.

Bism-i şah Allah Allah.

Gizli bir hazineyken bilinmeyi seven ve murad eden, biz henüz taleb nedir bilmez iken esmaını ve efalini bildirerek bizi talib, zatını dahi matlub kılan Zülcelâl-i vel-İkrâm Allahü Teâla’ya, ilm-i ilahisi ve tecelliyatı adedince aşk u şevk ile hamd olsun.

Muhabbet-i ezelînin muhatabı, Hakk’ın muhabbetinin, nurunun, kelamının velhasıl küntü kenzin mazharı, talib-i Hakk’ın rehberi, mürşidlerin serveri, yegâne penâhımız, dü âlemde sultanımız, rahmeten-li’l-âlemin, Fahr-i âlem Efendimiz Muhammed Mustafa’ya, muhabbetle halk olunan âlemler adedince ve muhabbetle salât ü selam olsun. Bu hamd ü sena ve salât ü selamın bereketi, bahusus onun ehl-i beytine, evladına ve etbaına dahi îsal olunsun. Âmin.

Varis-i sırrü’l-hüdavendigâr, sultan-ı şuara, mefhar-i fukara, Şeyh Galib efendim hazretleri, cenab-ı Hakk’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun; Allah sırrınızı takdis eylesin.

Canımdan aziz efendim, sizi böyle vakitsiz rahatsız etmemin sebebini izahla söze başlayayım müsaadenizle. Matbuattan ahbabımız, müteveffa muharriruna yazılmış mektubatın ceminden müteşekkil bir kitapta neşredilmek üzere, fakirden de bir mektub istediler. Evvela bu taleb karşısında taaccüb etsem de, bu iş dahi bir hayra tahvil edilebilir diye fehmederek, bu satırları kaleme almaya kani oldum. Fakat mevtaya mektub yazmak gibi bir abesle iştigal etmemek için, size müracaat etmeyi ihtiyar ettim. Çünkü sizin hayatiyetiniz karşısında bizim ahvalimiz cemadattan evla değildir, efendim.

Bu vesileyle hem sizin meşhur “Gele bir devr ki bu Galib’i yâd eyleyeler / Fursat-ı sohbeti ahbab ganimet bilsin” nutkunuzu haklamak, hem de yine bu müfred beyitle alakalı, altı senedir zihnimi meşgul eden bir müşkülü zat-ı alinize arz etmek isterim. Efendimizin hicretinin bin dört yüz yirmi yedinci senesinde telif ettiğim, —kendisi bir kıymeti haiz olmamakla birlikte— ancak sizin mısraınızın iktibasıyla kıymet bulan kitabımda, bâlâda zikrettiğim müfred beyte ilaveten, mirî malıdır deyu, müsemmeninizden dahi birçok mısraı yağmaladım: “Efendimsin, cihanda itibarım varsa sendendir”. Asarınızla meşgul oldukça bir güzel hal tecelli ediverdi de, o beyitte tarih düştüğünüz zannına kapıldım. Fakir hesabın içinden çıkamayınca ehline müracaat ettim. Fakat ehil sandığımız rüsum uleması, bir tarih verebilmek şöyle dursun, yekten, “bu beyitte tarih düşüldüğüne dair bir emare dahi yoktur” dediler.

Sultanım, fakir mi vesveseye düşmüşüm, yoksa ulema mı gafil bilemediğimden, tüm cehaletimle size müracaat ediyorum. Buyurduğunuz üzere, ahbab için sizi yâd eylemek —vakitle tahdit edilemez surette— ganimettir. Hal böyle iken, “Gele bir devr” diyerek, muayyen bir vakte işaret buyurmanızda ancak bir hikmet olacağını vehmettim. Hatta “Gele bir devr” ifadesinin eksik ta’miyeye işaret ettiği fikrine kapıldım. Bu fikirden hareketle, asıl ebcedle hesab ettiğimde iki bin elli üç senesine ulaştım. “Ganimet” kelimesinden muradın “gevher”e telmih olabileceğini fehmederek, noktalı hurufatın hesabından ise bin beş yüz on dokuz senesini buldum. Bu tevarih hem hicrî hem de miladî olarak bize uzak olduğundan, (kendi zamanıma yakın bir tarih bulmam gerektiği vehmiyle) ünsüz hurufatın hesabından iki bin on beş senesini çıkardım.

Nur-i kalbim, efendim, sizden dileğim odur ki, ya himmet edin bu tarihi biz hesab edelim, ya da lütfedip manada bildirin. Kerem edin ki, varsa bu muayyen tarihi bilmek ve dahi âleme bildirmek, ancak sizi yâd eylemekle ganiy olan fukaraya nasib olsun. Sertacım, efendim, hatm-i kelam niyetine muhabbetle aşk u niyaz ederim. Bi-hürmeti Tâ-hâ ve Yâ-sin ve bi-izzeti âl-i Yâ-sin ve selâmün ‘alel-mürselîn vel-hamdü lillâhi Rabbil-‘âlemîn. Bi-sırr-ı Pîr el Fatiha.

Fukaradan İhsan kulunuz,

20 Ocak 2013, Asitane

Punto:
14
16
20
24
Palet:
Yazı
Yazı
Yazı
Yazı
Sıfırla
.
Panel
Yukari Asagi