.

Prologlar, bir hikayenin girişine, genelde ön bilgi verme amacıyla yerleştirilmiş metinler, çoğu zaman bir anlatım zaafı olarak görülür. İzleyicinin/okuyucunun gerekli bilgileri hikayenin dramatik yapısı içinde alması daha şık durur. Özellikle güncel sinema anlayışında böyle girişler neredeyse terk edilmiş durumda. Ama geçmişte, özellikle gelecekte geçen bilimkurgularda, bugünle hikayede anlatılan gelecek zaman arasında neler olup bittiğinin bir özetini vermek yaygınmış. İlk (yapılan) Star Wars filminin, uzayın derinliklerine akan yazılar şeklindeki girişi ünlüdür. Tabii ki Star Wars’tan esinlenilerek yapılan, senaryosu Cüneyt Arkın’a, yönetmenliği Çetin İnanç’a ait 1982 tarihli “Dünyayı Kurtaran Adam” için de bir prolog olmaması düşünülemezdi.

Yaklaşık üç dakika sürmesine ve birkaç filmlik malzeme anlatmasına rağmen, birazdan izleyeceğimiz filmin hikayesi hakkında hiçbir fikir vermemeyi başaran bu efsanevi prolog, tam metniyle karşınızda:

“İnsanoğlunun ilk uzaya açılıp aya gitmesiyle uzay çağı başlar. Uzay çağı dünyalılar için bir ilerleme çağıdır. Binlerce yıl böyle yaşamışlardır. Uzay çağı geçmiş, zaman ve yaşam galaksi çağına ulaşmıştır. Yüzbinlerce yıl geride kalmış, dünya ve gezegenler sistemi, uzayda, galaksi sistemine dönüşmüştür. Medeniyetler, tarihler geride kalmış, insanlar, ilk çağlardaki gibi basit yaşamla yetinmeye başlamışlardır. Ve bütün güçleriyle ölümsüzlüğü bulmak, devamlı yaşamı sağlamak için, amansız bir çalışma ve mücadeleye girmişlerdir. Bu çağda dünya milletleri, medeniyetleri, ırkları, dinleri birbirinden ayrı devletler halinden çıkıp, tek bir varlık haline geldiler. Tek bir dünyalı yaşayışları ve kavimleri, galaksi çağının dünya insanlarını meydana getiriyordu. Dünya çılgın bir nükleer silahlanmanın sonucu olarak, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelmişti. Dünya bu gibi tehlikeleri birkaç kez geçirmiş, hiçbir kuvvet dünyayı yok edememiş, fakat dünya bazı zamanlarda parçalara ayrılmış, dünyadan kopan parçalar, uzayda meteor taşları haline gelmiştir. Bazı gezegenlerde hayat devam etmekte, yaşam sürmekteydi. Ama nükleer savaş çok hızlanmıştı. Hükmetmek, daha güçlü olmak için o güzel mutlu dünya delice parçalanırken, birden gizli ve çok güçlü bir düşmanla karşı karşıya kaldı. Beş milyar yıl önce, ışın ve enerjiden madde haline gelen dünyamız, galaksi çağında lazer ışınlarının etkisiyle toz bulutları haline gelip, parçalanmaktadır. Bu düşman kimdi? Hangi galaksideydi? Bütün dünyalılar bu tehlikeye karşı tek bir silah kullandılar: İnsan beyin gücü ve iradesiyle birleştirilmiş bir tabakayla karşı koymaya başladılar. İnsan beyin moleküllerinin sıkıştırılmasıyla oluşturulan bir tabaka dünyayı koruyordu. Dünya her saldırı karşısında toz bulutu haline gelmekte, önündeki koruyucu kalkanın arkasına sığınmaktaydı. Bu kalkanı delecek tek güç, insan beyni ve iradesiyle yaratılacak bir silahtı. Ama gerçekte, galakside bulunan dünya düşmanları, silahları ne kadar güçlü olursa olsun, beyinleri yoktu. Dünya ve insanın değeri, sonsuzlukta en büyük silahtı. Dünyalılar bu bilinmeyen düşmanı aramaya başladılar. Ama ne yazık ki gönderilen hiçbir savaşçı geri dönmedi. Dünyalılar toplandılar, kavimler bir araya gelip çare aradılar. Tek çare düşmanı bulup savaşmaktı. En güçlü, en büyük iki Türk savaşçısı ve diğer dünyalılar, uzaya açılıp bilinmeyen düşmana savaş ilan ettiler. Bazı dünyalılar bu savaşa katılmadılar. Fakat hayal güçlerini gerçek ve mantıkla birleştiren her insan, bu savaşa katılıp kazanmak azmindeydi.”

, 3 Mart
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi