.

“Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar, hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar.”

                                                                                                                                               Oscar Wilde

En son ne zaman sinemadan sokağa çıktınız? Asansörlere tıkılmadan, yürüyen merdivenlere dizilmeden, saldırgan vitrinlere maruz kalmadan, size özel fırsatlarla tanışmadan, otopark katlarına karışmadan, fast food yağı kokularına bulaşmadan… Epey zaman olduysa bu sizin suçunuz değil. Ama Emek Sineması’na sahip çıkmazsanız, kabahatin bir kısmı da sizin olacak.

Korkmayın bu bir nostalji güzellemesi veya manevi değer fetişizmi değil. Gayet çıkarcı bir biçimde, duygudan değil fikirden hareket ederek Emek’in yıkılmamasını istiyorum. Ticarethane kafasıyla işletilen yerlere getirilen filmleri midem kaldırmadığı için istiyorum Emek’in yerinde kalmasını. İstanbul’a gelecek misafirlere hava atmak için istiyorum ayrıca. Sonra film festivallerinde ülkemizi ziyaret eden dünyanın en büyük yönetmenlerini (Kazan, Kieslowski, Antonioni, Bertolucci, Saura bile geçti Emek’ten) dünyanın en çirkin salonlarında ağırlamak istemiyorum.

Duygusallığa gerek yok. Akıl var mantık var. Her santimetre kareden kâr elde edilecek anlaşıldı. Göze nefes aldırmadan mekânlar üst üste tıkıştırılacak. Alışveriş merkezleri birbirine karışacak. Bulunan her boşluğa bir reklam panosu iliştirilecek sonra. Tamam şehrimiz güzel de görünmesin. Tarihi yapılar yerini düğün pastasına benzeyen basmakalıp yapılara bıraksın. Masaları da kaldırdık. İnsansızlaştırdık. Anlaşıldı, sokak işten eve giderken aşılacak bir engel sadece. Yaşanacak bir yer değil. Yani yıkıyorsunuz.

Çok basit bir arz talep matematiğiyle 1924 doğumlu Emek’i yıkıp yerine üçüncü dünya çapında bir alışveriş merkezi koymanın kârlılığı ortada. Ama bu hesaba girersek, saraylarımızı da simit saraylarına dönüştürmemiz gerekir. Her kentte, paranın akışına kapılmaması gereken belirli noktalar vardır. Onlardan beklenen para basmaları değil, sadece orada olmalarıdır. İşte Emek de nesli süratle tükenen bu noktalardan biridir. Kamu malı olan Emek Sineması, “Tarihi ve Kültürel taşınmaz varlık” olarak kategorize edilmiş bir yapıdır. Ama şimdi “yukarı taşıyacağız” diyorlar. Kâr getiren ne varsa onun üstüne. Günah çıkarır gibi. Rant “getiri” demek… Ama bakın neleri götürüyor. Hem günümüzde “restorasyon” da “restoranlar” demek. Bir şeyin değerini ölçmek çok basit artık. Tek bir kriterim var: para et yeter. Emek bu konuda ne ilk ne de son örnek. Devasa bir projenin küçük bir parçası sadece…

Emek için daha önce de yürüdük. Bu Cumartesi 16.00’da Taksim Tramvay Durağı’nda buluşacağız.
Yine Emek Sineması için yürüyeceğiz. Belki de son kez. Sahibi olduğumuz bir şey için onun anlamını bilmeyenlere yalvaracağız. Sonunda da sahne aslında kimin göreceğiz. Umarım yanılırım ama büyük ihtimalle kaybedeceğiz. “Kaybedecek neyimiz var…” diyeceğiz sonra, “…sinema zincirlerimizden başka?”

, 22 Aralık
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi