.

Babasını henüz on yedi yaşındayken, bir trafik kazası yüzünden yitirmişti. Her şeyden habersiz, evlerinin ballkonunda kahvaltı hazırlamakla uğraşan Baba (48), ki evleri yedi katlı bir apartmanın dördüncü katındaydı ve trafik kazası yüzünden ölmek pek de olasılık dahilinde değildi, yolda ilerleyen ve çeşitli sebeplerden –karı koca kavgasından şoförün ölümüne, arabanın içindeki arı ya da sineğe kadar geniş bir aralıktı bu- birbirleriyle çarpışan arabaların gürültüsünü duydu ve oracıkta yere yığıldı.

Babasının dördüncü kattaki evlerinin balkonunda bir trafik kazası yüzünden öldüğünü söylüyordu herkese ve her seferinde şaşıran yüzleri görmeyi seviyordu: “Yani,” diyordu, “yolda bir trafik kazası meydana geliyor ve babam dördüncü katta kalp krizi geçiriyor. Trafik kazası yüzünden öldüğü söylenebilir, değil mi?”

Bu hikâyeyi anlatmayı seviyordu; artık bir hikâyeden farksız geliyordu ona, geçen onca yıldan sonra hele pek de beklenmedik sayılmaz, çünkü bazı acılar hikâyeleşmeden atlatılmaz—holokost hakkında ne çok film var değil mi ve ne çok hikâye baba ölümü anne ölümü hakkında?

Aradan on iki yıl geçti. Bugün yirmi dokuzuncu yaş günü. Etrafta yeni insanlar var, birkaç kişi, hikâyesini anlatıp yüzlerindeki şaşkınlığı izleyebileceği. Yıllar sonra ilk defa doğum günü kutluyor. Bu tarz kutlamaları sevmez, üç yıldır tanıdığım kadarıyla, nefret ettiği bile söylenebilir.

Üzerinde sekiz adet mum bulunan pasta odaya girdiğinde, yıllar sonra doğum günü kutlayan kadının ne yapacağı merak konusu. İyi ki doğdun diye bağıracak ilk kişi olmak istemiyor kimse. Sessizlik. Sessiz bir doğum günü. Pastanın üzerinde kaplumbağa hızıyla eriyen sekiz mum.

Pek de kalabalık olmayan güruhtan biri, “Bir şey söyle bari,” diyor yirmi dokuz yaşına giren genç kadına.

Pastaya bakıyor. Sessizlik.

“Bir saniye,” diyor. Hikâyesini bilmeyenler var. Galiba yine… Hayır, bugün o günlerden biri değil. Lütfen.

“Babam,” diyor. Sessizliği tam da beklenen şekilde bozuyor. “On yedi yaşındaydım ve babam bir trafik kazasında öldü. Hem de evimiz bir apartmanın dördüncü katındaydı. Ne tuhaf değil mi?”

Şaşıran birkaç yüz, aynı hikâyeyi çok kez dinlemiş, devrilen onlarca göz. Hadi ama, daha iyisini yapabilirsin temalı düşünce balonları salonun tavanına doğru dağılmakta. Fısıltılar.

“On yedi yaşımdaydım,” diyor devam etmede ısrarlı. “Bir trafik kazası ve babam dördüncü katta, balkonda kalp krizi geçiriyor. Trafik kazası denilebilir, değil mi?” Gülümsüyor. Elinde pastayı kesmesi gereken bıçak. Hafif titreyen el. Sessizlik.

Devam etmek ister gibi bir hâli var. Bir şeyler söylemek istiyor. Bugün doğum günü. Dudaktaki tedirgin gülümsemeye dolan gözler, titreyen ele titreyen bir ses eşlik ediyor artık. Ben hikâyenin devamını biliyorum, pastanın üzerindeki mumlara bakarken, uyuduğumuz gecelerden birinde, gördüğü bir rüya sonrası anlattığı o an aklımda dönüp durmakta.

“Babam,” diyor, “balkonda yere yığıldığında, annem…”

Sessizlik. Bu kısmı arkadaşları ilk defa duyuyor. Annesi bu hikâyede hiç var olmadı. Annesinin bu hikâyede yeri yok. Bu hikâye annesinin değil babasının hikâyesi. Göz göze gelmeler. Şaşkınlık. Titreyen ses devam edemiyor. Dolan gözler artık taşıyamıyor ağırlığı ve annesi bir anda gelip kızına sarılıyor.

Annesi bu hikâyede hiç var olmadı.

Hikâyesiz anne kızına sarılıyor. Arkadaşlar sessizliği dağıtmak için birkaç güzel söz söylüyor, iyi ki doğdun diye bağırıyor biri, annesi bir gayretle üflüyor mumları, mumlar artık erimiyor.

Arkadaşlar gülümsüyor, iyi ki doğdunlar sıralanıyor. Anne kızının yanında. Beraber uyuduğumuz gecelerden birinde, gördüğü rüya sonrası anlattığı o an aklımda dönüp durmakta. Baba balkonda kahvaltı hazırlıyor, anne mutfakta o gün on yedi yaşına basmış kızına pasta hazırlıyor, kız on yedisine girecek, heyecanlı. Dışarıda bir ses, iki araba birbirine çarpıyor.

 

 

, 26 Eylül
Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi