.

“Bana iş lazım!” dedim iş ve işçi bulma kurumundaki adama. Adam suratıma şöyle bir baktı ve kendinden emin bir surat ifadesi takınıp, “Tam sana göre bir iş var elimde” dedi. Masanın üzerinde duran aletin düğmesine bastı ve: “Güvenliği çağırın!” diye bağırdı, bende kuşkulu bir ifadeyle gözlerimi kısarak, “Ne yaptığını sanıyorsun sen?” dedim. Birden kapı açıldı ve içeriye görevliler geldi. “Götürün şu adamı!” dedi. Adamlar kolumdan tutarak beni çekiştirmeye başladılar. Masadaki adam “Yeni iş arkadaşlarınla tanış!” dedi. “Bırakın beni!” dedim “Manyaksınız hepiniz!” Omuzlarımı silktim. Odadan çıktık. “Bu adamın derdi ne böyle?” diye söylendim. “Aramıza hoş geldin” dedi sağımdaki. “Yani ben şimdi güvenlik görevlisi mi oldum! Yaşasın!” dedim. “Hayır” dedi diğeri. “Sen arka taraftaki ek bina inşaatında çalışacaksın. Amele olarak” “Amele olarak? Yaşasın!” dedim. “Şanslısın” dedi beriki; “Az önce işini kaptığın adamın üzerine beton blok düştü”  “Beton blok! Yaşasın!” dedim. Binanın dışına çıktık. Görevliler kapının önünde kaldılar, uzaklaşırken onlara el salladım ve binanın arkasına geçip şantiye alanına doğru yürüdüm.

Şantiye alanına geldiğimde herkes harıl harıl çalışıyordu. Etrafıma bakındım. Yanımdan bir amele geçiyordu. “Hey!” dedim; “Ben ne yapıcam şimdi” “Nheabülüğmböğn!” dedi bir elini yukarı kaldırıp indirdikten sonra yürümeye devam ederek. Çalışmak zorundaydım. Alacağım parayı hak etmeliydim. İlerde yerde duran bir kürek dikkatimi çekti. Aldım küreği ve kazmaya başladım. Kazdım. Kazdıkça kazdım. Birkaç metre indim. Bir süre sonra yukardan “Hey, hişt! Ne yapıyorsun?” diye bir ses geldi. Şaşkın bakışlarla kafamı yavaşça bir sola bir sağa çevirdim, “Kazıyorum” dedim. “Kazma! Gel buraya!” dedi ses. Çıktım. Karşımda kısa boylu ve uzun burunlu bir adam vardı. Bere giyiyordu ve ayakkabısının rengi siyahtı. Adam, bir çukura bir bana bakıp; “Ne çukuru kazdın sen öyle leş gibi sidik kokuyorsun” dedi. Sustum. Barakalara gittik. Bana bere ve işçi tulumu verdi. “Sen” dedi inşaatın beşinci katını göstererek, “Orada çalışacaksın!” Yukarı baktım. İyi, tamam, peki, güzel, oldu der gibi başımı salladım ve inşaatın beşinci katına çıktım.

“Merhaba arkadaşlar!” dedim; “Mereba” dediler “Ben ölen adamın yerine geldim!” dedim. “Hoş geldin” dediler. “Hoş bulduk” dedim. Aralarından saçı ağarmış yaşlı bir ihtiyar öne çıktı, elime bir tuğla tutuşturdu ve bana. “Duvar ör!” dedi. Tuğlayı elime aldım ve saygıyla başımı öne eğdim. Tam işe başlayacaktım ki sürekli şantiye alanında boş boş dolaşan bir adam dikkatimi dağıttı. “Şu koca götlü adam kim usta!” dedim yaşlı adama “Şişh!” dedi usta sesini kısarak; “Şantiye şefidir o” Ben de; “Nasıl? Şu koca götlü olan mı?!” dedim parmağımla göstererek. Aşağıdaki adam kafasını kaldırıp bana baktı. Ben bakışlarımı kaçırdım, o anda bir adamın bana pis pis baktığını fark ettim. Resmen tiksiniyormuş gibi suratını buruşturuyordu. Bende elimdeki tuğlayı yere koydum ve ona en ciddi bakışlarımdan birini fırlattım attım. Arkamdan bir amele “O, işini aldığın adamın arkadaşıydı. Bu yüzden sana öyle bakıyor” dedi. Bakışlarımı arkamdaki ameleye çevirdim; sonra tekrar o adama bakıp; “İşten atıldım! Yoksa arkadaşının işini ne yapayım!” dedim. “İşten niye atıldın!” dedi. “Fare alarmı yuttu. Ben de işe geç kaldım” dedim. “Ben de inandım!” dedi. Sinirlerim bozuldu. “Sana yalan borcum mu var?” dedim. Ellerini iki yana açarak kafasını iki yana salladı. Demek öyle. Yerdeki tuğlayı alıp bütün gücümle adamın üstüne fırlattım. Fakat tuğla o hızla adamın yanından geçip aşağıdaki şantiye şefinin kafasına geldi. Yere düşen şantiye şefi bir süre debelendikten sonra kaskatı kesildi. Yanından geçen bir amele, el arabasını bırakıp adamın üstüne eğildikten sonra “Ölmüş!” diye haykırdı. Birden bir uğultu yayıldı ortalığa.

“Gördün mü” dedim “yaptığını” Adamın gözleri fal taşı gibi açıldı “Sen ne yaptın?” dedi. “Senin yüzünden” dedim. O sırada şantiye sınırları dışında yoldan geçen bir arkadaşımı gördüm. El salladım. O da el salladı. Adam konuşmasına devam etti: “Sen şantiye şefini öldürdün!” “Ee?” dedim. “O halde…” dedi, Evet? “Yeni Şantiye Şefi sensin!” Açıkçası bunu hiç beklemiyordum doğrusu. Adam çaresiz, önümde saygıyla eğildi. Haber kısa sürede tüm şantiyeye yayıldı. Formenler gelip tebriklerini sundular. Bana Şantiye Şefi Oda Anahtarını takdim ettiler. Bende görev bilinci içerisinde görevimin başına geçip; ortalıkla dolaşmaya başladım. Arada bir ortalığa doğru; “İşinizi doğru düzgün yapın! Hasta etmeyin adamı!” diye bağırıyordum. İşim buydu. Şantiye şefi olmak keyifli bir işti.

Akşama doğru “Herkes toplansın!” dedim “Bir konuşma yapacağım!” Adamlarım kısa sürede meydanda toplandılar. Korkunç bir uğultu vardı. Elimi kaldırdım. Uğultu kesildi. “Geç oldu hava kararıyor. Artık evlerinize gidin! Kadınlarınızın yaptığı yemeklerden yiyin! Sıcak şaraplardan için! Gönlünüzce dinlenin! Şimdi paydos zamanıdır!” dedim. Sevinç çığlıkları eşliğinde bereler havaya fırlatıldı. Şantiye alanının yavaş yavaş boşalmasını seyrettim. Etrafıma bakındım. Bir gazbeton çekip, üzerine oturdum, dirseğimi bacağıma dayadım, elimi yumruk yapıp elmacık kemiklerinin çıkıntısına yerleştirdim ve düşünmeye başladım. “Tek emrimle koca bir binayı yıkıp; yeniden yapabilecek bir güce sahibim” diye düşündüm. Bu gerçekten büyük bir güç… Bu işin heyecanına daha ne kadar dayanabilirdim bilmiyorum doğrusu. Barakalara gittim. Beremi ve iş tulumumu çıkardım. İşi bıraktığımı belirten bir not yazdım. Paltomu giydim ve şantiye alanından sallana sallana uzaklaştım…

, 14 Eylül
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi