır.
Bunun aynısı ve milyon mislisi yanı başımızdaki Irak’ta ABD tarafından uygulandı. Hastaneler, doğum evleri bombalandı, bir milyondan fazla masum insan bütün dünyanın ve bizlerin gözleri önünde katledildi. Irak’ta yaşayan insanların yurdu yerle bir edilerek gün be gün bir cehenneme dönüştürüldü, gözlerimizin önünde.
Vicdansa bizi bu dünyaya her şeye rağmen bağlayan- bunu söylemek bile fazla-Mavi Marmara’da kanayan vicdan Irak’ta da kanamalı.  Üstelik Irak’ta katliam halen sürüyor.
İsrail’e tepkilerin yanına onun en büyük hamisi, onu bu cürete getiren ve katliamları tescilli ABD de eklenmedikçe  bir seçim yapmış ve bir ahlaki sorun oluşturmuş oluyoruz.
Kanayan vicdanların kanı yalandan değil yürekten geliyorsa eğer her türlü katil ve katliamcı aralarında siyasi, dini, ideolojik  tercihlere göre seçimler yapılmaksızın topyekün lanetlenmeli kanımca.

Kral arkadaşımız, saygıdeğer ağabeyimiz, yazdıklarıyla ufkumuzu genişleten Kemal Sayar’dan taze bir yazı geldi. Sevinçle sunuyoruz.

MERHAMETİN ZAFERİ

Bir sürü ahmak adam, ‘gitmeselerdi’ diyor. ‘Başlarına gelecek şeyleri biliyorlardı’. Zalimin zulmünün bu kadar ahlaksızca meşrulaştırılması karşısında, insanın kanı donuyor. Vicdanlarının görüş alanı kendi küçük çıkarlarıyla sınırlı bu zümre, hiç yüzleri kızarmadan vahşilerin yanında saf tutuyor. Oysa biliyoruz ki tarih, sıradan insanların kahramanlığıyla yazılır. Dünün ütopyası bugünün gerçeğidir ve ütopyasız bir dünyada yaşamak çok can sıkıcıdır. Zalimin pervasızlığına uysal koyunlar gibi boyun eğmemizi telkin ediyor bu zihniyet. ‘Senin canını yakmıyorsa ses çıkarma !’ diyenler, ‘insanlığın gizli aristokrasisi’nin bu çok asil eylemini kendi karanlık ruhlarıyla karartmak, o gemide merhametin o soy kumaşıyla libaslanmış soyluları haksız düşürmek istiyor. Ancak hayal ederek değiştirebiliriz. Kötülüğü yok etmek için önce onu değiştirebileceğimize inanmamız gerekir. İnsanın ahlaklı bir varlık olduğuna ve her yerde ahlakın izini sürdüğüne inanmamız gerekir. Kim ki bir başkasının ıstırabını dindirmek için yola çıkmıştır, o bu çağın soylusudur. Kim ki kardeşinin iniltisiyle sıcak yatağından fırlamıştır, o bir iman şövalyesidir. Bu soylu insanlar tarihi yeniden yazıyor. Onlar herkesin kendi çıkarını kolladığı bir dünyada, merhamet üzerine temellenmiş yepyeni bir siyasal dil inşa ediyor. Ancak başka insanlarla güçlü bir bağ hissi olanlar, bir ihtimam ahlakını içselleştirmiş ve başkasının ıstırabı ile sarhoş olmuş ateşin ruhlar, sıcak döşeklerini bir merhamet gemisinin soğuk güvertesiyle değiştirebilir. O yüksek ruhlar sayesinde biz insanın iyiliğine bir kez daha inanırız.
Yazının devamını okuyun. »

“Gazze’den dönen ilk kafileyi karşılamak üzere bugün saat 18’de Taksim Meydanı’nda toplanıyoruz” dedik, fakat saat 21’de olacakmış buluşma.
Tarihî bir an’a tanıklık etmek, kardeşlerimizle kucaklaşmak için saatlerimizi TEKRAR ayarlayalım, meydanda buluşalım.

Korsanlar saldırıya hazırlanırken…

Gazze’de “Nuh’un gemileri” diye anılan özgürlük filosu artık dünyanın en önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor.

İsrailli yetkililer ‘Gemilere müdahale edeceğiz, eylemcileri kollarından tutup memleketlerine göndereceğiz, propaganda maksadıyla geldiklerini tespit ettiğimiz kişileri ise tutuklayacağız’ deyip duruyorlar; fakat, cemaatle namaz ve niyazlarda, tadına doyulmaz sohbet meclislerinde, ilahi ve marş fasıllarında tek yürek olan bu toplulukla İsrail’in işi o kadar kolay olmayacak. Müdahaleye elimizden geldiğince direneceğiz ve olur da korsanların eline düşersek birbirimizi muhakkak kollayacağız, içimizden bir tek kişiyi bile feda etmeyeceğiz inşaallah.

İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman (Gazze’ye atom bombası atılmasını isteyen cani var ya, işte o) “İsrail’in egemenliğini ihlale asla izin vermeyiz” derken öyle saçmalıyor ki, bazı İsrailliler bile “Bu kadar da olmaz!” diyorlar. İngilizceniz varsa Haaretz gazetesinin internet sitesine girip Lieberman’ın açıklamasıyla ilgili haberin altındaki yorumlara bir bakın: “Gazze nere, İsrail’in egemenliği nere?” diye soruyor kafası çalışan İsrailliler.

İSRAİL’İN GAZZE’YLE NE İLGİSİ VAR?
Gazze, İsrail değil. İsrail işgal bölgesi bile değil (2005 yılında Gazze’den def olup gitti İsrail ordusu. Giderken yanına “yerleşimci” diye anılan Siyonist milisleri de aldı). Gazze üzerinde İsrail’in hiçbir söz hakkı yok. Gazze’nin denizi üzerinde de söz hakkı yok. Uluslararası hukuka göre Gazze’ye deniz yoluyla insani yardım engellenemez, hatta Gazze’yle ticaret bile engellenemez. Şu da var ki İsrail basını bile Gazze açıkları için “İsrail karasuları” demiyor, “İsrail’in kontrol ettiği sular” diyor. Bir yeri kontrol etmeniz, sizin o yerde meşru bir egemenliğinizin olduğu anlamına gelemez. Gelseydi, Somalili korsanlar tarafından kontrol edilen sulara onlardan izinsiz girmek de uluslararası hukukun güvencesi altındaki egemenlik hakkını ihlal anlamına gelirdi. Hülasa: İsrail’in “Gazze’ye Özgürlük Filosu”na müdahalesi RESMEN korsanlık olacaktır. Yolcuların gözaltına alınması yahut tutuklanması da RESMEN adam kaçırma olacaktır. Yani İsrail, gemilerde vatandaşları bulunan bütün devletlere (başta Türkiye Cumhuriyeti) ve elbette uluslararası hukuka meydan okumaya hazırlanıyor. Gereği yapılır inşaallah.

* * *

“Gazze’ye Özgürlük Filosu”nda son durum:
Kıbrıs açıklarındaki buluşma yerine Türkiye bandıralı gemilerden sonra ilk gelen gemi Yunan gemisi oldu. Yunanistan ve İsrail hava kuvvetlerinin ortak askeri tatbikat yaptıkları bir dönemde “Biz İsrail’le değil Filistin’le beraber ve Filistin’le dayanışma yolunda Türklerle omuz omuza yürümeye hazırız” diyen Yunanları coşkulu alkışlarla karşıladık, onlar da bize layıkıyla mukabele ettiler. Türk-Yunan yakınlaşmasına Gazze katkısı…

Yunan gemisinden sonra İsveç gemisi geldi. İngiliz gemileri bazı aksaklıklar yüzünden filoya dahil olamadılar. O gemilerdeki yolcuların bir kısmı teknelerle gelip Mavi Marmara’ya çıktı. Avrupa Birliği ülkelerinin Filistin dostu parlamenterleri de, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin çıkardığı sorun yüzünden iki günlük gecikmeyle, Mavi Marmara yolcuları arasına katıldılar.

Bu satırları 30 Mayıs 2010 Pazar günü saat 14:00 civarında yazıyorum. Kıbrıs açıklarındaki iki günlük bekleyişimiz sona eriyor. Birazdan yola çıkacağımız ve yeni bir mani çıkmazsa yarın Gazze açıklarında olacağımız söylendi. Bu arada, İsrail donanmasının –Gazze açıklarına girmemizi beklemeyip- bizi uluslararası sularda karşılamaya hazırlandığına dair bir haber aldık. Hayırlısı olsun. Duayla, niyazla, aşkla, şevkle, ileri!

* * *

Yarın ve sonraki günlerde başımıza nelerin geleceğini bilmiyorum. Ama yeni bir dünyanın şekillenmekte olduğunu ve “Gazze’ye Özgürlük Filosu”nun bu sürece önemli bir katkı teşkil ettiğini, Cenâb-ı Hakk’ın bizi büyük bir devrimde enstrüman olarak kullandığını iliklerime kadar hissediyorum. Filistin’in meşru başbakanı İsmail Heniye’nin dediği gibi: “Gemiler Gazze limanına ulaşsa da ulaşmasa da kazandık.”

[Yeni Şafak, 1 Haziran 2010]

İsrail 62 yaşında. Artık çocuk değil.
‘Emperyalistlerin şımarttığı hırçın velet’ pozları artık baydı.
İsrail askeriyle, ordusuyla, siyonist devlet adamlarıyla başka türlü konuşmalıyız.
Planım, önerim şu: Siyonistleri şamar oğlanı yapalım.
Evet. Uygar bir gezegende böyle bir kontenjan olmamalı, fakat başka çare kalmadı.
Bütün siyonistleri tedavi edecek kapasitede tımarhaneler yok gezegende.
Siyasetle, diplomasiyle bu işler bir yere kadar yürüyor.
Medyanın da hareket alanı kısıtlı.
Fakat sanat öyle değil.
Ressam, sinemacı, şair, tiyatrocu, yazar, fotoğrafçı, müzisyen, romancı, karikatürist… bütün sanatçıları, İsrail’le dalga geçmeye çağırıyorum.
Siyonist fıkraları uyduralım.
Komik şarkılar yazıp besteleyelim.
İsrail askeriyle ilgili stand-up’lar sahneleyelim.
Onun mikroskobik beyni ve devasız şapşallığını filmlere, romanlara konu edelim.
Karşısında normal bir insan görünce silaha sarılan bu zırdelileri iğnenin deliğinden geçirelim.
Adam diye bağrımıza bastığımız David Mamet “Ben bir İsrail dostuyum” diyemesin.
Çokuluslu şirketler İsrail vahşetini finanse edemesin.
Silahlı kemirgenler, Holokost nostaljisine sığınıp küçücük çocutlara hötzöt edemesinler.
İsrail’i makaraya sarmak evrensel bir hobiye dönüşsün.
Bakın, Yadon İlaheyya filminde Elia Suleiman bunu yaptı.
Banksy, resimleriyle bunu yaptı.
Ilan Pappe, zeka dolu yazılarıyla bunu yaptı.
Biz de yapalım.
Siyonistlerle, anlamadıkları fakat öğrenmek zorunda kalacakları bir dille konuşalım.
Cyrano gibi şövalyece döktürelim.
Neyzen Tevfik gibi tevekkülle terennüm edelim.
Siyonistler, bu dünyanın bir cinayet mahalli olmadığını anlayıncaya kadar durmayalım.
Serdar Ortaç’la, Deniz Baykal’la ya da ne bileyim Zekeriya Beyaz’la değil de Netanyahu’yla, Olmert’le ilgilenelim.
Kötülüğün, katliamın, gözüdönmüşlüğün ne büyük aptallık olduğunu, bebekleri öldürerek yaşanamayacağını onlara gösterelim.
Tamam, işi antisemitizme vardımyalım. Centilmen Yahudilere sataşmayalım.
Bu süreçte Larry David de bize arka çıkacaktır, öyle hissediyorum. Yahudi komedyenleri, mizahçıları ben de takdir ediyorum.
Hatırlayınız, Demirperde ülkeleriyle ilgili binlerce fıkra anlatılırdı. Bir sürü piyes, film, roman vardı. Onları unutmadık.
Nazi Almanyasıyla ilgili filmlerin de önemli bir kısmı komedi türündedir: Jacob the Liar, Life is Beautiful filan.
En kalıcı etkiyi doğuran silahı, mizahı kullanalım biz de.
İsrail’in espriye ihtiyacı var.
Silah sesleriyle sağırlaşmış, bomba dumanıyla körleşmiş, cesetlerin arasında duyarsızlaşmış, yozlaşmış, süngerleşmiş bu şavalakları dürtmek bize düşüyor.

Irkçılığa, milliyetçiliğe ya da dini fanatizme prim vermeden İsrail’e ‘Hayır!’ demek mümkün müdür?

Elbette mümkündür.

Aslına bakarsanız, İsrail’in işlediği insanlık suçuna göstermemiz gereken tepkinin bunların hiç biriyle doğrudan ilişkisi yoktur. İsrail, son tahlilde, büyük ağabeylerini yedeğine alıp aşağı mahalledeki cılız oğlanı dövmeye giden zengin çocuğudur. Ve orada nasıl fakir oğlanın yanında duruyorsak, burada da aynı nedenle Filistin’e sahip çıkmamız gerekir. Adaletsizlik orada neyse, burada da odur.

Onun için, Gazze’ye yardım götüren gemiye yapılan saldırıya baktığımda, her şeyden önce şunu görüyorum: tepeden tırnağa silahlı adamlar korumasız insanların üzerine ateş açıyor.

İşte benim için Filistin meselesi her zaman gelip buraya dayanır. Bilirim ki, silahlı adamlar silahsızları öldürmeye başladıklarında, buna ‘Dur!’ demek gerekir.

Yoksa geceleri uyku tutmaz olur insanı.

“Seri Katillerden Hoşlanmam”

Günter Kaindlstorfer’in Henning Mankell’le yaptığı, Metin Alparslan’ın Türkçe’ye çevirdiği röportaj…

Seri katillerde sizi ne ilgilendiriyor?
Aslında hiçbir şey. Ben sadece, toplumsal değişime ışık tutmak için suçu ayna gibi kullanmaya çalışıyorum. Bu eski bir edebiyat geleneğidir. Eski Yunanlılar, Shakespeare ve Joseph Conrad, hepsi aynısını yapmışlardır. Bazen gazeteciler bana en iyi polisiye öyküyü soruyorlar. Benim cevabım hep aynı: Shakespeare’den Macbeth. Ben asla saf bir polisiye yazmazdım. Bu bence sıkıcı olurdu.

Komiser Wallander, polisiyelerinizin ana kahramanı, sizinle fazlasıyla benzerlik gösteriyor. Aynı yaş, aynı araba, bir Peugeot…
(Hayır anlamında bir hareketle,) Yok yok, ben az benzerlik görüyorum. Şurada burada bazı paralellikler olabilir. Bir kişi hakkında 4000-5000 sayfa yazdığınızda bu kaçınılmaz. Örneğin ikimiz de işkolik sayılırız ve opera severiz. Ama bunun dışında Wallander ayrı bir şahsiyettir.

Siz opera hayranı mısınız?
Mozart, Verdi, Puccini. Gözlerimi kaparım ve müziği dinlerim. Bunlar müthiştirler. Beethoven’i ve Bach’ı her şeyden çok severim… Çok şükür ki Bach’tan önceki dönemlerde yaşamadım.

Ana kahramanınız Komiser Wallander’a dönelim. Wallander serisi neden başarılı oldu?
Bunu açıklamak imkânsızdır. Sanatta her zaman akla uygun olmaya bir taraf vardır. Bence Wallander Polisiyelerinin başarısı kahramanın değişiminden kaynaklanıyor. Wallander, sizin gibi, benim gibi sürekli değişir. Bu onu canlı yapar. Bu yönüyle Sherlock Holmes ya da Hercule Poirot’dan ayrılır.

Komiser Wallander siyasi açıdan nerede duruyor?
Sosyal demokrattır galiba. Kendisine hiç sormadım, ama galiba öyledir.

Muhafazakâr değil midir?
Bir anlamda eski moda bir insandır, haklısınız. O acıma, adalet ve beraberlik gibi eskimiş sayılan şeylere inanır. Wallander, her zaman iki seçeneği olduğunu bilir: Televizyon seyredersiniz ve sokakta bir imdat diye bağırır. Şimdi ya imdat sesleri duymamak için televizyonun sesini açarsınız, ya da dışarı çıkıp yardım edesiniz. Kurt Wallander ikinci seçeneği tercih eden insanlardandır.
Yazının devamını okuyun. »

Gazze’ye insani yardım götüren gemilere saldırdınız.
Tam teçhizatlı askerlerinizi üstümüze saldınız.
33 ülkeden gelen şefkate, merhamete, dostluğa, yardımlaşmaya savaş açtınız.
Korumasız ve sivil insanları başlarından vurdunuz.
360 arkadaşımızı tutukladınız.
Dünyaya yaşama azmi, yaşama sevinci ve umut veren kardeşlerimize hücum ettiniz.
Vahşetinizi savundunuz.
İnsanlığın “Dur” ikazına uymadınız.
İsrail hükümeti olarak, insanlığa karşı suç işlediniz.
Suçlusunuz.
Sizi dünya kamuoyu önünde suçluyoruz!
Bu korkunç hatadan, ahmaklığa varan saldırganlıktan derhal dönmezseniz…
İnsanlığın evrensel değerlerine kurşun sıkmaya devam ederseniz…
Uygar dünyayı tümüyle karşınıza almış olacaksınız.
Ve biz…
Medeniyet, dostluk, insanlık ve barış adına…
Sizinle ilelebet mücadele edeceğiz.

Murat Menteş
Onur Ünlü
Ece Temelkuran
Biricik Suden
Murat Zelan
Gökdemir İhsan
Sırrı Süreyya Önder
Yekta Kopan
Selahattin Özpalabıyıklar
Samed Karagöz
Taner Elhan
Aslı Tohumcu
Alper Canıgüz
Roni Margulies
Gökhan Özcan
Kemal Sayar
Murat Uyurkulak
Zeynep Arkan
Aylin Aslım
Emrah Serbes
Fatih Altınöz
İnan Temelkuran
Selahattin Yusuf
Ümit Alan
Tuna Kiremitçi
Ahmet Tezcan
Çiğdem Mater
Selman Bayer
Murat Utku
Ahmet Murat Özel
Nazife Şişman
Yaşar Kurt
Fatma Karabıyık Bararosoğlu
Birhan Keskin
Bünyamin Yıldız
Erkan Şimşek
Hakan Önder
Selçuk Orhan
Levent Kazak
Ferhat Uludere
Reha Yünlüel
Oğuz Karakaş
Mustafa Akar
Meltem Gürle
Enes Özel
Cahit Akın
M. Mahmut Özdil
Ertuğrul Fındık
Yusuf Armağan
Şafak Altun
Ahmet Hakan Coşkun
Ahmet Ümit
Fırat Budacı
Metin-Kemal Kahraman
Sadık Yalsızuçanlar
Gökhan Yorgancıgil
Selahattin Yusuf
Balçiçek Pamir
Alper Gencer
İskender Pala
Mevlana İdris
Abdurrahman Dilipak
Teoman
Mercan Dede
Metin Üstündağ
Hatice Meryem
Vedat Özdemiroğlu
Beste Bereket
Yiğit Özgür
Vildan Atasever
Selahattin Özpalabıyıklar
Müge İplikçi

Bu bildiriye siz de destek veriyorsanız http://www.israelyouareguilty.com/ veya http://www.israilsuclusun.com/ adresinden imzanızı atabilirsiniz.


Yazının devamını okuyun. »

kötülüğün böyle bir tabiatı var, durmadan çoğaltıyor kendini.
o kadar destursuzca çoğalttı,
o kadar namertçe büyüttü ki o kirli ve hantal gövdesini…
bakın artık herkes görüyor onu…